Forum'da ara:
Ara


« Önceki başlık :: Sonraki başlık »  
Yazar Mesaj
Mesaj11.09.2009, 21:28 (UTC)    
Mesaj konusu: Yazılarım(Hikayeler-Makaleler vb.)Onderteam

Arkadaşlarım bulduğum,beğendiğim hoşuma giden hikayeleri bu başlıkta paylaşacağım.Umarım beğenirsiniz.Ayrıca yorumsuz bırakmazsanız sevinrim Wink


En Büyük Mutluluk


Üzerinde en iyi giysisi bulunduğu halde yemek odasına hızla girdi. O gece bir toplantısı vardı ve hazırlanmaya çalışıyordu. Hazırlıklarını süratle sürdürürken gözü dört yaşındaki kızına ilişti. Kızı, radyodaki müziğin ritmine ayak uydurmuş dans ediyordu.

Geç kaldığı için acele ediyordu. Fakat içinden gelen bir sese uyarak kızını seyretmeye başladı. Sonra ona eşlik etmeye başladı. Kızının elinden tutmuş onunla birlikte dans ediyordu. Yedi yaşındaki kızının gruba katılmasıyla büyük bir coşku başladı. Üçü birden yemek odasında başlayıp, salonda biten çılgın bir dans sergilediler. Radyodaki şarkı bir anda bitiverdi; tabii dans da… İkisinin de yanaklarından küçük bir öpücük alarak onları banyoya yolladı.

Küçük kızlar merdivenleri nefes nefese çıktılar. Anneleri seslerini duyabiliyordu. Eğilmiş, iş çantasına dosyalarını yerleştirirken, küçük kızın ablasına, “En iyi anne bizim annemiz, değil mi?” dediğini işitti.

Kadın birden dondu kaldı… Kendini yaşamın koşturmacasına kaptırıp, o güzel anı kaçırmak üzere olduğu için suçladı. Ofisinin duvarlarını süsleyen ödülleri, diplomaları geldi aklıma. Elde ettiği hiçbir başarı, hiçbir ödül bunun yerini tutamazdı: “En iyi anne bizim annemiz, değil mi?”

______________
www.onderteam.tr.gg
Mesaj11.09.2009, 21:30 (UTC)    
Mesaj konusu:

Başarının Tarifi


Kabri İstanbul’da bulunan velilerden Seyyid Velayet birgün bazı gençlere:

- “Başarı nedir biliyor musunuz?” diye sordu: Gençler:

- “Bilmiyoruz efendim, siz buyurun!” dediler.

- “Başarı öldükten sonra işe yarayan şeydir!” dedi ve izah etti:

- “Yani bir şey ahirette işe yarmayacaksa ona başarı denmez. Muvaffak insan kendini ataşten koruyandır. Kendini cehennem ateşinden koruyamayan kişi ne yaparsa yapsın muvaffak olmuş sayılmaz!

______________
www.onderteam.tr.gg
Mesaj11.09.2009, 21:31 (UTC)    
Mesaj konusu:

Valinin Dört Kusuru



Hz. Ömer âdil, hakperest ve dirâyetli bir idareci olmanın yanında, fırsat buldukça göreve getirdiği valileri teftişe çıkar, valilerle halk arasında bir problem var mı, yok mu diye araştırır, durumu öğrenir öğrenmez de hemen hal çaresine giderdi.

Said bin Âmir, Hz. Ömer’in Humus valisiydi. Sahabenin ileri gelenlerinden biriydi. Bu göreve gerçekten layık bir insandı. Zaten idareciliğine güvenildiği ve ehil birisi olduğu için bu görev ona verilmişti.

Hz. Ömer Şam’a yaptığı ziyaretten sonra hem valisi, hem de arkadaşı olan Said bin Âmir’i ziyaret için Humus’a gitti.

Bir süre valiyle görüşüp sohbet ettikten sonra, Hz. Ömer’in şehirlerine gelişini haber alan halkın toplanması üzerine şehrin ileri gelenlerini çağırdı, vali hakkında kanaatlerini öğrenmek istedi.

Şam halkının şikâyetleri
“Valinizden memnun musunuz? Bir şikâyetiniz var mı?”

“Yâ Ömer, valimizden memnunuz, fakat sebebini bilmediğimiz bazı halleri var, bu yüzden şikâyetlerimizi bildirmek isteriz.”

“Nedir şikâyetiniz, mutlaka öğrenmek isterim. Buyurun, söyleyin.”

Humuslular şikâyetlerini sıraladılar:

1. Sabahleyin görevine erken gelmiyor, geç kalıyor.

2. Gece olunca bizden kimseyi kabul etmiyor.

3. Haftada bir gün evine kapanıyor, halkın içine çıkmıyor.

4. Durup dururken bazı zamanlar baygınlık geçiriyor.

Hz. Ömer valiye haber gönderdi. Halkın da hazır olduğu bir mecliste kendisine isnat edilen suçların sebebini öğrenmek istedi. Sırasıyla birer birer sordu.

Bu arada da içinden şöyle dua ediyordu: “Allah’ım, Said bin Âmir hakkındaki müsbet kanaatimde beni yanıltma.”

“Ne dersin, yâ Said, senin hakkında halk bu şikâyetleri dile getiriyor? Nasıl izah edersin?”

Kusurun görünmeyen yüzü
Vali, kendisi hakkında yöneltilen şikâyete konu olan hususlara birer birer açıklık getirmeye başladı:

“Yâ Ömer! Aslına bakarsanız, ben bunları söylemek istemezdim. Çünkü bir fahr ve gurur olur. Ama şikâyete sebep olduğu için açıklamak zorunda kalıyorum:

1. Mesaiye biraz geç gidişimin sebebi, evde hizmetçim yoktur. Hanımım da hasta. Ev işlerinin çoğunu kendim görmek zorundayım. Sabahleyin erkenden hamur yoğuruyorum, ekmek yapıyorum. Çocukların kahvaltısını hazırladıktan sonra abdest alıp çıkıyorum.

2. Geceleri kimseyi kabul etmiyorum. Çünkü gündüzleri halkın işine ve derdine ayırıyorum, geceleri de Hak için ayırıyorum.

3. Haftada bir gün halkın içine çıkmayışıma gelince, hizmetçim olmadığı için elbisemi kendim yıkıyorum. Başka değişik bir elbisem de yoktur. Yıkadıktan sonra onun kurumasını bekliyorum. Kuruduktan sonra giyiyorum, halkın içine ondan sonra çıkıyorum.

4. Bazı günler baygınlık geçirmemin sebebi ise: Mekkeliler Hubeyb’i astıkları gün ben de oradaydım. Müşrikler onu bir ağaca bağladılar. Sonra da şu teklifte bulundular:

“Senin yerine Muhammed’i asmamızı istemez misin?”

“Dar ağacında iken Hubeyb: ‘Ben çoluk çocuğumun içinde rahatça oturayım da, Muhammed’in (a.s.m.) ayağına bir diken batsın ha, vallahi buna gönlüm razı olmaz’ dedikten sonra ‘Yâ Muhammed!’ diye bağırdı. Sonra da onu şehit ettiler.

“Allah’ın beni affetmeyeceğinden korkuyorum”

“Hubeyb’in iman gücünü ve fedakârlığını hatırladığım vakit, ona yardım edemeyişim aklıma geliyor. Çünkü o zaman onu asmalarına engel olabilirdim. Ne yazık ki, o zaman ben de müşriklerin arasındaydım. Onu kurtarmayı düşünemezdim. Bu günahımdan dolayı Allah’ın beni hiç affetmeyeceğinden korkuyorum. İşte o zaman üzerime bir baygınlık geliyor, kendimden geçiyorum.”

Valisini dikkatle dinleyen Hz. Ömer ellerini açtı:

“Allah’ım, iyi niyetimde beni yanıltmadın, Sana şükürler olsun” dedi.

Başta Halife olmak üzere kimse gözyaşlarını tutamadı.

Halktan birisi gibi yaşayan, kendini farklı ve imtiyazlı görmeyen idarecilere o kadar ihtiyacımız var ki, herhalde kaybettiklerimizi o zaman buluruz.

______________
www.onderteam.tr.gg
Mesaj11.09.2009, 21:33 (UTC)    
Mesaj konusu:

Neden?



Günün son dersinin sonuna gelinmişti. Öğrenciler çıkmak için sabırsızlanıyordu. Defter ve kitaplarını çantalarına koydular. Zil çalar çalmaz, dışarı çıkmak için hazırdılar. Yalnız, Ali hazırlanmamıştı.

Gecikmek için de elinden geleni yapıyordu.
Nihayet zil çaldı. Öğrenciler bir anda kapıya yöneldi. Ali, yerinden kalkmadı. Ağır ağır eşyasını topladı. Bir yandan göz ucuyla öğretmenine bakıyor, bir yandan da arkadaşlarının gitmesini bekliyordu.

Öğretmeni, onun bu hâlini fark etti:

- Hayrola Ali, dedi. Eve gitmeyecek misin?

Ali, son arkadaşının da çıktığını görünce cevap verdi:

- Sizinle konuşmak istiyordum öğretmenim.

- Peki, dedi öğretmeni. Ne söyleyeceksin bakalım?

- Ahmet arkadaşımız var ya…

- Evet, ne olmuş Ahmet’e?

- Durumları pek iyi değil galiba. Annesi, beslenme çantasına pekiyi şeyler koymuyor.

- Ee?

- Ona yardım etmek istiyorum. Ama benim yardım ettiğimi bilirse üzülür. Günde bir simit parası biriktirip her hafta size versem, siz de ona verseniz?

Cebinden bir avuç bozuk para çıkarıp öğretmenin masasının üzerine koydu. Nurhan Öğretmen, paraya dokunmadı. Sandalyesine oturup düşündü.

Ali hakkındaki bilgilerini yokladı. Bildiği kadarıyla ailesinin durumu pekiyi değildi. Bu çalışkan ve sevimli öğrencisi, ne kadar da iyi niyetli ve düşünceliydi. Zengin bir ailenin çocuğu değildi. Buna rağmen yardım etmek istiyordu. Üstelik yardım ettiğinin bilinmesini istemiyordu. Nurhan

Öğretmen:

- Dur bakalım Ali, dedi. Bildiğim kadarıyla sizin de maddî durumunuz pekiyi değil. Yanlış mı biliyorum?

- Doğru biliyorsunuz öğretmenim. Babam gündelikçi. Çoğu zaman iş bulamıyor. Ama ben de çalışıyor, para kazanıyorum.

- Nerede çalışıyorsun?

- Simit satıyorum.

Nurhan Öğretmen yine durup düşündü. İyiliğin bu kadarına ne demeliydi şimdi. Bunun gerçekleşmesi zordu. Onu, bundan vazgeçirmek için bir çare bulmalıydı. Bunu yaparken, sevimli öğrencisini de kırmamalıydı. Onunla biraz daha konuşursa, belki bir yolunu bulurdu.

Nurhan Öğretmen, Ali’ye döndü:

- Büyüyünce ne olmak istiyorsun, diye sordu.

- Çok zengin bir işadamı…

- Niçin?

- İnsanlara daha çok yardım etmek için…

- Güzel, dedi Nurhan Öğretmen. Bak şimdi Ali, Ahmet’in ailesinin durumu pekiyi değil; bu doğru. Ama sizinki de bundan pek farklı değil. İstersen acele etme; çok zengin olduğun zaman insanlara yardım edersin.

Olmaz mı?

- Olmaz, dedi Ali. Şimdi yapmalıyım.

- Neden olmaz?

- Üç sebepten dolayı olmaz.

Birincisi: Bu para zaten benim değil. İyilik ettiğim için Allah, beni insanlara sevimli gösteriyor. İnsanlar da bundan etkileniyor, daha çok simit alıyorlar. Bu sayede gün boyu çalışanlardan bile fazla simit satıyorum. Hele mahallede Hasan Amca var, her gün iki simit alıp güvercinlere veriyor.

İkincisi: “Ağaç yaş iken eğilir.” deniliyor. Şimdiden iyilik yapmayı öğrenmezsem büyüdüğümde hiç yapamam.

Üçüncüsü ise daha önemli: Büyüdüğüm zaman çok zengin bir işadamı olmak istiyorum. Zamanında yatırım yapmayanlar büyük işadamı olamazlar.

Nurhan Öğretmen, karşısında büyük biri varmış gibi dinliyordu:

- Bu sonuncusunu pek iyi anlayamadım, dedi. Biraz açıklar mısın?

- Açıklayayım öğretmenim, dedi Ali. Şimdi, çok zengin olmadığım için, ancak günde bir simit parası kadar yardım edebiliyorum. Bundan fazlasını veremem. Allah, Cennet’i gücü kadar iyilik edene veriyor. Şimdi gücüm bu olduğuna göre Cennet’in fiyatı birkaç simit parası kadardır. Eğer zengin olmadan ölürsem birkaç simit parasıyla Cennet’e girebilirim. Bundan daha kârlı bir yatırım olur mu?

Nurhan Öğretmen’in gözleri dolmuştu. Başını “Evet” anlamında sallarken masanın üzerindeki paraları bir bir topladı.

______________
www.onderteam.tr.gg
Önceki mesajları göster:   


Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group
Türkçe Çeviri: phpBB Türkiye & Erdem Çorapçıoğlu