Forum'da ara:
Ara


Yazar Mesaj
Mesaj16.10.2009, 18:55 (UTC)    
Mesaj konusu: HZ.MEHDİ [Din]

Hz. Mehdi Çıktığında Neden Tanınmayacaktır?





HZ. MEHDİ ORTAYA ÇIKTIĞINDA NEDEN TANINMAYACAKTIR?

Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), müminleri Hz. Mehdi'nin gelişiyle müjdelemiş ve bu mübarek şahıs ortaya çıktığında tüm Müslümanların kendisine katılması gerektiğini bildirmiştir:

Ey insanlar, muhakkak Allah-u Teala size zalimleri, münafıkları ve onlara uyanları menetmiş ve size ümmet-i Muhammed'in en hayırlısı olan ve Mekke'de bulunan ismi Ahmet, babasının ismi Abdullah olan Hz. Mehdi'yi reis kılmıştır, ona katılınız.

Ancak buna rağmen insanların büyük çoğunluğu bu kutlu şahsı ilk ortaya çıkışında tanıyamayacaktır. Hatta kimileri de tam tersi bir düşünceye kapılacak, ona destek olmaktan kaçınacak, ondan uzak duracak ve ona karşı olumsuz bir faaliyet içerisine gireceklerdir.

Tüm Müslümanların asırlardır büyük bir heyecanla bekledikleri bu mübarek insanın tanınmamasının ise pek çok sebebi olacaktır. Peygamberimiz (sav)'in hadisleri ve İslam alimlerinin açıklamaları doğrultusunda bu sebeplerden bazılarını şöyle sıralayabiliriz:

Hz. Mehdi'nin Haksızlığa ve İftiraya Uğraması Tanınmasını Engelleyecektir

Kuran'da, Allah'ın elçilerinin ve onlar gibi, insanları din ahlakına uymaya davet eden salih kişilerin menfaatperestlik, delilik, kendini beğenmişlik, büyücülük gibi türlü iftiralarla itham edildikleri haber verilmektedir. Ancak salih Müslümanlar kendilerine yöneltilen iftiraları her zaman örnek bir sabır ve tevekkülle karşılamış, inkarcıların tüm baskılarına rağmen Allah'ın emrettiği ahlakı yaşamaya ve insanları doğru yola davet etmeye devam etmişlerdir. Kuran ayetlerinde elçilerin karşılaştıkları bu durumu anlatan örneklerden bazıları şöyledir:

Yazıklar olsun kullara; ki onlara bir elçi gelmeye görsün, mutlaka onunla alay ederlerdi . (Yasin Suresi, 30)

Onlar için öğüt alıp-düşünmek nerede? Onlara, açıklayan bir elçi gelmişti. Sonra, ondan yüz çevirdiler ve dediler ki: "(Bu,) Öğretilmiştir, bir delidir ." (Duhan Suresi, 13-14)

İşte böyle; onlardan öncekiler de bir elçi gelmeyiversin, mutlaka: " Büyücü ve cinlenmiş " demişlerdir. Onlar bunu (tarih boyunca) birbirlerine vasiyet mi ettiler? Hayır; onlar, 'azgın ve taşkın (tağiy)' bir kavimdirler. (Zariyat Suresi, 52-53)

Hani Musa, kavmine demişti ki: "Ey kavmim, gerçekten benim sizin için Allah'tan gönderilmiş bir elçi olduğumu bildiğiniz halde, niçin bana eziyet ediyorsunuz? " İşte onlar eğrilip-sapınca Allah da onların kalplerini eğriltip saptırmış oldu. Allah, fasık bir kavmi hidayete erdirmez. (Saff Suresi, 5)

Ayetlerde bildirildiği gibi, insanların bir kısmı açık deliller ve mucizeler görmelerine rağmen, kendilerini Allah'a iman etmeye davet eden elçilerden yüz çevirmiş ve onlara karşı cephe almışlardır. Kuran'da geçmiş toplumların karşı karşıya kaldıkları bu durumun Allah'ın bir adetullahı olduğu belirtilmiş; tüm Müslümanların benzeri zorluklarla denenebilecekleri, çeşitli iftiralara uğrayabilecekleri, Kuran ahlakından uzaklaşmaları için manevi baskı görebilecekleri haber verilmiştir. Allah bu gerçeği, "Yoksa sizden önce gelip-geçenlerin hali başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?�" (Bakara Suresi, 214) ayetiyle bizlere bildirmiştir. Bir başka Kuran ayetinde ise müminlerin inkar edenlerden çeşitli baskılar görecekleri şöyle açıklanmaktadır:

Andolsun, mallarınızla ve canlarınızla imtihan edileceksiniz ve sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve şirk koşmakta olanlardan elbette çok eziyet verici (sözler) işiteceksiniz. Eğer sabreder ve sakınırsanız (bu) emirlere olan azimdendir. (Al-i İmran Suresi, 186)

Ve yine Kuran'da bildirilen adetullah gereği, müminlerin aleyhine kurulan her tuzak en başından bozulmuş, atılan her iftira da boşa çıkmış olarak yaratılmıştır. Allah Kuran'da, inkar edenlerin bu girişimlerinin daima müminlerin lehinde sonuçlanacağını haber vermiştir. Ahirette ise Allah, elçilerine ve salih kullarına haksız yere eziyet eden bu kimseler için aşağılatıcı bir azap olduğunu bildirmiştir:

Gerçek şu ki, Allah'a ve elçisine eziyet edenler; Allah, onlara dünyada ve ahirette lanet etmiş ve onlar için aşağılatıcı bir azap hazırlanmıştır. Mümin erkeklere ve mümin kadınlara irtikab etmedikleri (bir suç) sebebiyle eziyet edenler ise, gerçekten bir iftira ve açık bir günah yüklenmişlerdir. (Ahzab Suresi, 57-5Cool

İnkar edenler ve müşrikler, elçilerin tebliğ ettikleri hak dinin yıllardır devam ettirdikleri kendi yerleşik menfaat düzenlerine zarar vereceğini düşünerek, salih müminleri kendilerine düşman edinmişlerdir. Bu, insanların Allah'a iman etmelerini engelleyebilmek ve elçilerin tebliğlerini geçersiz kılabilmek amacıyla inkar edenlerin yüzyıllardır uyguladıkları bir yöntemdir. Peygamber Efendimiz (sav) de hadislerinde, kendisinden sonra gelecek tüm elçilerin ve evliyaların Allah'ın gönderdiği dini tebliğ etmeleri ve yaymaları nedeniyle çeşitli zorluk ve iftiralara maruz kalacaklarını haber vermiştir. Bir başka hadisinde ise Peygamberimiz (sav), kendi soyundan gelen halkının kendisinden sonra pek çok zorluk ve sıkıntıyla karşılaşacaklarını bildirmiştir:

... Biz öyle bir ev halkıyız ki; Allah bizim için ahireti dünyaya tercih etmiştir. Benim Ehl-i Beytim (soyum) muhakkak benden sonra bela, kaçırılma ve sürgüne uğrayacaktır. Benden sonra Ehl-i Beytim (soyum) bela ve mihnetlerle (eziyet, sıkıntı) karşılaşacaklar ve darbe maruz kalacaklardır.

Peygamberimiz (sav)'in pek çok hadisinde belirtildiği gibi, Hz. Mehdi de Peygamberimiz (sav)'in ev halkından yani onun soyundan gelecek bir şahıs olacaktır. Bu hadislerden biri şöyledir:

"Mehdi, bizden, Ehl-i Beyttendir."

Hadislerde Hz. Mehdi'nin, diğer evliya ve enbiyalar gibi, türlü haksızlıklara ve ağır suçlamalara maruz kalacağı ayrıca şöyle bildirilmektedir:

... (Mehdi) İki rekat namaz kılar. Namazdan dönünce şöyle der: "Ey insanlar! Ümmet-i Muhammed ve bilhassa onun Ehl-i Beyti çok belalar gördü ve bizler kahr (azap) ve haksızlığa maruz kaldık (uğradık). "

Başka bir rivayette ise, Hz. Mehdi'ye, ahir zamanda ona ve Hz. İsa'ya karşı büyük bir mücadele verecek olan Deccal'in destekçileri tarafından baskı uygulanacağı haber verilmiştir. Hadisin işaret ettiğine göre, Hz. Mehdi'nin ve Hz. İsa'nın fikri mücadelesine karşılık Deccal ve destekçileri bu mübarek şahısları engellemek, tutuklamak, topraklarından sürmek ya da öldürmek amacıyla çeşitli tuzaklar kuracaklardır.

Peygamberimiz (sav)'in tüm bu hadislerinden, Hz. Mehdi ve cemaatinin yoğun bir karalama ve iftira kampanyası ile mücadele etmek zorunda kalacaklarına işaret edildiği anlaşılmaktadır. Dönem ahir zaman olduğu için, insanların büyük kısmında hakim olan derin şüphecilik, güvensizlik, sabırsızlık ve sadakatsizlik, çoğu kimsenin bu iftiralara kulak vermelerine, samimi Müslümanlara ise itimat etmemelerine neden olacaktır.

Bediüzzaman Said Nursi, bu dönemi bir sözünde şöyle tarif etmektedir:

... Hem yirmi seneden beri tahribkarane (yıkıcı şekilde) çok dehşetli zulüm altında o derece ahlak bozulmuş ve sabır ve sadakat kaybolmuş ki, ondan belki de yirmiden birisine itimad edilmez (güvenilmez)� (Kastamonu Lahikası, sf. 86)

Büyük İslam alimi Bediüzzaman'ın da belirttiği gibi, ahir zamandaki ahlaki bozulma nedeniyle insanlar Hz. İsa ve Hz. Mehdi'ye şüpheyle yaklaşacaklar, onların Allah'ın dinini yaymak amacıyla yaptıkları faaliyetlerinin değerini anlamayacak, hatta bu kıymetli insanların hizmetlerini engellemeye çalışacaklardır. Bediüzzaman'a göre, bu nedenle tüm İslam dünyasının heyecanla beklediği Büyük Müceddid (her yüzyıl başında gönderilen büyük İslam alimi) uzun yıllar boyunca insanlar arasında Mehdi sıfatıyla tanınmayacaktır. Tam aksine toplumun önemli bir kesimi onu �tarihteki tüm Müslümanlara karşı olduğu gibi- dinlerini dejenere etmekle, sapkınlıkla, yalancılıkla ve daha birçok asılsız iftiralarla suçlayacaklardır. Ancak, hadislerde işaret edildiği üzere, Hz. Mehdi tüm bu karalama ve iftiralara çok üstün bir sabır ve tevekkülle karşılık verecek, din ahlakını yaşamada ve tebliğ etmekteki kararlılığından taviz vermeyecektir.

Peygamberimiz (sav), Hz. Mehdi'nin göstereceği bu üstün ahlakı hadislerinde şöyle belirtmiştir:

İnsanlar, hakka dönünceye kadar mücadelesine devam edecektir.

Fitneleri önlemenin kendisine zor gelmeyeceği ve öldürmenin de onu vazgeçiremeyeceği Ehli Beytime mensup birisi sahip olmadan günler ve geceler bitmeyecektir.

Peygamber Efendimiz (sav) diğer bir hadisinde tüm bu baskı ve saldırıların Hz. Mehdi'yi daha da güçlendireceğine işaret etmiştir:

Mümin şahıs (Mehdi) Deccal'i görünce: "Ey insanlar! Resulullah'ın zikrettiği Deccal işte budur" der. Deccal hemen onunla ilgili emrini verir de o zat karnı üzerine uzatılır ve arkasından: "Onu alın da yaralayın" der. Artık o zatın sırtı ve karnı döve döve genişletilir. Bu sefer onu iki eli ve iki ayağı ile yakalar da fırlatır atar. İnsanlar Deccal'in onu bir ateş içine attığını sanırlar. Halbuki o bir cennet içine atılmıştır.33

Hadiste mecazi anlamda kullanılan, Hz. Mehdi'nin "sırtı ve karnından dövüle dövüle genişletilmesi" ifadesi, aleyhinde kurulan tüm tuzakların Hz. Mehdi'yi daha da güçlendireceğine, tebliğinin etkisini daha da artıracağına işaret ediyor olabilir. (En doğrusunu Allah bilir).

Hadiste ayrıca, Deccal ve taraftarlarının yapacakları her türlü sözlü ya da yazılı saldırının, halkın nazarında sözde Müslümanların itibarlarını zedelemek için ortaya atacakları her iftira ve karalamanın, Hz. Mehdi cemaatinin hayrına olacağına da işaret edilmektedir. Hz. Mehdi aleyhinde yürütülecek olan tüm bu faaliyetler, salih müminlerin dünya çapında daha iyi tanınmalarına, mümin vasıflarının daha fazla ortaya çıkmasına, Allah'a olan imanlarında derinleşmelerine ve Allah'ın izniyle cennette derecelerinin artmasına vesile olabilir. (En doğrusunu Allah bilir).

Tarih Boyunca Gönderilen Peygamberler de Çeşitli İftiralarla İtham Edilmişlerdir

Tarih boyunca, yeryüzünde ahlaksızlığı ve bozgunculuğu yaygınlaştırmak isteyen insanlar, kendilerini doğru yola çağıran salih müminlere karşı iftira yöntemini kullanmışlardır. Bu yöntem Hz. Nuh'tan Hz. Süleyman'a, Hz. Musa'dan Hz. Muhammed (sav)'e, Allah'ın tüm elçilerine ve yanlarındaki salih müminlere karşı kullanılmıştır. Ancak Allah'ın izniyle hiçbir zaman amacına ulaşamamış; atılan iftiralar bu kıymetli insanlara zarar verememiştir. Allah daima salih kullarını bu ithamlardan temize çıkarmıştır. Kuran'da bu konuda verilen örneklerden biri Hz. Musa'dır:

Ey iman edenler, Musa'ya eziyet edenler gibi olmayın; ki sonunda Allah onu, demekte olduklarından temize çıkardı. O, Allah Katında vecihti. Ey iman edenler, Allah'tan sakının ve sözü doğru söyleyin. (Ahzab Suresi, 69-70)

Tarih boyunca gönderilmiş olan tüm elçi ve peygamberlerin aynı durumla karşılaşmış olmaları, Hz. Mehdi'ye yöneltilen iftiraların, sözlü ya da fiili saldırıların da ahir zamana yönelik çok önemli birer alamet olduğunu göstermektedir.

Ancak geçmişte Müslümanlara atılan iftiralar nasıl sonuçsuz kaldıysa, ahir zamanda da Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin Kuran ahlakını tüm insanlar arasında yerleşik kılmalarını engellemek isteyenlerin iftiraları da -Allah'ın izniyle- aynı şekilde sonuçsuz kalacaktır. Allah bir ayetinde müminlere karşı düzen kuran kimselerin içine düştükleri durumu şöyle bildirmektedir:

Böylece Biz, her ülkenin önde gelenlerini -orada hileli düzenler kursunlar diye- oranın suçlu-günahkarları kıldık. Oysa onlar, hileli-düzeni ancak kendilerine kurarlar da bunun şuuruna varmazlar. (Enam Suresi, 123)

Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde de, Hz. Mehdi ve cemaatine yönelik saldırı ve iftiraların etkisiz kalacağına ve tüm bunların bu mübarek topluluğun şevkini, heyecanını ve Allah'ın dinine olan bağlılığını daha da artıracağına yönelik işaretler yer almaktadır. Peygamber Efendimiz (sav) bir hadisinde bu kutlu cemaatin bu özelliğini şu şekilde tarif etmektedir:

Sizden sonra onlarla mücadele etmek için Müslümanların en hayırlıları (Mehdi cemaati) çıkar ki, onlar Allah yolunda hiçbir kınayanın kınamasından, dedikodusundan korkmayan İslam ahalisidir...34

Tüm bu bilgiler, salih müminlerin ne kendilerine ne de diğer inananlara atılan iftiralar karşısında tedirginliğe kapılmamaları ve Müslümanların kardeşlerine şüpheyle bakmamaları gerektiğini göstermektedir. Müminin yapması gereken, yaşadığı her olayı, inkarcıların sözlü ve fiili saldırılarını hep Kuran'da bildirilen bakış açısına göre değerlendirmektir. Geçmişte Allah'ın elçileri ve yanındakiler maruz kaldıkları iftiralara nasıl güzel bir sabır ve itidalli bir tutumla karşılık verdilerse, günümüzde de tüm müminler aynı tevekküllü tavrı göstermelidirler. Bu şekilde Kuran ayetleri doğrultusunda düşünmeleri, Allah'ın izniyle, insanların Hz. Mehdi'yi tanımalarının önündeki engellerin de kalkmasına vesile olacaktır.

Büyücülük İftirası

Andolsun, Biz Musa'yı ayetlerimizle ve apaçık bir delille gönderdik; Firavun'a, Haman'a ve Karun'a. Ama onlar: "(Bu,) Yalan söyleyen bir büyücüdür " dediler. (Mümin Suresi, 23-24)

İşte böyle; onlardan öncekiler de bir elçi gelmeyiversin, mutlaka: " Büyücü ve cinlenmiş " demişlerdir. Onlar bunu (tarih boyunca) birbirlerine vasiyet mi ettiler? Hayır; onlar, 'azgın ve taşkın (tağiy)' bir kavimdirler. (Zariyat Suresi, 52-53)

İçlerinden bir adama: "İnsanları uyar ve iman edenlere, muhakkak kendileri için Rableri Katında 'gerçek bir makam' olduğunu müjde ver" diye vahyetmemiz, insanlara şaşırtıcı mı geldi? İnkar edenler: "Gerçekten bu, açıkça bir büyücüdür " dediler. (Yunus Suresi, 2)

Biz onların seni dinlediklerinde ne için dinlediklerini, gizli konuşmalarında da o zalimlerin: "Siz büyülenmiş bir adamdan başkasına uymuyorsunuz" dediklerini çok iyi biliriz. (İsra Suresi, 47)

Dediler ki: "Sen ancak büyülenmişlerdensin . Sen yalnızca bizim benzerimiz olan bir beşerden başkası değilsin; eğer doğru sözlü isen, bu durumda bir ayet (mucize) getir-görelim." (Şuara Suresi, 153-154)

� Zulmedenler dedi ki: "Siz olsa olsa, ancak büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz." (Furkan Suresi,

Yalancılık İftirası

Firavun dedi ki: "Ey önde gelenler, sizin için benden başka ilah olduğunu bilmiyorum. Ey Haman, çamurun üstünde bir ateş yak da, bana yüksekçe bir kule inşa et, belki Musa'nın ilahına çıkarım çünkü gerçekten ben onu yalancılardan (biri) sanıyorum. " (Kasas Suresi, 3Cool

İçlerinden kendilerine bir uyarıcının gelmesine şaştılar. Kafirler dedi ki: "Bu, yalan söyleyen bir büyücüdür. İlahları bir tek ilah mı yaptı? Doğrusu bu, şaşırtıcı bir şey." (Sad Suresi, 4-5)

Semud (kavmi) de uyarıları yalanladı. Dediler ki: "Bizden biri olan bir beşere mi uyacağız? Bu durumda gerçekten biz bir sapıklık (delalet) ve çılgınlık içinde kalmış oluruz. Zikr (vahy) içimizden ona mı bırakıldı? Hayır, o çok yalan söyleyen , kendini beğenmiş bir şımarıktır." Onlar yarın, kimin çok yalan söyleyen, kendini beğenmiş bir şımarık olduğunu bilip-öğreneceklerdir. (Kamer Suresi, 23-26)

Kavminin önde gelenlerinden inkar edenler dediler ki: "Gerçekte biz seni 'akli bir yetersizlik' içinde görüyoruz ve doğrusu biz senin yalancılardan olduğunu sanıyoruz." (Hud:) "Ey kavmim" dedi. "Bende 'akıl yetersizliği' yoktur; ama ben gerçekten alemlerin Rabbinden bir elçiyim" dedi. "Size Rabbimin risaletini tebliğ ediyorum. Ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm." (Araf Suresi, 66-6Cool

Delilik İftirası

Ya da kendi elçilerini tanımadılar mı ki, şimdi onu inkar ediyorlar? Yahut: " Onda bir delilik var " mı diyorlar? Hayır, o, onlara hak ile gelmiş bulunmaktadır ve onların çoğu hakkı çirkin karşılıyorlar. (Müminun Suresi, 69-70)

Onlar: "Ey kendisine kitap indirilen (Muhammed). Gerçekten sen cinlenmiş (bir deli)sin ," dediler. (Hicr Suresi, 6)

O inkar edenler, zikri (Kur'an'ı) işittikleri zaman, seni neredeyse gözleriyle devireceklerdi. "O, gerçekten bir delidir " diyorlar. (Kalem Suresi, 51)

Sonra, ondan yüz çevirdiler ve dediler ki: "(Bu,) Öğretilmiştir, bir delidir ." (Duhan Suresi, 14)

Kavminin önde gelenlerinden inkar edenler dediler ki: "Gerçekte biz seni 'akli bir yetersizlik' içinde görüyoruz ve doğrusu biz senin yalancılardan olduğunu sanıyoruz." (Araf Suresi, 66)

"O, kendisinde delilik bulunan bir adamdan başkası değildir, onu belli bir süre gözetleyin." "Rabbim" dedi (Nuh), " Beni yalanlamalarına karşılık, bana yardım et." (Müminun Suresi, 25-26)

Kendilerinden önce Nuh kavmi de yalanlamıştı; böylece kulumuz (Nuh)u yalanladılar ve: " Delidir " dediler. O 'baskı altına alınıp engellenmişti.' (Kamer Suresi, 9)

(Firavun) Dedi ki: "Şüphesiz size gönderilmiş bulunan elçiniz, gerçekten bir delidir. " (Şuara Suresi, 27)

Fakat o, 'bütün kişisel ve askeri gücüyle' yüz çevirdi ve: "(Bu,) Ya bir büyücü veya bir delidir " dedi. Bunun üzerine, Biz onu ve ordularını yakalayıp denize attık; (ki o,) 'kınanacak işler yapıyordu.' (Zariyat Suresi, 39-40)

Sapkınlık İftirası

Dediler ki: " Bunlar herhalde iki sihirbazdır, sizi sihirleriyle yurdunuzdan sürüp-çıkarmak ve örnek olarak tutturduğunuz yolunuzu (dininizi) yok etmek istemektedirler. Bundan ötürü, tuzaklarınızı biraraya getirin, sonra gruplar halinde gelin; bugün üstünlük sağlayan, gerçekten kurtuluşu bulmuştur." (Taha Suresi, 63-64)

Firavun dedi ki: "Bırakın beni, Musa'yı öldüreyim de o (gitsin) Rabbine yalvarıp-yakarsın. Çünkü ben, sizin dininizi değiştirmesinden ya da yeryüzünde fesat çıkarmasından korkuyorum. " (Mümin Suresi, 26)

Kavminin önde gelenleri: "Gerçekte biz seni açıkça bir 'şaşırmışlık ve sapmışlık' içinde görüyoruz" dediler. (Araf Suresi, 60)

Doğrusu, 'suç ve günah işleyenler,' kimi iman edenlere gülüp-geçerlerdi. Yanlarına vardıkları zaman, birbirlerine kaş-göz ederlerdi. Kendi yakınlarına döndükleri zaman neşeyle dönerlerdi. Onları gördükleri zaman ise: "Bunlar elbette şaşkın-sapıklardır " derlerdi. (Mutaffifin Suresi, 29-32)

İnkarcıların Alay ve Kin Dolu Sözleri

Kavminden, ileri gelen inkarcılar: "Biz seni yalnızca bizim gibi bir beşerden başkası görmüyoruz; sana , sığ görüşlü olan en aşağılıklarımızdan başkasının uyduğunu görmüyoruz ve sizin bize bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. Aksine, biz sizi yalancılar sanıyoruz" dedi. (Hud Suresi, 27)

Firavun, kendi kavmi içinde bağırdı; dedi ki: "Ey kavmim, Mısır'ın mülkü ve şu altımda akmakta olan nehirler benim değil mi? Yine de görmeyecek misiniz?" "Yoksa ben, şundan daha hayırlı değil miyim ki o, aşağı (sınıftan) bir zavallı ve neredeyse (sözü) açıklamadan yoksun olan (biri)dir." (Zuhruf Suresi, 51-52)

Böylelikle kendi kavmini küçümsedi, onlar da ona boyun eğdiler. Gerçekten onlar, fasık olan bir kavimdi. Sonunda Bizi öfkelendirince, Biz de onlardan intikam aldık, böylece onları toplu olarak suda boğduk. Bu suretle onları, sonradan gelecekler için bir selef ve bir örnek kıldık. (Zuhruf Suresi, 54-56)

Şımarıklık ve Kendini Beğenmişlik İftirası

Semud (kavmi) de uyarıları yalanladı. Dediler ki: "Bizden biri olan bir beşere mi uyacağız? Bu durumda gerçekten biz bir sapıklık (delalet) ve çılgınlık içinde kalmış oluruz." "Zikr (vahy) içimizden ona mı bırakıldı? Hayır, o çok yalan söyleyen, kendini beğenmiş bir şımarıktır. " Onlar yarın, kimin çok yalan söyleyen, kendini beğenmiş bir şımarık olduğunu bilip-öğreneceklerdir. (Kamer Suresi, 23-26)

Menfaat ve İktidar Peşinde Olduğu İftirası

Onlar: "Siz ikiniz (Hz. Musa ve Hz. Harun), bizi atalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol)dan çevirmek ve yeryüzünde büyüklük sizin olsun diye mi bize geldiniz? Biz, sizin ikinize inanacak değiliz" dediler. (Yunus Suresi, 7Cool

... Bu sizin benzeriniz olan bir beşerden başkası değildir. Size karşı üstünlük elde etmek istiyor... (Müminun Suresi, 24)

Halkın Güvenliğini ve Huzurunu Tehdit Ettiği İftirası

(Firavun,) Çevresindeki önde gelenlere: "Bu" dedi, "Doğrusu bilgin bir büyücüdür. Büyüsüyle sizi yurdunuzdan sürüp çıkarmak istiyor ; ne buyurursunuz?" (Şuara Suresi, 34-35)

Firavun: "Ben size izin vermeden önce ona iman ettiniz, öyle mi? Mutlaka bu, halkı burdan sürüp-çıkarmak amacıyla şehirde planladığınız bir tuzaktır. Öyleyse siz (buna karşılık ne yapacağımı) bileceksiniz." (Araf Suresi, 123)

Hz. Yusuf'a Atılan İftira

Erginlik çağına erişince, kendisine hüküm ve ilim verdik. İşte Biz, iyilik yapanları böyle ödüllendiririz. Evinde kalmakta olduğu kadın, ondan murad almak istedi ve kapıları sımsıkı kapatarak: "İsteklerim senin içindir, gelsene" dedi. (Yusuf) Dedi ki: "Allah'a sığınırım. Çünkü o benim efendimdir, yerimi güzel tutmuştur. Gerçek şu ki, zalimler kurtuluşa ermez." Andolsun kadın onu arzulamıştı, - eğer Rabbinin (zinayı yasaklayan) kesin kanıt (burhan)ını görmeseydi- o da (Yusuf da) onu arzulamıştı. Böylelikle Biz ondan kötülüğü ve fuhşu geri çevirmek için (ona delil gönderdik). Çünkü o, muhlis kullarımızdandı. Kapıya doğru ikisi de koştular. Kadın onun gömleğini arkadan çekip yırttı. (Tam) Kapının yanında kadının efendisiyle karşılaştılar. Kadın dedi ki: " Ailene kötülük isteyenin, zindana atılmaktan veya acı bir azaptan başka cezası ne olabilir?" (Yusuf Suresi, 22-25)

Kadın dedi ki: " Beni kendisiyle kınadığınız işte budur. Andolsun onun nefsinden ben murad istedim, o ise (kendini) korudu. Ve andolsun, eğer o kendisine emrettiğimi yapmayacak olursa, mutlaka zindana atılacak ve elbette küçük düşürülenlerden olacak. " (Yusuf Suresi, 32)

Hz. Meryem'e Atılan İftira

Kitap'ta Meryem'i de zikret. Hani o, ailesinden kopup doğu tarafında bir yere çekilmişti. Sonra onlardan yana (kendini gizleyen) bir perde çekmişti. Böylece ona ruhumuz (Cibril'i) göndermiştik, o da, düzgün bir beşer kılığında görünmüştü. Demişti ki: "Gerçekten ben, senden Rahman (olan Allah)a sığınırım. Eğer takva sahibiysen (bana yaklaşma)." Demişti ki: "Ben, yalnızca Rabbinden (gelen) bir elçiyim; sana tertemiz bir erkek çocuk armağan etmek için (buradayım)." O: "Benim nasıl bir erkek çocuğum olabilir? Bana hiçbir beşer dokunmamışken ve ben azgın utanmaz (bir kadın) değilken" dedi. "İşte böyle" dedi. "Rabbin, dedi ki: -Bu Benim için kolaydır. Onu insanlara bir ayet ve Bizden bir rahmet kılmak için (bu çocuk olacaktır)." Ve iş de olup bitmişti. (Meryem Suresi, 16-21)

Böylece onu taşıyarak kavmine geldi. Dediler ki: "Ey Meryem, sen gerçekten şaşırtıcı bir şey yaptın." "Ey Harun'un kız kardeşi, senin baban kötü bir kişi değildi ve annen de azgın, utanmaz (bir kadın) değildi." (Meryem Suresi, 27-2Cool

Yukarıdaki ayetlerde haber verilen bu iftiraların hepsi ve daha da fazlası, hadislerde ve İslam alimlerinin sözlerinde haber verildiğine göre, Hz. Mehdi için de ortaya atılacaktır. Delilik, yalancılık, sapkınlık, menfaatperestlik, insanları doğru yoldan uzaklaştırmak gibi iftiralarla itham edilmesi nedeniyle bu mübarek insana karşı halkta olumsuz bir kanaat oluşacak olabilir. Hadislerde bu korku, tedirginlik ve şüphe nedeniyle de insanların Hz. Mehdi'den uzak duracaklarına işaret edilmektedir.

Bediüzzaman Said Nursi'ye Karşı da Aynı İftira Yöntemleri Kullanılmıştır

Allah'ın dinine olan bağlılığı ve Allah yolundaki kararlılığı, samimiyeti, ihlası ile bilinen her Müslüman, inkar edenlerin fiili ve sözlü saldırılarına uğramıştır. Çok yakın bir geçmişte bazı inkarcı çevrelerin düşmanlığı ile karşılaşmış ve vefatına kadar yaşadığı zulüm ve sıkıntılara sabırla tevekkül etmiş olan 13. yüzyılın müceddidi Bediüzzaman Said Nursi, bu konudaki önemli örneklerden biridir. İnsanları Allah'ın varlığını ve sonsuz kudretini takdir etmeye, kainattaki yaratılış delilleri üzerinde düşünmeye ve Kuran ahlakını yaşamaya davet eden Bediüzzaman, tarih boyunca gönderilmiş tüm elçiler gibi, din ahlakına düşman olan bazı kişilerin iftiralarına maruz kalmıştır. 13. asrın büyük müceddidi olduğu halde, yaşadığı toplumda bir müceddid olarak da tanınmamıştır. Hatta dönemin bir kısım alimleri kendisinin ne kadar üstün ve mübarek bir şahıs olduğunu fark edemeyerek ona muhalefet etmiş ve kendisini çeşitli iftiralarla itham etmişlerdir.

Bediüzzaman bu nedenlerle hayatının çok büyük bir kısmını hapishanelerde veya sürgünde geçirmiştir. Yaşadığı dönem boyunca bu kıymetli insanın değeri tam olarak anlaşılmamış, hikmetli eserlerini ortadan kaldırmak isteyen bazı çevreler tüm güçleriyle ona saldırmışlardır. Bu değerli insanın görüşlerinden ve tefekkürlerinden faydalanmak yerine onu susturmayı kendilerine hedef edinmişlerdir.

Bediüzzaman Said Nursi, 20. yüzyılda yetişmiş en büyük İslam alimlerinden biridir. 87 yıl süren hayatı boyunca İslam dinini insanlara anlatmış, materyalist felsefeye, din ve mukaddesat düşmanlarına karşı büyük bir fikri mücadele vermiştir. 6000 sayfalık dev eseri Risale-i Nur , hem çok derin bir Kuran tefsiri, hem de materyalist felsefeyi çürüten ve iman hakikatlerini çok hikmetli bir şekilde ortaya koyan muazzam bir yapıttır. Bediüzzaman Said Nursi, ahiret, ölüm, kader, iman, nefsin kötülükleri gibi birçok konuyu eserlerinde çok hikmetli örneklerle, derin ve etkileyici bir üslupla anlatmıştır. Onun samimi ve hikmetli üslubu binlerce insanın Allah'a iman etmesine ve imanda daha da derinleşmesine vesile olmuştur.

İnsanları Kuran ahlakına, hak dine davet etmek için verdiği bu fikri mücadelede Bediüzzaman Said Nursi'nin karşısına çıkan en büyük engellerden biri ise, materyalist felsefeyi ve din düşmanlığını hayat şekli olarak gören bazı çevreler olmuştur. Bu çevreler, ''din ahlakından uzak bir toplum oluşturma'' hedeflerini gerçekleştirmek için büyük çaba sarf etmişlerdir. Bediüzzaman Said Nursi de bu gibi asılsız felsefeleri çürüten, dinin akıl ve ilimle çatışmadığını, tam tersine aynı noktada birleştiğini ortaya koyan ve toplumda büyük bir manevi uyanış başlatan bir İslam alimidir. Bediüzzaman kendi fikri mücadelesini ve bu mücadelenin en önemli amaçlarından birini şu sözlerle tarif etmektedir:

... Fakat çiçekler baharda gelir. Öyle kudsi çiçeklere zemin hazır etmek lazım gelir. Ve anladık ki, bu hizmetimizle o nurani zatlara zemin izhar ediyoruz (hazırlıyoruz).

O ileride gelecek acib şahsın bir hizmetkarı ve ona yer hazır edecek bir dümdarı (ordunun arkasındaki kuvvet) ve o büyük kumandanın pişdar (önde giden, öncü) bir neferi olduğumu zannediyorum.

Bediüzzaman'ın sözlerinde de açıkça ifade ettiği gibi o kendisini, ahir zamanın mübarek şahıslarına yani Hz. İsa ve Hz. Mehdi'ye manevi olarak zemin hazırlayan bir er olarak tarif etmektedir. Yaşadığı dönemde kendisini engellemek için atılan iftiralar, hakkında ileri sürülen yalanlar Bediüzzaman'ın fikri mücadelesinin büyüklüğünün ve öneminin, hiç şüphesiz, en önemli göstergelerindendir. Bu iftiraların kimi zaman günümüzde dahi gündeme getirilmesi, yapılan çalışmaların etkisinin büyüklüğünü gösterir.

Bediüzzaman'ın Allah'ın varlığını, milli ve manevi değerlerin önemini anlatan çalışmalarından rahatsız olan çevreler, ellerinde bulunan bazı basın organlarını da kullanarak, Bediüzzaman'a karşı en olmadık iftiraları atmışlardır. Örneğin bir gazetede Bediüzzaman'a "bazı safdilleri kandırarak kendilerinden para çekmek" 37 şeklinde iftira edilmiştir. Aynı gazetede farklı tarihlerde ise, " Said-i Nursi mühimsenecek bir kimse değildir. Maddi ve manevi menfaatler sağlamak amacında olan bir kimsedir'' diye yalan haberler yayınlanmıştır.

Dünyadan hiçbir beklentisi olmayan, hiçbir malı mülkü bulunmayan, kendi deyimiyle ''kendisini beğenmemeyi kendisine meslek edinen'' 38 ve son derece mütevazı bir hayat yaşayan Bediüzzaman'a "talebelerinden para sızdırmak", "liderlik hırsını tatmin etmek" gibi haksız ve gerçeklerle hiçbir şekilde bağdaşmayan, asılsız iftiralar atılmıştır. Bu çirkin iftiraların amacı, bazı çevrelerin bu yolla Bediüzzaman'ı kendilerince "etkisiz, güvenilmez ve sözü dinlenmez" duruma getirebilmek olmuştur.

Bu iftiralar, geçmişte peygamberlere atılan iftiraların benzerleridir. Peygamberler de kavimleri tarafından, dini kullanarak menfaat elde etme iftirasıyla itham edilmişlerdir. Bediüzzaman bu iftiraların sonucunda hapis cezası almış ve Eskişehir hapishanesine gönderilmiştir. Eskişehir hapishanesinden tahliye olan Bediüzzaman, Kastamonu'da karakol karşısında bir evde oda hapsine alınmıştır. 8 sene sonra gelen Denizli Mahkemesi, kendisine 20 ay hapis cezası vermiş, daha sonra Bediüzzaman Emirdağ'a ''mecburi ikamet''e yollanmıştır.

Bütün bu olaylar sırasında sayısız işkence ve eziyete maruz kalmış, defalarca zehirlenmiştir. İlerleyen yıllarda da, son derece yaşlı ve hasta olmasına rağmen özellikle soğuk, nemli ve havasız hücrelerde tutulmuştur. Ancak, kendisine yapılan tüm bu eziyetlere sabır ve tevekkülle karşılık vermiş, imanının ve Allah'a olan bağlılığının ne kadar güçlü olduğuna tüm insanlar şahit olmuşlardır.

Bediüzzaman Said Nursi, Kuran ayetlerinde verilen örneklerde olduğu gibi "delilik" iftirası ile de karşılaşmıştır. 1908 yılında, yine suni olarak oluşturulan sebeplerle, mahkemeye sevk edilmiş ve mahkemenin görevlendirdiği doktor heyeti kendisine ''akli dengesi bozuk'' raporu vermiştir. Daha sonra sevk edildiği akıl hastanesindeki doktor, Bediüzzaman'ın kendisiyle konuşması sonucunda ''Bu adamda delilik varsa, dünyada akıllı yoktur'' 39 diyerek, raporun asılsızlığını vurgulamıştır. Bediüzzaman bundan sonra da söz konusu çevrelere ait basın organlarında sık sık delilik suçlamasıyla gündeme gelmiştir.

Bunun gibi Bediüzzaman ve talebeleri için öne sürülen iftiralardan bir diğeri de, "İnanç Sömürücüleri" başlıklı yazı dizisiyle dönemin gazetelerinden birinde yer almıştır. Bu yazı dizisinde Bediüzzaman Said Nursi'nin talebeleri hakkında da Kuran'daki inkarcıların ''büyülenmişler'' iftirası tekrarlanmış ve ''Bunlar sadece ve sadece dini bir taassupla ona bağlanmışlar, gözleri kafaları başka bir şeyi görmez, anlamaz olmuştu'' 40 şeklinde iftiralar yazılmıştır.

Büyük İslam mütefekkiri Bediüzzaman ve talebelerine yöneltilen suçlamaların tamamı, geçmişte yaşayan müminlere yöneltilen iftiraların aynısıdır. Kuran'da, geçmişte yaşamış ve Allah'ın gönderdiği elçilere tabi olmuş müminlerin de "düşük akıllılık", "sığ görüşlülük" gibi asılsız ve çirkin sözlerle itham edildikleri haber verilmiştir:

Ve (yine) kendilerine: "İnsanların iman ettiği gibi siz de iman edin" denildiğinde: "Düşük akıllıların iman ettiği gibi mi iman edelim?" derler. Bilin ki, gerçekten asıl düşük-akıllılar kendileridir; ama bilmezler. (Bakara Suresi, 13)

Kavminden, ileri gelen inkarcılar: "Biz seni yalnızca bizim gibi bir beşerden başkası görmüyoruz; sana , sığ görüşlü olan en aşağılıklarımızdan başkasının uyduğunu görmüyoruz ve sizin bize bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. Aksine, biz sizi yalancılar sanıyoruz" dedi. (Hud Suresi, 27)

Oysa Bediüzzaman ve yanındaki müminler, Allah'a olan güçlü imanları, akılları, vicdanları ile Kuran ahlakıyla hareket eden aklı selim, samimi insanlardı. Ve bu iftiraları atanlar da aslında bunun böyle olduğunu çok iyi biliyorlardı. Nitekim bu iftiraların hiçbiri Bediüzzaman'a ve yanındaki Müslümanlara bir zarar verememiştir. Aksine, bu olaylar karşısında gösterdikleri sabır ve tevekkül, Allah'ın izniyle tüm iman edenler gibi bu kimselerin de manevi olgunluklarının ve Allah'a olan bağlılıklarının artmasına vesile olmuştur.

Bediüzzaman'a karşı yapılan suçlamalardan bir başkası ise, kendine göre bir din anlayışını savunduğu ve çevresindeki kişilere de sözde bu sapkın dini telkin ettiği yönündedir. Bediüzzaman'ın Kuran'a ve Peygamber Efendimiz (sav)'in sünnetine uymadığı, kendine göre bir din anlayışı oluşturduğu şeklindeki provokasyonların amacı, halkı ve konuyu ayrıntısıyla bilmeyen bazı dindar çevreleri kışkırtarak Bediüzzaman'ı onlara yanlış tanıtmaya çalışmak olmuştur.

Ancak inkarcı kesimin bu iftirası da bir işe yaramamıştır. Çünkü akıl ve vicdan sahibi Müslümanlar, Bediüzzaman'a karşı ortaya atılan bu ''sapkınlık'' iftirasının, Hz. Nuh'a ''... gerçekte biz seni açıkça bir 'şaşırmışlık ve sapmışlık' içinde görüyoruz.'' (Araf Suresi, 60) diyen inkarcıların iftiralarının bir benzeri olduğunu açıkça görmüşlerdir.

Bediüzzaman Said Nursi ise, Risale-i Nur 'da, kendisine yöneltilen iftiralar sonucunda aldığı hapis cezasını ve kendisine çektirilen sıkıntıların güzel ve hayırlı yönlerini şöyle anlatmıştır:

Benim şahsımı çürütmek fikriyle, hiç kimsenin inanmayacağı isnadlarda bulundular. Pek acib iftiraları işaaya (herkese duyurmaya) çalıştılar. Fakat kimseyi inandıramadılar. Sonra pek adi bahanelerle, zemheririn (kışın en soğuk zamanı) en şiddetli soğuk günlerinde beni tevkif ederek (tutuklayarak), büyük ve gayet soğuk ve iki gün sobasız bir koğuşta tecrid-i mutlak (hücre hapsi) içinde hapsettiler. Ben küçük odamda günde kaç defa soba yakar ve daima mangalımda ateş varken, zaafiyet ve hastalığımdan zor dayanabilirdim. Şimdi, bu vaziyette hem soğuktan bir sıtma, hem dehşetli bir sıkıntı ve hiddet içinde çırpınırken, bir inayet-i İlahiye ile bir hakikat kalbimde inkişaf (meydana çıkma) etti. Manen: "Sen hapse Medrese-i Yusufiye namı vermişsin; hem Denizli'de sıkıntınızdan bin derece ziyade hem ferah, hem manevi kar, hem oradaki mahpusların Nurlardan istifadeleri, hem büyük dairelerde Nurların fütuhatı (zaferleri) gibi neticeler, size şekva (şikayet) yerinde binler şükrettirdi, her bir saat hapsinizi ve sıkıntınızı, on saat ibadet hükmüne getirdi; o fani saatleri bakileştirdi.41

Bediüzzaman bir sözünde ise, çevresinde kendisiyle birlikte aynı iftira ve zulümlere maruz kalan müminlerin de, bu olaylardan dolayı hiçbir şekilde etkilenmediklerini; ümitsizliğe kapılıp üzülmediklerini şöyle anlatmıştır:

On aydan beri, münafıkların bir resmi memuru elde edip bütün desiseleriyle (hile, entrika) yaptıkları hücum en küçük bir şakirdi (talebeyi) sarsmadı. O iftiraları hiç hükmündedir� Böyle iftiralar, binden bir tesiri bize olmadığı gibi, inşaAllah daire-i Nur'a da zararı olmayacak.

Bediüzzaman'ın ve çevresinde bulunan iman ehlinin, zorluklara, iftiralara ve hileli düzenlere karşı gösterdikleri tavır, tüm Müslümanların kendilerine örnek alması gereken salih mümin tavrıdır. Allah Kuran'da, inkarcıların düzenleri karşısında nasıl bir ahlak gösterilmesi gerektiğini şöyle hatırlatmıştır:

Sabret; senin sabrın ancak Allah(ın yardımı) iledir. Onlar için hüzne kapılma ve kurmakta oldukları hileli-düzenlerden dolayı sıkıntıya düşme. Şüphesiz Allah korkup-sakınanlarla ve iyilik edenlerle beraberdir. (Nahl Suresi, 127-128)

Nefislerinin Öne Süreceği Bahaneler İnsanların Hz. Mehdi'ye Uymalarını Engelleyecektir

İman edenler, dünyada ve ahirette tek dost ve yardımcılarının Allah olduğunun bilinciyle, yaşamlarının her anında yalnızca Rabbimiz'e tevekkül ederler. Allah'ın yarattığı her olayda birçok hikmet, hayır ve güzellik olduğunu bilirler. Zorluk ve sıkıntıyla karşılaşsalar da, büyük nimet ve bolluk içinde bulunsalar da her türlü durum karşısında itidalli, şükredici ve mütevazı bir tavır içindedirler. Zenginlik ve bolluk onları şımartıp gaflete kaptırmayacağı gibi, zorluklar ve sıkıntılar da yıldırmaz ve gevşekliğe sürüklemez.

Allah'a ve ahiret gününe iman etmeyen insanlar içinse durum çok farklıdır. Onlar, ahirette yeniden dirilip hesap vereceklerinden gafil oldukları için kendilerine yalnızca dünya hayatını hedef edinirler. Bu nedenle de dünyevi değerlere büyük bir hırsla bağlanır, bunların hiçbir şekilde zarar görmesini istemezler. Böyle bir ihtimalden dahi büyük endişe duyarlar. Aynı durum imanı zayıf ya da münafıkane karaktere sahip olan kimseler için de geçerlidir. Bu ahlakı yaşayan insanlar tarih boyunca, dünyevi menfaatlerine zarar gelir endişesiyle peygamberlerin tebliğlerinden yüz çevirmiş, onların gösterdiği hak yola uymaktan kaçınmışlardır.

Bu durumun sebeplerinden biri ise Kuran'da şöyle açıklanmıştır:

Vicdanları kabul ettiği halde, zulüm ve büyüklenme dolayısıyla bunları inkar ettiler. Artık sen, bozguncuların nasıl bir sona uğratıldıklarına bir bak. (Neml Suresi, 14)

Ayetin açıklamasından da anlaşılacağı gibi, insanlar kalben ve vicdanen doğru olanı kavradıkları halde nefislerine uydukları için elçilerin kendilerini çağırdıkları gerçekleri reddetmişlerdir. Hadislerde işaret edildiğine göre, tarih boyunca tekrarlanmış olan bu durum tüm peygamberler ve Hz. İsa için olduğu gibi, Hz. Mehdi için de söz konusu olacaktır. İnsanlar bu mübarek şahısların üstünlüklerini vicdanen kavrayacak ancak nefislerinin etkisinde kalarak onların durumlarını anlamazlıktan geleceklerdir. Hz. İsa'yı ve Hz. Mehdi'yi kabul etmemek, onlara destek olmamak ve onlardan uzak durabilmek için ise çeşitli bahanelerin ardına sığınacaklardır. Kuran'da, bu bahane yönteminin, tarih boyunca yaşamış olan tüm münafıkların kullandığı bir yöntem olduğu haber verilmektedir: Vicdanen, kalben ve aklen çok iyi kavradıkları halde anlamazlıktan gelmek ve bunun için de türlü bahaneler bulmak. Peygamberimiz (sav)'le birlikte mücadeleye katılmaktan kaçınan kimseler, sözde "güç yetiremedikleri" (Tevbe Suresi, 42); "evleri açık olduğu" (Ahzab Suresi, 13); "mallarının ve ailelerinin kendilerini meşgul ettiği" (Fetih Suresi, 11)... gibi bahaneler öne sürmüşlerdir. Geçmişte pek çok kez yaşanmış olan bu durum ahir zamanda da yaşanacaktır. İnsanların büyük bir kısmı, menfaatlerine zarar gelir, maddi ve manevi kayba uğrarlar endişesiyle Hz. Mehdi'den yüz çevirecek, hatta ona cephe alacaklardır. Aileler de mallarına, oğullarına ve ticaretlerine zarar geleceğini düşündükleri için bundan korkacak ve Hz. Mehdi aleyhinde tavır alacaklardır. Vicdanları yerine nefisleriyle hareket edecekleri için de içine düştükleri bu durumu fark edemeyeceklerdir. Kuran'da bu durum hakkında şöyle haber verilmektedir:

De ki: " Eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, az kar getireceğinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden evler, sizlere Allah'tan, O'nun Resûlü'nden ve O'nun yolunda cehd etmekten (çaba harcamaktan) daha sevimli ise, artık Allah'ın emri gelinceye kadar bekleyedurun. Allah, fasıklar topluluğuna hidayet vermez. (Tevbe Suresi, 24)

Oysa Kuran ayetlerinde insanların nefislerinin öne süreceği bu tür bahanelerin geçersizliği bizlere haber verilmiştir. Dolayısıyla Kuran ayetleri doğrultusunda vicdanını kullanarak düşünen her insan, bu konuda doğruyu görebilecek ve Hz. Mehdi ortaya çıktığında onu tanımasına engel olabilecek bu gibi bahanelerin geçersizliğini anlayabilecektir.

Kuran Ahlakından Tamamen Uzaklaşıldığı Bir Dönemde Ortaya Çıkması, Hz. Mehdi'nin Tanınmasını Engelleyecektir

Hadislerde ahir zamanın iki devirden oluştuğu haber verilir. Birinci devir dünyanın maddi ve manevi zorluklar içinde olacağı, insanların büyük bir ahlaki bozulmaya uğrayacakları dönemdir. İkinci devir ise İslam alimlerinin "Altınçağ" olarak adlandırdıkları, Kuran ahlakının dünya üzerinde hakim olacağı bir refah dönemidir.

İnsanların din ahlakından uzaklaşıp nefislerinin peşinden gittikleri, her türlü haddi aşmanın, sapkınlığın, ahlaksızlığın sınırsız olarak yaşandığı bu ilk dönem, Hz. Mehdi'nin ortaya çıkacağı ahir zamanın da önemli işaretlerini oluşturmaktadır. Peygamberimiz (sav)'in bundan yaklaşık 14 yüzyıl önce haber verdiği ve "kıyamet alametleri" olarak adlandırılan bu işaretler incelendiğinde çok olağanüstü bir durumla karşı karşıya olunduğu görülmektedir: Kıyamet alametlerinin çok büyük bir bölümü günümüzde gerçekleşmiş bulunmaktadır. Bu durum Hz. İsa'nın yeryüzüne ikinci kez gelişinin, Hz. Mehdi'nin çıkışının ve Kuran ahlakının tüm dünyada hakim olacağı dönemin yaklaşmış olduğunu bizlere göstermektedir. (En doğrusunu Allah bilir). Ancak diğer yandan ahlaki dejenerasyonun bu kadar şiddetlenmesi, haramların helal sayılması, insanların geçim sıkıntısı içine düşmesi, yoksulluğun artması ve Allah'ın açıkça inkar edilir hale gelmesi gibi olaylar, insanların Allah'ın ve ahiretin varlığını unutarak dünya hayatına dalmalarına neden olmaktadır. Peygamberimiz (sav)'den nakledilen hadis-i şeriflerde ahir zamanda dünyanın peşpeşe içine düşeceği bu karmaşa şöyle bildirilmektedir:

Kıyamet alametleri birbirini takiben meydana gelir. Bir dizideki boncukların art arda kopması gibi.

Fuhuş açık olmadan� kıyamet kopmaz.

Büyüğe saygı, küçüğe merhamet kalkacak. Zina çocukları çoğalacak. O kadar ki kişi sokak ortasında kadınla zina edecek.45

Masum insanlar katloluncaya kadar Mehdi çıkmayacak ve katliamlara yerde ve göktekiler, artık tahammül edemez bir hale geldiğinde zuhur edecektir...

Ahir zamanda ümmetimin başına sultanlarından şiddetli belalar gelir, öyle ki yerler Müslümanlara dar gelir.47

Hz. Mehdi, bütün haramların helal sayıldığı büyük bir fitneden sonra çıkacaktır.

Peygamber Efendimiz (sav) bir diğer hadisinde müminlerin ahir zamanın bu karmaşası içindeki durumlarını şu şekilde haber vermektedir:

Takva sahibi mümin de onların arasında değiştirmeye, düzeltmeye muktedir olamadığı kötülüklerden dolayı tuzun suda erimesi gibi kalbi eriyecek...

Böylesine büyük bir bozulmanın yaşandığı sırada Hz. Mehdi'nin gelişi ve faaliyetleri insanların büyük çoğunluğu tarafından ilk anda fark edilmeyebilir. Kuran ahlakından uzak olan insanlar, Hz. Mehdi'nin çalışmalar

______________


En son 2012kiyamet tarafından 17.10.2009 10:41:13 tarihinde değiştirildi, toplam 1 kere değiştirildi
Mesaj16.10.2009, 18:56 (UTC)    
Mesaj konusu:

Hz. Mehdi'nin Özellikleri





HZ. MEHDİ'NİN ÖZELLİKLERİ


Hz. Mehdi, ahir zamanda gönderileceği Peygamber Efendimiz (sav) tarafından müjdelenmiş, Müslümanları zulüm ve sıkıntı ortamından kurtaracak, yeryüzündeki fitneleri ortadan kaldıracak, tüm dünyaya barış, adalet, bolluk, huzur, mutluluk ve refah getirecek kutlu bir şahıstır. Peygamberimiz (sav)'den aktarılan sahih rivayetlere göre Hz. Mehdi, çeşitli hurafelerle, batıl inanç ve uygulamalarla aslından uzaklaştırılmış olan dini özüne döndürecek, Hz. İsa ile buluşacak, Allah'ın izniyle yegane hak din olan İslam ahlakının yeryüzüne hakim olmasına vesile olacaktır.

Peygamber Efendimiz (sav)'in hadislerinde kıyamete yakın bir zamanda yaşanacak olan ahir zaman hakkında çok detaylı bilgiler ve işaretler yer almaktadır. Peygamberimiz (sav)'in verdiği bilgilere göre, bu dönemde birbiri ardınca pek çok önemli olay gerçekleşecektir. Ahir zamanın ilk devresinde dünyada büyük bir bozulma ve karmaşa hüküm sürecek, ikinci aşamada ise gerçek din ahlakının
yaşanmasıyla birlikte yeryüzünde barış ve huzur hakim olacaktır.

Hz. Mehdi'nin çeşitli özellikleri Peygamber Efendimiz'in hadislerinde şöyle bildirilmiştir:

Peygamberimiz (sav), "Mehdi ile müjdelenin" (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sf. 12) buyurarak, Hz. Mehdi'nin gelişini heyecan ve şevkle beklemenin, bu mübarek zat için hazırlık yapmanın önemine dikkat çekmiştir. Bir başka hadis-i şerifte ise iman edenlerin, Hz. Mehdi'ye olması gereken sevgi ve bağlılıkları şöyle ifade edilmiştir:

Sizden ona kim yetişirse, kar üzerinde sürünerek dahi olsa ona gelsin. Ona katılsın. Zira o, Mehdi'dir.

(İbn Mace, Fiten, B 34, H 4082; İbn Ebi Şeybe, c. VII, sf.527; Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sf. 14)

HZ. MEHDİ'NİN MUHAKKAK ÇIKACAK OLMASI

Eğer dünyadan bir gün bile kalsa, Allah, O (Hz. Mehdi) idareyi ele alıncaya kadar o günü uzatırdı.

(Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sf.10)

Eğer dünyadan bir gece bile kalsa, Allah onu uzatır ve Ehl-i Beytimden birisini (Hz. Mehdi) melik kılardı.

(Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sf. 10)

Ümmetim arasında Mehdi gelecektir... Ümmetim onun zamanında iyi ve kötünün, benzeriyle nimetlenmediği bir nimetle nimetlenecek, sema üzerlerine bol yağmur yağdıracak, arz nebatından hiçbir şey saklamayacaktır.

(Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sf. 9)

Dünyadan bir gece bile kalsa, Allah o geceyi uzatır ve Ehl-i Beytimden birisi gelerek dünyaya hakim olurdu. Onun adı adıma, babasının adı babamın adına uyar. Daha önce yeryüzü nasıl zulümle dolduysa, o, onu adaletle dolduracaktır.

(Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il

Ahir Zaman, sf. 11)

HZ. MEHDİ PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN SOYUNDANDIR

Kıyametin kopması için zamanda sadece bir günden başka vakit kalmamış da olsa Allah (c.c.) benim Ehl-i Beytimden (soyumdan) bir zatı (Hz. Mehdi'yi) gönderecek.

(Sünen-i Ebu Davud, 5/92)

Benim Ehl-i Beytimden bir şahıs bütün dünyaya hakim oluncaya kadar günler ve geceler gitmez.

(En-Necmu's Sakıb, Ukayli)

Mehdi, kızım Fatıma 'nın neslindendir.

(Sünen-i İbn Mace, 10/348)

Mehdi ile müjdelenin. O Kureyş'ten ve Ehl-i Beytimden bir kişidir .

(Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sf. 13)

Mehdi, benim çocuklarımdan birisidir. Yüzü gökyüzünde parlayan yıldız gibidir.

(Ali b. Sultan Muhammed el-Kari el-Hanefi'nin 'Risaletül Meşreb elverdi fi mezhebil Mehdi')

Bütün peygamberler birbirinin soyundandır. Hz. Mehdi de hadislerin belirttiğine göre bu soydan gelmektedir. Halk arasında bu soydan gelenlere "seyyid" denmektedir. Hz. Mehdi de seyyid olacaktır.

Allah, Kuran'da birbirlerinin soyundan gelen elçilerden bahsetmektedir. Bu ayetler Hz. Mehdi'nin de aynı soydan geleceğine işaret ediyor olabilir. (En doğrusunu Allah bilir).

Gerçek şu ki, Allah, Adem'i, Nuh'u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini alemler üzerine seçti; Onlar birbirlerinden (türeme tek) bir zürriyettir. Allah işitendir, bilendir. (Al-i İmran Suresi, 33-34)

"Rabbimiz, ikimizi sana teslim olmuş (Müslümanlar) kıl ve soyumuzdan sana teslim olmuş (Müslüman) bir ümmet (ver). Bize ibadet yöntemlerini (yer veya ilkelerini) göster ve tevbemizi kabul et. Şüphesiz, Sen tevbeleri kabul eden ve esirgeyensin." (Bakara Suresi, 128)

Babalarından, soylarından ve kardeşlerinden, kimini (bunlara kattık); onları da seçtik ve dosdoğru yola yöneltip-ilettik. (Enam Suresi, 87)

ALLAH HZ. MEHDİ'Yİ BİR GECEDE ISLAH EDECEKTİR

El-Mehdi, bizden, Ehl-i Beyttendir. Allah onu bir gecede ıslah eder (yani tevbesini kabul eder veya feyizler ve hikmetlerle donatır).

(Sünen-i İbni Mace Kitabü-l 'fiten Tercemesi ve Şerhi- Kahraman Neşriyat, cilt 10, Mütercim: Haydar Hatipoğlu, Bab: 34, s. 348)

İslam alimleri bu hadisi şu şekilde açıklamışlardır:

...Bir gecede Mehdi'nin ıslah edilmesi sözü ise Cenab-ı Hakkın kendisine kutup mertebesinin verilmesine işarettir. Bu dereceyi çalışmakla, uğraşmakla kazanamaz. Yüce Mevla'nın Kur'an-ı Kerim'de belirttiği gibi Hz. Peygamber (sav)'e verilen bu lütuf, Hz. Mehdi'ye de verilmiştir. Yüce Mevla, Kur'an-ı Kerim'de Şura Suresi 52. ayette Peygamberimiz (sav)'e şöyle demiştir: "Sen kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat Biz onu (kitabı) kullarımızdan dilediğimizi kendisiyle doğru yola eriştirdiğimiz bir nur kıldık. Şüphesiz ki sen doğru yolu göstermektesin." Hz. Mehdi, dini meselelerde zamanındaki müçtehitlerin en faziletlisi ve en mükemmelidir. Bu da onun büyüklüğünü, mertebesinin yüksekliğini, makamının yüceliğini gösterir.

(Ali b. Sultan Muhammed el-Kari el-Hanefi, 'Risaletül Meşreb elverdi fi mezhebil Mehdi)

Bediüzzaman Said Nursi de, Hz. Mehdi'den şu şekilde bahsetmektedir:

Ahir zamanın en büyük fesadı zamanında, elbette EN BÜYÜK BİR MÜÇTEHİD (içtihad eden büyük İslam alimi), hem EN BÜYÜK BİR MÜCEDDİD (her yüzyıl başında dini hakikatleri devrin ihtiyacına göre ders vermek üzere gönderilen büyük İslam alimi, yenileyen, yenileyici), HEM HAKİM, HEM MEHDİ, HEM MÜRŞİD (doğru yolu gösteren kişi), HEM KUTB-U AZAM (Müslümanların kendisine bağlandıkları büyük evliyalardan, zamanın en büyük mürşidi) olarak bir zat-ı nuraniyi gönderecek ve o zat da, Ehl-i Beyt-i Nebeviden (Peygamberimiz (sav)'in soyundan) olacaktır...

(Mektubat, 411-412)

HZ. MEHDİ'NİN İNSANLAR TARAFINDAN ÇOK SEVİLMESİ

Muhakkak ki o, insanların karşılaştıkları şerler sebebiyle, Mehdi'nin kendilerine en sevgilisi olmadıkça çıkmayacaktır.

(Ali Bin Hüsameddin El Muttaki, Celaleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler ' Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri, Kahraman Neşriyat, sf. 27)

Yer ve gök ehli ondan razı olur.

(Heysemi, c. VII, sf. 313; Ebu Nuaym'dan, Suyuti, c. II, sf. 58; Ali Bin Hüsameddin El Muttaki, Celaleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler ' Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri, Kahraman Neşriyat, sf. 31)

Allah, bütün insanların kalplerini onun muhabbetiyle dolduracaktır.

(El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, sf. 42)

Mehdi insanlara gelir de, onu yeni gelin gibi aşk ve muhabbetle kucaklarlar...

(Ali Bin Hüsameddin El Muttaki, Celaleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler ' Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri, Kahraman Neşriyat, Sf. 35)

Onun hilafetinden yer ve gök ehli, bütün yabani hayvanlar, kuşlar, hatta denizdeki balıklar bile razı olacaktır .

(El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, sf. 31)

Bu fitnelerin en sonuncusu günahsız insanların öldürülmesidir ki, artık o zaman kendisinden herkesin razı olacağı bir gidişatta olan Hz. Mehdi çıkar.

(Ali Bin Hüsameddin El Muttaki, Celaleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler ' Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri, Kahraman Neşriyat, Sf. 3Cool

Allah onun muhabbetini insanların kalplerine yerleştirecektir. Böylece onlar, gündüzleri arslan kesilen ve geceleri de ibadetle geçiren bir toplum olacaklar.

(Ukayli 'En-Necmu's-sakıb fi Beyanı Enne'l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale't-Temam ve'l kamal')

Ümmet'i Muhammed'den memnun olmadık hiçbir fert kalmayacaktır.

(Kıyamet Alametleri, sf. 163)

Yüzü güzel, kokusu hoş, heybetli, fakat insanlara sevimli ve yakındır .

(Mehdi, Deccal, Mesih, sf. 102)

HER YERDE HZ. MEHDİ'DEN BAHSEDİLMESİ

Hadislerde, Hz. Mehdi'nin döneminde onun adından çokça bahsedileceği ifade edilmektedir. Bu da, Hz. Mehdi'nin isminin dünyanın dört bir yanına ulaşacağını göstermektedir:

Semadan bir münadi, "Hak Al-i Muhammed'edir" şeklinde bağırdığı zaman, Mehdi zuhur eder. Herkes sadece ondan konuşur, onun sevgisini içer ve ondan başka bir şeyden bahsetmezler.

(Ali Bin Hüsameddin El Muttaki, Celaleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler ' Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri, Kahraman Neşriyat, sf. 33)

Bir münadinin semadan "Hak, Hz. Muhammed (sav) ehlindedir" şeklinde bağırmasından sonra, Hz. Mehdi'nin sevgisi insanların kalplerine yerleşecek ve ondan başka bir şeyden bahsedilmeyecektir.

(El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, sf. 20)

HZ. MEHDİ'YE KENDİSİ İSTEMEDİĞİ HALDE BİAT EDİLMESİ

Hadis-i şeriflerde Hz. Mehdi'ye biatın kendisi istemediği halde yapılacağı bildirilmektedir. Bu da gösteriyor ki Hz. Mehdi, kendisini hiçbir zaman Mehdi olarak ilan etmeyecektir. Hatta insanlar ona gelip 'alametler sende mevcut, sen Mehdi'sin' dedikleri halde o yine reddedecektir. Ancak 'ölümle tehdit' edildikten sonra, insanların kendisine biat etmesini kabul edecektir.

İnsanlar nihayet Mehdi'ye gelirler ve Rükun ile Makam arasında, kendisi istemediği halde ona biat edeler. "Eğer kabul etmezsen, boynunu vururuz" derler. Yer ve gök ehli ondan razı olur.

(Ali Bin Hüsameddin El Muttaki, Celaleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler ' Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri, Kahraman Neşriyat, Sf. 31)

Halifenin ölümü anında ihtilaf olur. Medine halkından bir kişi koşarak Mekke'ye çıkar. Mekke halkından bir grup onu, istememesine rağmen (bulunduğu yerden) çıkarırlar. Hacer-i Esved'le Makamı İbrahim arasında ona biat ederler.

(Sünen-i Ebu Davud, 5/94; El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, sf. 20)

... Ve sonra istemediği halde biatlarını kabul eder. Eğer siz ona yetişirseniz, ona biat ediniz. Çünkü o yerde de gökte de Mehdi'dir.

(Ali Bin Hüsameddin El Muttaki, Celaleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler ' Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri, Kahraman Neşriyat, sf. 35)

Hz.Fatima'nın soyundan gelen Mehdi, Mekke'de meydana çıkarılır ve istemediği halde kendisine biat edilir.

(Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il

Ahir Zaman, sf. 52-53)

... Onu tekrar Mekke'de bularak yine, 'Sen falan oğlu falansın, annen de filan kızı filanedir, sende şu şu alametler vardır, birinci defa bizden kurtuldun uzat elini sana biat edelim' derler. Bunun üzerine o 'Ben aradığınız değilim' der ve tekrar Medine'ye gider. Medine'de yine aranınca tekrar Mekke'ye döner. Mekke'de kendisini Rükunda bularak şöyle derler: ' Eğer biatlarımızı kabul etmezsen, bizi aramakta olan ve başında Haddam'dan birisinin bulunduğu Süfyani ordusuna karşı korumazsan, günahlarımız senin üzerine ve kanlarımız da boynuna olsun' derler. Bunun üzerine Mehdi, Rükun ile Makam arasına oturur ve elini uzatarak biatları kabul eder.

(El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, sf. 39-40)

Fitne içindeki insanlar kan akıtıldığı bir zamanda evinde oturmakta olan Mehdi'ye gelir ve 'Bizim için kalk artık'der. O ise kabul etmez, ancak ölümle tehdit edildikten sonra onlar için kalkar. Ondan sonra artık kan dökülmez.

(İbn Ebi Şeybe, c. VII, sf. 531; Abdurrezzak H. 20771, c. XI, sf. 372; Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il

Ahir Zaman, sf. 52-53)



Kur'an-ı Kerim'de Yusuf Suresi'nde, Hz. Yusuf'un da kendi isteği olmaksızın bulunduğu ülkenin kralı tarafından doğruluğu, adaleti, bilgisi, güvenilirliği sayesinde başa getirildiği haber verilmektedir:

... Onunla konuştuğunda da (şöyle) dedi: "Sen bugün bizim yanımızda (artık) önemli bir yer sahibisin, güvenilir (bir danışman-yönetici)sin. (Yusuf Suresi, 54)

HZ. MEHDİ'YE NEREDE BİAT EDİLECEĞİ

Sonra da hilafet yeryüzünün en hayırlısı olan Mehdi'ye evinde otururken gelecektir.

(Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy il Ahir Zaman, s. 26)

Mekke'de kendisini Rükunda bularak şöyle derler: 'Eğer biatlarımızı kabul etmezsen, bizi aramakta olan ve başında Haddam'dan birisinin bulunduğu Süfyani ordusuna karşı korumazsan, günahlarımız senin üzerine ve kanlarımız da boynuna olsun' derler. Bunun üzerine Mehdi, Rükun ile Makam arasına oturur ve elini uzatarak biatları kabul eder.

(El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil

Mehdiyy-il Muntazar, sf. 39-40)

Rükun ile Makam arasında kendisine biat edilecektir. Hz. Mehdi o kadar merhametli olacaktır ki, zamanında ne bir kimse uykusundan uyandırılacak, ne de bir kimsenin burnu kanayacaktır.

(El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil

Mehdiyy-il Muntazar, sf. 42)

HZ. MEHDİ'NİN ADI

Ey insanlar, muhakkak Allahu Teala size zalimleri, münafıkları ve onlara uyanları menetmiş ve size ümmeti Muhammed'in en hayırlısı olan ve Mekke'de bulunan, İSMİ AHMED , babasının ismi Abdullah olan Hz. Mehdi'yi reis kılmıştır. Ona katılınız.

(El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, sf. 31)

Konuyla ilgili işari manada bir ayette şöyle bildirilmektedir:

.. benden sonra ismi "AHMED" olan bir elçinin de müjdeleyicisiyim" demişti... (Saff Suresi, 6)

HZ. MEHDİ'NİN ÇIKIŞINI GÖKYÜZÜNDEN BİR SESİN (RADYO, TELEVİZYON KANALIYLA) HABER VERMESİ

... Ve bu durum bir münadinin semadan seslenerek "Ey insanlar, emiriniz artık Mehdi'dir." demesine kadar devam edecektir.

(El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, sf. 24)

Semadan bir münadi 'Hak Al-i Muhammed'dedir.' şeklinde bağırdığı zaman Mehdi zuhur eder...

(Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sf. 33)

Siz üç veya yedi gün, doğudan bir ateşi gördüğünüz zaman Al-i Muhammed'in çıkmasını bekleyiniz, inşaAllah-u Teala, bir münadi Mehdi'nin ismi ile semadan nida edecek ki, doğuda batıda olan herkes bu sesi işitecek.

(Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sf. 32)

Semadan bir münadi "Hak Al-i Muhammed'dedir, yerden de bir münadi "Hak Al-i İsa'nın veya Abbas'ındır" diyecektir.

(Ali Bin Hüsameddin El Muttaki, Celaleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler ' Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri, Kahraman Neşriyat, sf. 33)

Günahsız insanlar katledildiği ve kardeşi de Mekke'de öldürüldüğü zaman semadan bir münadi, "Emriniz filandır. İşte bu yeryüzünü adaletle dolduracak olan Mehdi'dir" diye nida eder.

(Ali Bin Hüsameddin El Muttaki, Celaleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler ' Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri, Kahraman Neşriyat, sf. 35)

Çok yaygın ve sona ermesi mümkün görülmeyen bir fitne çıkacak ve bu fitne semadan 3 kez 'Emir Mehdi'dir, gerçek odur' şeklindeki nidaya kadar sürecektir.

(El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, sf. 55)

Hadislerde Hz. Mehdi'nin ortaya çıkışını gökyüzünden gelen bir sesin haber vereceğine, yani radyo ve televizyon kanalıyla tüm insanların bu müjdeli haberi duyacağına dikkat çekilmektedir. Bu sesin doğuda ve batıda herkese ulaşacağı bildirilmektedir. Hatta, her toplumun bu sesi kendi lisanında duyacağı haber verilmektedir:

Semadan arz ehline şamil olan bir ses ki, herkes onu kendi lisanı ile işitir.

(Ali Bin Hüsameddin El Muttaki, Celaleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler ' Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri, Kahraman Neşriyat, sf. 37)

Günümüzde haberler her ülkede, o ülkenin diline tercüme edilerek, radyo, televizyon ve internet aracılığıyla hemen herkese ulaştırılmaktadır. Hz. Mehdi'nin ortaya çıkışı da bu şekilde tüm insanlara ulaşacaktır.

______________
Mesaj16.10.2009, 18:59 (UTC)    
Mesaj konusu:

2003 Yılında Mehdi'nin Çıkış Alametleri





2003 YILINDA MEHDİ’NİN ÇIKIŞ ALAMETLERİ
Mercek Dergisi s.31/Ocak 2004


2003′ün Ramazan ayında peş peşe meydana gelen bazı olaylar, Peygamberimiz (sav)’in hadisleri incelendiğinde, ayrı bir önem kazanmaktadır. Birbirinden dikkat çekici birçok doğa olayının yaşandığı geçtiğimiz Ramazan ayı, aynı zamanda İslam alimleri tarafından Hz. İsa (as)’nın yeryüzüne dönüşünün işaretleri olarak da değerlendirilmektedir.

Dergimizin önceki sayılarında, kıyamet alametleri ve Hz. İsa’nın yeryüzüne ikinci kez gelişi konusuna geniş yer ayırmıştık. Bilindiği gibi, Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde, bu dönemi ve özelliklerini anlatan çeşitli detaylar yer almaktadır. Peygamberimiz (sav)’in ardından, bazı İslam büyükleri de ahir zaman hakkında önemli açıklamalar yapmışlardır.
Günümüze kadar gelen bu kaynakların, bize doğru bir şekilde ulaşıp ulaşmadığından emin olmanın tek yolu, bu alametlerin tam vakti geldiğinde birbiri ardına gerçekleşmesidir; nitekim hadislerde tasvir edilen alametler günümüzde birbiri ardına gerçekleşmektedir.
Bu mucizevi gelişmeler, farklı zamanlarda, ayrı ayrı gerçekleşseydi; belki, sıradan olaylar olarak yorumlanabilirdi. Ancak, çok sayıda alametin 15-20 yıllık kısa bir zaman dilimi içerisinde ve ardı ardına gerçekleşmesi; sıradan bir olayın aksine, müjdeli bir dönemin habercisidir. (En doğrusunu Allah bilir)



Yazımızda, bu mucizevi alametlerden bazılarına ve Peygamberimiz (sav)’in bu konulardaki bazı hadislerine yer vereceğiz. Tüm dünyanın dikkatini çeken bu olayların basındaki yansımalarının da yer alacağı yazımız; İslam dünyasının beklediği Altınçağ’ın alametlerinin bir müjdesi niteliğindedir.

Güneş’ten bir alamet

Kasım ayında (Ramazan Ayı), meydana gelen bir olay Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde yer alan bir kıyamet alameti ve Mehdi’nin çıkış alametinin habercisi niteliğindedir;

Mehdi, Güneş’ten bir alamet belirleninceye kadar gelmeyecektir. (El-Kavlu ‘ l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 49)

Güneş’ten bir alamet doğmadıkça Mehdi çıkmaz. (Kitab-ül Buhran Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 30)
Güneş’teki olağanüstü patlamalardan sonra meydana gelen manyetik fırtınalar, Ramazan ayının 3. günü, birkaç günlüğüne de olsa Güneş Sistemi’ni tehdit etti. Bu patlamalar, basına şöyle yansıdı:

“Güneş’teki şiddetli patlamalar hayatı olumsuz etkiliyor. Son 30 yılın en şiddetlisi olarak nitelenen patlamayla açığa çıkan enerji bulutu, saniyede 2100 km hızla Dünya’ya ilerliyor. Patlamalar, Japonya ve ABD ‘ de etkili olmaya başladı bile. Japonya Uzay Araştırma Enstitüsü ‘Kodama’ uydusunu devre dışı bıraktı. ABD’ de birçok bilgisayar ’sleep’ -uyku - konumuna getirildi. Uluslararası Uzay İstasyonu günlük seyrini fırtınaya göre ayarladı. Dünyanın 13 kat büyüklüğündeki enerji bulutu, uydu iletişimi, kablolu yayın, cep telefonları, elektrik şebekeleri, radyo sistemleri ve hava trafik sistemlerinde aksaklığa yol açıyor. Bugünlerde, aradığınız kişiye ulaşamazsanız şaşırmayın. Nedeni Güneş ‘ teki patlamalar. Japonya ve ABD ‘ de hayatı felç eden manyetik fırtına, ülkemizde de 24 saat etkili olacak.” (Vatan, 30 Ekim 2003)

Davut yıldızı Altın Çağı mı müjdeliyor?

Yine Ramazan ayında gerçekleşen bir diğer olay ise 6 gezegenin, çok ender gerçekleşecek bir şekilde Hz. Davud’un mührünün şeklini almasıdır. Davud Peygamberin mührü olarak bilinen, altı köşeli yıldızı meydana getiren gezegenler, 8 Kasım (11 Ramazan) tarihinde, gökyüzünde Davud’un Yıldızı olarak bilinen altı köşeli yıldızı, son derece muntazam şekilde oluşturdu. Bu olay, tüm dünya basınında ve Türk basınında geniş yer buldu:

“Yarın gökyüzünde oluşacak olan altı köşeli yıldız, sembolize ettiği kadim bilgiyle yorumlandığı zaman, heyecan verici bir görünüm sergiliyor… Altınçağ habercisi olarak yorumlanan Davud ‘ un yıldızı, dünyanın çeşitli yerlerinde bulunan toplulukları müthiş heyecanlandırdı. Bütün dünyanın etkileneceği bu kozmik işaret, dünyanın büyük bir değişim içinde olduğunu gösteriyor. Üstelik dünya birliğini oluşturmak mecburiyetinde kalacaklarını ve bunun için bütün ülkelerin kendi geçmişlerini, değerlerini ve şu anda bulundukları durumu sorgulayacaklarını işaret ediyor.” (Hürriyet, 8 Kasım 2003)

Onun zamanında nice hayret veren haller zuhur edecektir (Mektubat-ı Rabbani, 2/258)

Kasımda meteor yağmuru olacak

Ramazan ayında gerçekleşen bu olay basında şu şekilde yer almıştır:
Astronomlar Kasım ayı içerisinde kimi geceler, her iki dakikada bir meteorun gökyüzünde belireceğini müjdeliyorlar.
Leonid adı verilen meteor yağmurları bu yıl Kasım 13 ile 19 ‘ u arasında, yeryüzünden bakıldığında gözlemlenebilecek; meraklılar bu süre içerisinde mutlaka en az bir gece meteor yağmurlarını izleme şansı bulacaklar. En iyi zaman ise gün ağarmadan önceki saatler. (www.ntvmsbc.com, 14 Kasım 2003)

500 Yıldır Yoldalar

Dünyamıza düşen meteor yağmurları sanıldığı gibi, kuyruklu yıldızın bu yıl bıraktığı göktaşları değiller. Dünyamıza ulaşan meteor yağmurları, kuyruklu yıldızın muhtemelen bundan en az birkaç yüzyıl önce bıraktığı bir küme; bu kümenin uzayda yol alarak Dünya’ya ulaşması sanıldığından da çok sürüyor. Bu mantıkla Güneş Sistemi’ne bu yıl giren bir kuyruklu yıldızın yaratacağı meteor yağmuru ise ancak birkaç yüzyıl sonra gözlemlenebilecek.
İlk meteor yağmuru 13 Kasım’da Türkiye saati ile 19.17′de başlayacak. Dünya 400.000 km yakından geçen Tempel-Tuttle’ın 1499 ‘ da bıraktığı meteor kümesini yakalayacak.

Ramazan’da Güneş ve Ay tutulması neyin habercisi?

Mehdi için iki alamet vardır ki, bunun birincisi Ramazan’ın birinci gecesi Ay’ın, ikincisi de ortasında Güneş’in tutulmasıdır. (El-Kavlu ‘ l Muhtaksar Fi Alametil Mehdiyy-il Muntazar, s. 49)
Ramazan’ın birinci gecesi Ay, ortasında Güneş tutulacaktır. (Kıyamet Alametleri, s.199)
Onun saltanatı zamanında, Ramazan ayının on dördünde Güneş tutulacaktır, o ayın ikisinde de Ay kararacaktır. (Mektubat-ı Rabbani, 2/1163)
Ramazan’da iki defa Ay tutulması olacaktır. (El-Kavlu ‘ l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 53)

Mehdi’nin çıkmasından önce bir Ramazan içinde Güneş iki defa tutulacaktır. (Ölüm, Kıyamet, Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 440)

Bu tespitlere uygun olarak, 1981 yılında (Hicri 1401′de) Ramazan ayının 15. günü Ay, 29. günü de Güneş tutulmuştur. Yine “ikinci olarak”, 1982 yılında (Hicri 1402′de) Ramazan ayının 14. günü Ay, 28. günü de Güneş tutulmuştur. (Hz. Mehdi’nin çıkış alametleri ve özellikleri-Harun Yahya)

Kabe’de sel baskını

Araştırmacılar, Ramazan ayında birbiri ardına gelen gökyüzü olaylarının ne anlama geldiğini tartışırlarken, yine o günlerde, yağmurun nadiren düştüğü mukaddes topraklarda Umre için bulunan Müslümanlar, aşırı yağışın neden olduğu sel faciasıyla karşılaştılar. Mekke’de 20 kişinin öldüğü selde, Kabe sular altında kaldı. Umre görevini yerine getirmeye çalışan Müslümanlar, bellerine kadar gelen suya rağmen, Kabe’yi tavaf etmeye çalıştılar. İmam Rabbani, Mektubat-ı Rabbani adlı eserinin Hz. Mehdi’nin çıkış alametlerini anlattığı bölümde, Onun zamanında nice hayret veren haller zuhur edecektir. buyurmaktadır.
Gerek kurak iklimi ile tanınan Arabistan topraklarında meydana gelen bu olay, gerekse gökyüzünde meydana gelen diğer tüm olayların Ramazan ayına denk gelmesi, ahir zamanın yakınlığı konusunda önemli bir işaret olarak değerlendirilmektedir.

SONUÇ:

Bu yazıda aktarılan tüm bu haberler, Müslümanlar için bir şevk, umut ve müjde kaynağıdır. Ancak unutulmamalıdır ki; görülmemiş bollukların yaşanacağı, en ileri teknolojilerin insanların hizmetine sunulacağı, yeryüzünün adaletle dolacağı ve Müslümanlara cennet gibi bir ortam sunulacağı bu dönem; Yüce Allah’ın iman eden kullarına bir rahmetidir. Hayırlara vesile olacak bu dönem, Allah’ın izniyle çok yakındır.

______________
Mesaj16.10.2009, 20:32 (UTC)    
Mesaj konusu:

bari kaynağıda yazsaydın Wink Arrow
______________
Yakında yeni projeler ile geliyorum ...
Mesaj16.10.2009, 22:25 (UTC)    
Mesaj konusu:

heraradiginburda yazmış:
bari kaynağıda yazsaydın Wink Arrow

Evet bencede emeğe saygı
______________
Arrow İnternette sörf yap,web sitelerine gir, üye topla para kazan
Arrow Mail oku, anket doldur, üye topla para kazan
Ödeme dekontu ispatlı, ek gelir sistemleri
Mesaj17.10.2009, 09:47 (UTC)    
Mesaj konusu:

ALLAH razı olsun çok güzel okunması gereken bilgileri yazmışsın
ama şu anda bile zaten kimse kimseye inanmıyorki güvenmiyorki Rolling Eyes
en azından basit forumda yazılan yazı bile tartışma sebebi Confused

bir çok kişide bu konuuyu okumaya gayret bile etmez çok üzücü ne yazıkki

Confused

her zaman şunu demişimdir kendime siteme 1000 kişi gelip öylece bakıcaksa 1 kişi tamamen inceleyip uygulaması benım için daha iyidir Smile


selam ve dua ile Wink
______________
Mesaj17.10.2009, 10:38 (UTC)    
Mesaj konusu:

para-bank yazmış:
heraradiginburda yazmış:
bari kaynağıda yazsaydın Wink Arrow

Evet bencede emeğe saygı


Kaynak = Sitem Wink


islamanahtari yazmış:
ALLAH razı olsun çok güzel okunması gereken bilgileri yazmışsın
ama şu anda bile zaten kimse kimseye inanmıyorki güvenmiyorki Rolling Eyes
en azından basit forumda yazılan yazı bile tartışma sebebi Confused

bir çok kişide bu konuuyu okumaya gayret bile etmez çok üzücü ne yazıkki

Confused

her zaman şunu demişimdir kendime siteme 1000 kişi gelip öylece bakıcaksa 1 kişi tamamen inceleyip uygulaması benım için daha iyidir Smile


selam ve dua ile Wink



Bu Bilgilerin 1 Kişi Bile Okusa Onun İçine Huzur,Mutluluk Dolar.
Çünkü Bu Yazılarda Belirtilenleri HZ.MUHAMMED Müjdelemiştir.. Wink

______________
Mesaj17.10.2009, 12:33 (UTC)    
Mesaj konusu:

2012kiyamet yazmış:
para-bank yazmış:
heraradiginburda yazmış:
bari kaynağıda yazsaydın Wink Arrow

Evet bencede emeğe saygı


Kaynak = Sitem Wink


islamanahtari yazmış:
ALLAH razı olsun çok güzel okunması gereken bilgileri yazmışsın
ama şu anda bile zaten kimse kimseye inanmıyorki güvenmiyorki Rolling Eyes
en azından basit forumda yazılan yazı bile tartışma sebebi Confused

bir çok kişide bu konuuyu okumaya gayret bile etmez çok üzücü ne yazıkki

Confused

her zaman şunu demişimdir kendime siteme 1000 kişi gelip öylece bakıcaksa 1 kişi tamamen inceleyip uygulaması benım için daha iyidir Smile


selam ve dua ile Wink



Bu Bilgilerin 1 Kişi Bile Okusa Onun İçine Huzur,Mutluluk Dolar.
Çünkü Bu Yazılarda Belirtilenleri HZ.MUHAMMED Müjdelemiştir.. Wink

HEY MUBAREKLER
HEPINIZE BASARILAR
______________
BenimSitem1993 => İmza boyutunuz 3 satırdan büyük olduğundan düzenlendi.
Mesaj17.10.2009, 12:40 (UTC)    
Mesaj konusu:

sen mi yazdın bu kadarını Mr. Green Mr. Green Mr. Green Mr. Green
______________
lan 2 yıldır üyeyüm ama bi türlü od olamadım xD
inanmayan baksın
http://www.bedava-sitem.com/profile.php?of=halitt58
Mesaj17.10.2009, 12:45 (UTC)    
Mesaj konusu:

gizemligercekler yazmış:
sen mi yazdın bu kadarını Mr. Green Mr. Green Mr. Green Mr. Green


Kaynaklardan Toparlayıp Bu Hale Getirdim İşte Wink
______________
Mesaj17.10.2009, 12:48 (UTC)    
Mesaj konusu:

off off bunu okumak için..! Mr. Green
Mesaj17.10.2009, 12:50 (UTC)    
Mesaj konusu:

wording yazmış:
off off bunu okumak için..! Mr. Green


Okuyan Okuyor Kardeşim Wink
Mesaj17.10.2009, 12:51 (UTC)    
Mesaj konusu:

Bu müjdeLi haber için Allah razı oLsun.. Rolling Eyes
______________
balikesirerdek.tr.gg ve exevolium.tr.gg adresleri şahsıma aittir. Smile
Mesaj18.10.2009, 12:47 (UTC)    
Mesaj konusu:

Yazı uzun olduğu için tamamını okumadım.

Ama başta mehdini adının Ahmet olduğu yazıyor ki bu yanlıştır...

Peyggamberimiz adı benimkine babasının adı babamınkine benzeyecek demiş:

Bu durumda adı Ahmet olacağı gibi Muhammed de olabilir Wink


Ama yine de güzel bir paylaşım.Hiç olmazsa emek var Wink
Son olarak : Tamamını okumadığım için anlamadım.Bazı peygamberlerin ve Hz.Meryem gibi kişilerin isimleri geçiyor.Neden? Very Happy
______________
Mesaj18.10.2009, 12:55 (UTC)    
Mesaj konusu:

Allah Razı Olsun arkadaşım fakat bu topladığın kaynakları bize özet şeklinde yazsaydın çok sevinirdik.. Bunun içinde sağol..
______________
@Sadece gülmekle yetiniyorum.
Önceki mesajları göster:   


Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group
Türkçe Çeviri: phpBB Türkiye & Erdem Çorapçıoğlu