Forum'da ara:
Ara


« Önceki başlık :: Sonraki başlık »  
Yazar Mesaj
Mesaj07.10.2008, 12:13 (UTC)    
Mesaj konusu: Özbek Türklerin Ortaya Çıkışı ve Tarihleri

Birazda Bilgimizi Artsın Arkadaşlar Hep Eğlence Komedi Wink Powered-Desing By Rüstem

Altın orda Devleti’nin kuruluşu sırasında Ural’ların doğusundaki irtiş ırmağının kaynağına doğru uzanan geniş bölge Cengiz Han’ın torunu Şeyban’a verilmişti. Bu sırada bu bölgede Mengü Timur’un torunu Tuğrulcan’ın oğlu Özbek Han (1292 – 1342) Kıpçakların hükümdarıydı. Özbek Han ve halkı İslamiyet’i kabul edince, Müslüman Kıpçaklara “Özbek” denmeye başlanmıştır.
Özbek adının “Oğuz – Beg” bileşik teriminin zamanla kısaltılarak Özbek’e dönüştüğü söylenmektedir.
Özbekistan’ın bulunduğu topraklarda M. Ö. 10. yy’da Pers Kralı Darelos M. Ö. 4. yy’da Büyük İskender, M. Ö. 8. yy’da Araplar tarafından M. S. 13. yy’da da önce Moğolların, sonrada Timur tarafından işgale uğramıştır.
Ancak Özbekler bu işgal döneminde bile kendi kültürlerini korumayı başarmış ve orta Asya da bir güç haline gelmeye başlamışlardır ve 1428’de de Ebu’l – Hayr Han (1428 – 1468) büyük dedesi Özbek Han’ın adını verdiği devleti kurarak istiklalini ilan etmiştir. Timurlu prenslerin taht kavgalarından istifade eden Ebu’l – Hayr Han, Ebu Sa’id’e yardım ederek 1451’e kadar Türkistan’ın yarısına hakim olmayı başarmıştır.
Fakat Özbeklerin bu ilerleyişi ve gelişimi kuvvetli Moğol kabilelerinin kıskançlığını perçimlemiş ve 1456 – 1457 yıllarında ard arda gelen Moğol kabileleri saldırılarıyla, akınlarıyla Özbekler büyük yara almış, kabileler karşısında başarısızlığa uğramıştır. Bir kısım Türkler bu başarısızlık üzerine Ebu’l – Hayr Han’ın siyasetini gevşek bulduklarını tasvip etmediklerini söyleyerek cemaatten ayrılmış kuzeye doğru göç etmişlerdir. Kendi başlarına buyruk hareket eden bu Türklere “Kazak” denmiştir.
1468’de Ebu’l – Hayr Han Moğollarla yaptığı harbi kaybedip ölünce yerine oğlu Şah Budak Han geçti. Fakat o da Özbeklerin bu perişan durumdan kurtulmalarını sağlayamadı. Özbeklerin kaderi Şah Budak’ın oğlu Muhammet Şeybani’nin Buharadan dönmesiyle değişmiştir.
Komşularının iç mücadelelerle meşgul olmalarından çok iyi istifade eden Muhammet Şeybani Han (1500 – 1510) Özbekleri yeniden toparlayarak Maveraün Nehrin kuzey kesimini kontrol altına almıştır. Bir müddet sonra Timurlulardan Babür Şah’ın kuvvetlerini de yenen Muhammet Şah Han 1500 senesinde hükümdarlığını ilan etmiştir. Özbekler hakimiyetlerini kısa zamanda genişleterek neredeyse tüm Orta Asya da büyük bir güç haline gelmişlerdir. Fakat aynı yıllarda İran da başka bir Türk’ün Şah İsmail’in Şii Devleti giderek güçlenmekte ve Özbekler için tam bir tehdit oluşturmaktaydı ve sonunda Kırgızların Şeybani Han’a karşı isyanından faydalanan Şah İsmail çıkan savaşta 1510 senesinde Özbeklere büyük bir darbe indirmiştir.
Bundan faydalanmak isteyen Mabür Şah yeniden Orta Asya’yı işgal etmiş ancak çabuk toparlanan Özbeklere 1512 senesinde yeniden yenilerek Türkistan’ı temelli terk etmiştir. Bu arada Doğu Anadolu’da Şii propagandası yapan Şah İsmail de Osmanlıyı kızdırarak 1514’te kendisini mağlup etmesine yol açmıştır. Bundan sonra Özbekler ve Osmanlılar işbirliği yaparak İran’daki Şii hakimiyetine karşı birlikte hareket etmişlerdir.
Bu gelişmelerden sonra Özbekler kendi içlerinde bölünmeler yaşayarak zor durumlara düşmüşler ancak Osmanlının ara buluculuk girişimleriyle 17. yy’ın sonlarında Türkistan’da temin edilen sulh ve sükun Moğol asıllı Kalmukların ve Çin asıllı Jungarların istilalarıyla yeniden bozulmuştur.
Bilhassa Kalmuk istilası Özbeklerin kuzeyindeki Kazak Türklerini perişan etmiş ve parçalanmalarına yol açmıştır. Türklerin bu karışık durumundan en fazla istifade eden 1552’de Kazan’ın 1556’da da Astrahan’ı alarak Başkırt Türklerinin memleketinde adım adım ilerleyen Ruslar olmuştur.

RUS İSTİLASI DEVRİNDE ÖZBEK (TÜRKİSTAN) TÜRKLERİ

19. asrın ortalarında çarlık Rusya’sının hem Avrupa’da hem de Türkistan’da yayılma ihtirası içinde olduğu görülür.
Rusya’nın bu siyasetine karşı çıkan İngiltere ve Fransa Avrupa ve Orta Doğuda Rus ilerleyişinin önüne geçmek istemektedir. Osmanlı sayesinde 1853 – 1856 arasında Kırım Savaşıyla bu politikaya dur denmiş ise de Rusya’nın Orta Asya’da ilerleyişine dur diyen olmamıştır ve buradaki Türkler sahipsiz bırakılmıştır. Bu durumu iyi değerlendiren Ruslar Orta Asya’nın işgali için gerekli tüm hazırlıkları yapmış Irgız ve Turgay Nehirleri boyunca Türklere ait pek çok kaleyi alarak Aral Gölü kıyılarında da önemli mevkiler inşa etmişlerdir. Türkistan’ın işgali için stratejik ehemmiyeti olan Akmescit Kalesi’nin mutlaka alınması gerekiyordu. Ruslar büyük mücadelelerden sonra kaleyi zorda olsa alabilmeyi başarmışlar ve istila hazırlıklarına devam etmişlerdir. Ancak Kırım Harbi’nin patlak vermesiyle ve mağlup olmalarıyla istila planları ertelenmiştir. Ruslar Kırım Savaşında mağlup olmalarına rağmen İngiltere – Fransa – Osmanlıların yanlış Kafkas politikaları sonucu Ruslar Kafkasya’yı tamamen kontrol altına alabilmişlerdir. İşte Rusların Kafkas hakimiyeti Türkistan üzerine yapılacak istilada kolaylaştırıcı rol oynamıştır. Türkistan hanlıkları, maalesef Osmanlı Devletinin tavsiyelerinin aksine dostluk ve beraberlikten uzak bir devir yaşıyorlardı. Buhara ile Hive’nin Merv bölgesi hakimiyeti için yaptıkları uzun mücadelenin arkasından bu sefer Buhara ile Hokand arasında başlayan manasız rekabet ve birbirlerinin iç işlerine karışma hareketleri başladı. Kapılarına kadar gelip dayanan Rus istilasına karşı birlikte mücadele yerine kendi aralarında çekişmeleri Türkistan Türkleri’nin en büyük yanlışı ve talihsizlikleri olmuştur. Rusların Buhara’yı Hokand’a karşı destekler görünmesi Hokand’da bir grubun Buhara hakimiyetini istemesi Emir Muzafferettin’in bir kısım Hokand arazisini işgal etmesine ve Buharaya ilhak etmesine yol açtığı gibi Rus işgalinden önce enerjilerini tüketerek zayıf düşmelerine sebep olmuştur. Diplomatik ve askeri hazırlıklarını tamamlayan Ruslar, harp için bahaneyi bulmakta da güçlük çekmediler. Rus – Çin hududunda keşif yapmak maksadıyla 1 Mayıs 1864’te Türkistan ve Evliya – Ata kasabalarına iki Rus seferi tertiplendi. Bu Rus seferleri Hokand hükümeti tarafından şiddetle protesto edilince Rusya ile Hokand arasında savaş başlamış oldu. 4 Ekim 1864’te birinci savaşı kaybeden Ruslar ikinci savaşta galip gelerek şehri zapt etmişlerdir. 9 Mayıs 1865’te de Taşkent’i kuşatan Ruslar 23 Haziran 1865 gecesi şehre girebilmişlerdir. Uzun süre direndikleri için Türklerin çoğu katledilmiştir. Taşkent’in düşmesi demek Hokand Hanlığının sonu demekti. Nitekim öylede oldu. 24 Haziran 1865’te Rusların hazırladığı bir antlaşma ile Hokand Hanlığı Rus nüfuzuna dahil edildi.
Bu gelişmelerden sonra Türkistan’ın kaderiyle ilgili olarak Rus başkenti Petersburg’da bir seri toplantılar yapılmakta ve önemli kararlar alınmaktaydı. Alınan bu kararlara göre, Rusların o ana kadar Türkistan’daki işgal ettikleri bütün ülkeleri Rusya’ya ilhak ettiklerini ilan ettiler (Ağustos 1866). 1867’de de Rus çarı Türkistan genel valiliğinin kurulduğunu ve valiliğe de General Kaufman’ın getirildiğini bildiren bir kararı imzaladı. 2 Haziran 1868’de Ruslar; Urgut ve Katta – Kurgan’ı alarak Buhara kuvvetlerini ağır bir yenilgiye uğratmıştır. Çaresiz kalan Buhara emiri daha önce kabul etmediği şartları şimdi kabul etmek zorunda kalmıştır.
Bu antlaşmanın şartlarına göre: Buhara 500.000 ruble harp tazminatı ödeyecek o ana kadar Rusların işgal ettiği Buhara toprakları (Buhara’nın 2/3’si) Rus işgalinde kalacak ve Buhara emirinin kontrol ettiği yerlerde başta ticaret olmak üzere her türlü Rus faaliyeti serbest olacaktı. Böylece Türkistan Türklerinin varlıklarını müstakil olarak devam ettirdikleri Hokand Hanlığından sonra Buhara emirliğide Ruslar tarafından işgal edilmiş oluyordu. Şimdi aynı acı akibetle karşılaşma sırası Hive Hanlığında idi.
Rusların Türkistan ülkelerine hakim olmalarında en büyük engeli her zaman Hive Hanlığı teşkil etmişti. Çünkü coğrafi konumu ve kurulduğu yer itibariyle düşürülmesi zor bir yerdi. Defalarca denenmiş ama her seferinde Ruslar yenilgiye uğratılmıştı.
Hive’nin işgali için gerekli hazırlıklara başlayan Ruslar, bu hazırlıkları dört koldan Hive üzerine yürüyüşe geçtiler (Mart 1873).
Hive Hanı Muhammet Rasim Han’ın sulh çağrılarını dinlemeyen Ruslar Mayıs sonlarında Hive kuvvetlerini yenerek hanlığın başkenti Hive’yi kuşattıkları Muhammet Rasim Han’ın son barış isteğini de ret eden Ruslar Hive şehrini zaptettiler. Bu olaylar esnasında başkenti bıkmadan savunan Yamud Türkmenleri geri çekilerek Rus hakimiyetine girmeyi reddettiler. Bunun üzerine Rus kuvvetleri harekete geçerek tarihin en kirli soykırımlarından birini yaparak; binlerce çoluk – çocuk, kadın – ihtiyar demeden Türkmenleri barbarca imha etmiştir. Hive Hanlığı bir Rus vassali haline getirilerek 2.200.000 ruble gibi son derece ağır bir harp tazminatını zorla Türkmenlere ve Hivelilere ödettirdi. Hive’nin istilası ve ağır tazminat ve yaptırımlar Hive Hanlığı ahalisini çok fakir düşürmüş ve uzun yıllar kendilerine gelememişlerdir.
Hive’nin istilası ile Orta Asya’ya hemen hemen hakim olan Rusları tedirgin eden yegane engel, 1860’ta henüz istiklallerine kavuşmuş olan Türkmenler kalıyordu.
Türkistan’daki Türk Hanlıklarının bu kadar kolayca ve kısa zamanda Rus istilasına boyun eğmelerinin en önemli sebebi: merkezi bir idari yapı yerine parçalanmış 3 – 4 devlet halinde yaşamalarıydı. Ayrıca birlik ve beraberlik anlayışından uzak olmaları, sürekli birbirleriyle uğraşmaları sonucunda kendilerini güçsüz ve zayıf düşürmeleri, fakirlik ve cehalet gibi sebepler ve ayrıca disiplinsiz ve dağınık bir yapıya sahip olmaları; sayıca az olmalarına karşın iyi disiplinize olmuş, savaş sanatında usta ve gerekli askeri teçhizata sahip Ruslar karşısında kolaylıkla erimelerine neden olmuştur.

ÇARLIK RUSYASININ TÜRK İLLERİNDE KURDUĞU BASKI ve SÖMÜRÜ İDARESİ

Orta Asya Türk Devletlerinin işgalini tamamlayan Rusların ilk işi buralarda idare sistemi değiştirmek olmuştur.
Eskiden veraset yoluyla başa gelen Türk liderlerini Ruslar tayin etmeye başlamıştır. Bu tayinleri yaparken Ruslar, mümkün olduğu kadar kendilerine uşaklık yapacak şahısları tercih etmiştir. Ayrıca sayıları önce binleri sonra yüz binleri bulan Rus göçmenlerini getirip Türk topraklarına iskan etmeye başladılar. Topraklarının verimli kısımları alınıp Rus göçmenlerine verilen ve dolayısıyla ağır vergileri ödeyemeyen Türk halkı Rus makamları ile onların birer maşası durumundaki yerli idarecilerin elinde tam bir cehennem hayatı yaşamaya başlamışlardır. Bu adaletsiz, despotça idareye ve kolonileştirmeye daha fazla dayanamayan Türkler yer yer isyana başladılar. Rus idaresine karşı yapılan ilk büyük ayaklanma Kazak Türkleri tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu isyanı verimli toprakları zorla ellerinden alınınca 1783 yılında Kazaklar Sırım Batur önderliğinde başlatmışlardır. Ayaklanma 15 sene sürmüş ve Ruslar, daha fazla toprak işgal etmeyeceklerine ve müsamahalı bir idare tarzı uygulamayacaklarına söz verince sona ermiştir. Fakat Ruslar, verdikleri sözleri bir müddet sonra yerine getirmemişlerdir. Yıllar süren bu isyanlar Ruslar tarafından daima kanlı bir şekilde bastırılmıştır.
Ruslar Türkistan Hanlıklarını işgal ettikten sonra kurdukları “Türkistan genel valiliği” ile bir taraftan bizzat kendileri halkı kontrol altında tutmaya çalışmışlar, diğer taraftan da hanlıkların başına getirdikleri idareciler kanalıyla onları ezmeye ve istediklerini yaptırmaya gayret etmişlerdir. Rusların ellerinde ir kukla gibi oynadıkları yerli idarecilerin başında Hokand Hanı Hudayar geliyordu. Nitekim Hudayar’ın tam bir Rus uşağı gibi hareket etmesi ve Rusların koyduğu ağır vergileri yoksul halktan zorla almaya çalışması ahali arasında nefretle karşılanmış, 1876’da Abdurrahman Abtabac önderliğinde bu zulme karşı isyan etmek mecburiyetinde kalmıştır. İsyan kısa zamanda bir istiklal mücadelesi şekline dönüşmüş ve 2 aydan fazla devam etmiştir. Ancak Ruslara daha disiplinli ve daha güçlü teçhizata sahip ordusu isyanı kanlı bir şekilde bastırmış, Andican Kalesinde kahramanca direnen mücahitlerin çoğunluğunu yok etmiştir.
Ruslar bu olaydan sonra Hokand’ın idaresinde bir takım değişiklikler yaptıysa da, bu değişiklikler halkı tatmin etmeye yetmemiştir. Ruslar idari sistemlerinde yerli halka sadece küçük memurluk haklarını vermiş ancak onlara kesinlikle sistemi eleştirme, tenkit etme hakkı tanınmamış haksızlıkları tenkit edenler ya idam edilmiş ya da zindanlarda çürütülmüşlerdir.
Türkistan’daki Rus idaresinin adaletsizliği Rus başkentinde bir çok dedikodulara neden olmuş Ruslarda dedikoduları önlemek için 1882 yılında Veretennikov başkanlığında Türkistan’a bir teftiş heyeti göndermek zorunda kaldı. Buda haksızlıkların önüne geçmeyince 1898’de Andican’da halk yeniden Ruslara karşı ayaklanmıştır. Işan Muhammet Sabıroğlu isminde aydın bir din adamının önderliğinde yürütülen ayaklanma yine kanlı bir şekilde bastırılmıştır. Bunun üzerine Rus hükümeti Türklere daha çok haklar getirecek bir takım ıslahat yapmayı vaat etmiştir. Çarlık idaresinin çok sert idaresi yalnız Türkistan Türklerini değil, Rus halkını ve Rus olmayan diğer milletleri de ezdiği için 1905 ihtilali patlak vermiş ve Türkler geçicide olsa biraz nefes alabilmişlerdir.



TÜRKİSTAN TÜRKLERİNİN MANEVİ ve KÜLTÜREL HAYATI

Türkistan Türklerinin Rus hakimiyetine karşı direnmelerinde iki faktör büyük rol oynamıştır.
1- İslam
2- Türklük Şuuru
Bilhassa 19. yy’ın sonlarına doğru pan – islamizm cereyanının Türkistan’a kadar yayılması ile İslam Ruslara karşı en büyük direnç kaynağı olmuştur. Rus hakimiyetine karşı direnme kaynağı olarak Türklük şuuruna gelince Rus istila orduları Türkistan kapılarına dayandığı zaman Türkmen ve Türkistan Hanlıklarının önderleri Ruslara; “sizinle hiçbir müşterek tarafımız yok; dilimiz, dinimiz, örfümüz ve taşıdığımız kanlar ayrıdır” diyerek vatanlarını savunmuşlardır. Türkistan Türklerinin kültürel uyanışı da Rus hakimiyetine karşı mücadelelerinde üçüncü faktör olmuştur. Çünkü bu kültürel uyanış ardından siyasi uyanışı da beraberinde getirmiştir. 19. yy’ın ikinci yarısında: dini ilimler yanı sıra modern ilimleri de öğreten “usul’ü cedid” (yeni metot) mektepleri açılmaya başlanmıştır.
Buhara da teşekkül eden “Genç Buharalıların” Ahmet Daniş, Hive’de teşekkül eden “Genç Hivelilerin” İsmail Hoca önderliklerinde faaliyete geçirdikleri bu yeni usul mektepler kısa zamanda çoğalarak sayıları 5.000’i bulmuştur. Bilhassa Gaspıralı İsmail Beyin fikirlerinin Türkistan’a kadar yayılması bu usul’ü cedid mekteplerinin faaliyetine yeni bir hız ve mana katmıştır. Gaspıralı’nın “dilde, fikirde, işçe birlik parolası” yalnız Türkistan Türkleri için değil bütün Türk dünyası içinde bir uyanış, bir hareketin başlangıcı olmuştur. Bu hareket Türklerin bir nevi Türklüğe ve İslam’a yeniden dönüşlerinin başlangıcını teşkil eder. Türkler arasındaki bu uyanış kısa zamanda pan – türkizm ve pan - islamizm akımlarının doğmasına zemin hazırlamıştır.
1916 isyanı göstermiştir ki, Türklerin hürriyetleri uğruna ne kadar cesurane mücadele ederlerse etsinler Rus İmparatorluğunun parçalanması haricinde istiklallerini elde etmeleri oldukça zor olacaktır. Buna rağmen Şubat 1917’de başlayan ve Ekim 1917’de gerçekleşerek çarlık rejimini deviren Bolşevik İhtilali, başlangıçta istiklallerini elde etmek için Türklere yeni ve çok iyi bir fırsat vermiştir.

a) 1917 Bolşevik İhtilâli ve Türkistan Türkleri
Şubat 1917’deki Bolşevik İhtilâlinin Rusya’daki Çarlık rejimine son vermesi Rus olmayan diğer milletleri olduğu gibi, Türkleri de çok sevindirdi. Fakat ihtilal idâresinin “bütün memurların ve askerlerin bulundukları yerde kalmalarını” isteyen emirnâmesi Türklerin sevincini kısa sürdürdü.
Zira, bu emirname ile getirdikleri on binlerce göçmeni silahlandırarak 1916 Milli İsyanı’nı kanla boğan Rus askeri ve sivil yöneticileri Türkistan’da kalıyorlardı. Bu insanlar dün Çarlık idaresinin uşaklığını yapmışlardı; bugün de Bolşeviklerin uşaklığını yapmaya hazır idiler
Türkistan’daki Rus idarecileri ihtilal hükümetinin direktifi ile bir “İşçi, Asker, Köylü Şûrası” kurarak memleketi eskiden olduğu gibi yine askeri rejimle idareye başladılar. Fakat çok geçmeden Moskova’dan aldıkları ikinci bir emir ile Türkistan’ın idaresini yenide düzenleyecek olan “Geçici Hükümet Encümeni”ni kurdular. Türkistan’ı Rus müstemlekesi yapmak için yıllardır çalışan Rus şövenistlerinin çoğunluğunu teşkil ettiği bu encümene Türklerden ancak Sadri Maksudi, Muhammedcan Tınışay ve Ali Han Bökeyhan’ı kâbul ettiler. Fakat Türk üyeler o kadar azınlıkta idiler ki, Türklere faydalı olabilecek hiçbir kararı Ruslar kabul ettiremediler.
“Geçici Hükümet Encümeni” Türkistan’ı Rus idaresine temelli yerleştirmek arzusunda olduğunu açıkça söylüyor ve bu hususta gerekeni hızla yapmaya çalışıyordu. Bunun üzerine Türkler, ihtilâlin başlangıçta verdiği çok sınırlı serbestlikten istifade ile Nisan 1917’de Türkistan Müslüman Kongresi” tertip ettiler. Bu kongrede “Geçici Hükümet Encümeni”nin faaliyetlerine karşı Türklerin zorla gasbedilen topraklarını geri alacak, Türkistan’a göçmen akımını durduracak ve müslümanların haklarını koruyacak “Türkistan Müslüman Merkez Şurâsı”nı kurdular. Bilâhare “Milli Merkez” olarak değiştirilen “Türkistan Müslüman Merkez Şurâsı” bütün Türkistan’a yayılarak şubeler açmaya ve halkı ilk defa bir teşkilat etrafında toplamaya başladı. Bu arada 4. Duma’da müslümanları temsil eden Türk lideri önderliğinde 14 – 24 Mayıs 1917’de Moskova’da “Rusya Müslümanları Kongresi” tertip edildi. Kongre Türklerin nasıl bir yol takip etmesini tartıştı. Rus devletinin içinde bütün müslümanlara kültür muhtariyeti verilmesi tezini savunanları, Türkler için, belli bir ülke, bütünlüğüne sahip olanlara milli muhtariyet ve toprak bütünlüğüne sahip olmayanlara da milli kültür muhtariyeti tanınmasını savunanlar oylama sonucunda 271’e karşı 446 oy ile mağlup ettiler. Bu neticenin alınmasında Milli Muhtariyet tezini savunan Azerbaycanlı Mehmed Emin Resulzâde ile Ali Topçubaşı, Buharalı Ubeydullah Hoca ve Başkırt lideri A. Zeki Velidi büyük rol oynadılar. Aynı kongre bir de “Milli Merkezi Şurası” kuruldu.
Türkistan’daki “İşçi – Asker – Köylü Şurası” temsilcisi Nikora, “ihtilal, Rus İhtilalcileri, Rus işçileri ve Rus askerleri tarafından gerçekleştirildi; bunun içinde Türkistan’da kuvvet ve idare bizim elimizdedir. Yerli halk kendisine verdiğimizle yetinmelidir” diye Türklere her türlü hakkı reddediyordu. Türkler ile Ruslar arasındaki münasebetler Rusların emperyalistçe tutumları yüzünden çok kritik bir döneme girdi. Zira, ihtilalcilerin Bolşevik grubu hazırlıklarını tamamladıktan sonra mevcut hükümeti devirmek için çoktan harekete geçmişler idi.
Ekim 1917’de Rus ihtilalcilerinin komünist grubu Kerenski hükümetini devirdikten iki hafta sonra Türkistan’da o ana kadar iş başında bulunan Çarlık ve Kerenski devresi Rusları (Sabık Çarlık Memurları, askerler ve subaylar) Taşkent’te kendi kendilerine bir komünist darbesi yaptılar. Türkistan Türkleri arasında komünizmin K’sını bilen hiç kimse yok idi. Onun için, Türkistanlılar, komünist Rusların Taşkent’teki iktidar değişikliğine ve diğer şehirlerdeki hareketlerine katılmadılar.
Ruslar, 15 – 22 Kasım 1917 arasında yaptıkları kongre sonunda “Türkistan Sovyet Komiserliği”ni kurduklarını ilan ettiler. Güya bu komiserlik Türkistan’da iktidarı temsil ediyordu. Esasında ise, yeni bir diktatörlük idaresinden başka bir şey değildi.
Kısa zamanda anlaşıldı ki, yeni Sovyet rejiminin en büyük gayelerinden biri milli esaslara göre gelişmekte olan Türklerin muhtariyet çabalarını önlemek idi. Nitekim, Türkistan’daki Sovyetler, Moskova’daki “Rus Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyetleri Merkez Komitesi”nden aldıkları emir ile 1 Mayıs 1918’de yaptıkları kongrede Sovyetlere bağlı “Türkistan Otonom Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti”ni kurduklarını ilân ettiler.
Türkistanlıların milli muhtariyet isteklerinin amansız muhaliflerinden biri olan Satarof, “Rus ihtilâlinin Türkistan’da derhal müstemlekeci bir yol tutmak mecburiyeti kaçınılmaz oldu” diyerek Rusların maksadını açıkça itiraf etmiştir.
Türkistan Türklerinin milli haklarından vazgeçmeyip mücadeleye devam etmeleri Rusları yeni tedbirler almaya sevketti. Sovyet yönetimi, hükümet ve Rus Komünist partisi adına 8 Ekim 1919’da bir “Türkistan Komisyonu” teşkil ederek acilen Türkistan’a gönderildi. Bu komisyon, sahip olduğu diktatörce yetkilerle, faaliyetini Ekim 1919’dan 1923’ün ortalarına kadar özellikle Sovyet iktidarını kuvvetlendirmeye, Türkistan’ın kat’i olarak Rusya’ya bağlanmasına ve Rus ile Sovyet aleyhtarlığı eğilimindeki Türkistan milli hareketini yıkmaya sevketti.
Sovyetlerin gayelerini gerçekleştirmek için Türkistan’da seçtikleri ikinci yol, Rus komünist partisinin bir modeli olan “Türkistan Komünist Partisi”ni kurmak oldu (17 Haziran 1918). Türkler arasında hiçbir komünist bulunmadığı için Türkistan Komünist Partisi’nin ilk üyeleri tamamen Ruslardan meydana gelmişti. Yapılan bir seri kongreler ile Türkistan’da kalmış yabancı harp esirleri ile Türklerden sosyal demokrasi fikrine inanan bazı şahıslar parti üyeliğine alındılar.
En kötü şartlarda dahi hakları için mücadele etmek kararında olan Türkler, komünist partisine bağlı bir “Müslüman Bürosu” kurmayı başararak halkın isteklerini bu büro kanalı ile dile getirmek istediler “Müslüman Bürosu” gelişerek kısa zamanda Rus ve Türkistan komünist partililerin rakibi ve halkın bir ümidi haline gelmeye başladı. Bunun üzerine (komünizme inanmadıkları, daha doğrusu ne olduğunu bilmedikleri halde) bir kısım Türkler komünist partisine girmeye ve “Müslüman Bürosu”na destek olmaya başladılar. Türkler, kâfi çoğunluğu sağladıktan sonra12 – 18 Ocak 1920’de komünist partisi kongresinden “Komünist Otonom Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti”nin adını “Türk Cumhuriyeti” ve Türkistan Komünist Partisi’nin adını da “Türk Komünist Partisi” olarak değiştirmeye muvaffak oldular. Rus ve Sovyet yönetimi, Türkistan Cephesi Kumandanı General Frunze’nin ikazı üzerine bu kararı reddetti. Ayrıca, 8 Mart 1920’de de Rus Komünist Partisi Merkez Komitesi bu kararı hükümsüz saydı. Bunun üzerine Eylül 1920’de yapılan bir kongre ile bütün partilerin birleştirilip bir Türkistan Komünist Partisi kurulmasına ve bu partinin Merkez Komitesi nezdinde “Milli Şube”nin kurulmasına (Türkistan yerli komünistleri için) karar verildi. Kısa zamanda Buhara ve Hive’de Komünist Parti’nin şubeleri açarak komünizmin bütün Türkistan’a yayılması gayesine gidildi.
Türk illerinde kurulan Komünist Partileri üyeleri arasındaki Rus şovenizmi ile Türkler arasındaki milli cereyanları bertaraf edememiş ve komünist yönetimi bu ili tarafın ve görüşlerinin çekişmesi halinde uzun müddet devam etmiştir. Bazı Sovyet iddialarının aksine, bugün bu mesele bütün canlılığı ile devam etmektedir.

b) Türkistan Türklerinin Milli Kurtuluş Savaşı
Rusya’da komünistler ile komünist olmayanlar arasındaki bir iç harbin başlaması ve Türkistan’daki Rus komünistlerinin Türklere hiç taviz vermeyen tutumları yıllardır Rus zulmünden inleyen Türklere istiklalleri için mücadelede yeni fırsat yaratmıştır.
1917 İhtilal beyannamesi çerçevesi dahilinde Hokand’da bir “Halk Şurası” kurularak Türkistan’ın bir “Mahalli Muhtar Cumhuriyeti” olarak ilanına karar verildi. “Halk Şurası” aldığı bir karar ile Başkırt ve bir müddet evvel kurulan Alaş – Orda Kazak hükümetlerini de katılacağı bir “Federasyon” kurulacağını ilan etti.
Böyle kuvvetli bir federasyonu Sovyetler kolay kolay dağıtamayacakları için Türklerin haklarını, asgari derecede, alma imkanı doğacaktı.
Taşkent’teki Sovyet Komiserliği, Ermenilerle takviyeli bir Rus birliğini hemen Hokand üzerine sevk etti. Kızıl birliklerle Hokandlılar arasındaki kıyasıya mücadele 11 Şubattan 22 Şubat 1918’e kadar devam etti. Silah üstünlüğü olan kızıl birlikler sonunda Hokand’ı ele geçirerek 10.000 kişiyi katlettiler. Türklerin milli istiklal için giriştikleri bu mücadele de böylece kanlı bir şekilde bastırıldı.
Orta Asya Türklerinin Rus hakimiyetinden kurtulma mücadelesinde Kazak liderlerinin Türkistan’daki milli güçlerle işbirliğini reddedip Rus ihtilal hükümetiyle anlaşma yolunu tercih etmeleri hazin bir dönüm noktasını teşkil eder.
Buhara Emirliği Mart 1918!e kadar iç işlerinde serbest olarak Rusya hakimiyeti altında kalmıştı. “Genç Buharalılar” adı altında 1910’lardan beri hazırlıklarını yapan bir grup yenilikçi 1917 ihtilalinden istifade ederek Emir Mir Alim Han’ı devirmek için harekete geçtiler. Fakat hareketleri Emir tarafından öğrenilip tesirsiz bırakıldı. Bunun üzerine reformistler, çok yanlış olarak, Buhara’yı kontrollerine almak isteyen Sovyet komiserliğinden yardım istediler.
Buharalı reformistlerle Sovyetlerin müştereken giriştikleri darbe hareketi de Emir tarafından başarıyla önlendi. Bu olaydan sonra 25 Mart 1918’de Sovyet hükümeti Buhara’nın istiklalini tanımaya mecbur kaldı. Emir’e karşı başarısızlığa uğrayan yenilikçiler ikiye bölündüler: bir kısmı Sovyetlerle tam bir işbirliğine giderken, Osman Hoca önderliğindeki diğer grup reformcu ve milliyetçi bir Buhara Cumhuriyeti kurmaya kalkıştılar.
“Sovyet hükümetinin, istiklalini tanımak mecburiyetinde kaldığı Buhara’nın varlığı Türkistan’daki Sovyet Komiserliğini ve Kızıl Ordu komutanı Frunze’yi son derece tedirgin etti. Buhara Emirinin komünistlere karşı takip ettiği taviz vermez politika Frunze’yi Buhara’yı işgal için bahaneler aramaya sevketti.
Sovyetlerin kurduğu Buhara komünist partisinin isteklerini kabul etmesi için Frunze, Emir’e baskı yapmaya başladı. Sonunda Lenin’in tasvibini de alan Frunze, 28 Ağustos ile 2 Eylül 1920 arasında Buhara’yı bir yıldırım harekâtı ile işgal ediverdi. 6 Ekim 1920’de “Buhara Halk Kongresi” toplanarak “Buhara Halk Cumhuriyeti”ni ilan etti. Fakat halkın Ruslara ve komünistlere karşı duyduğu nefretten bir an için gözleri yılan Sovyetler, Buhara’nın idaresini yine Buharalılara bırakmak mecburiyetinde kaldılar. İçinde Sovyet taraftarlarının da bulunduğu fakat çoğunluğunu milliyetçi reformcuların teşkil ettiği Buhara Halk Cumhuriyeti ile 4 Mart 1921’de bir “ittifak” antlaşması yapan Ruslar Buhara’nın istiklalini yeniden tanıdılar. Fakat Rusların Buhara’yı Sovyetleştirme emellerinden vazgeçmemesi Buhara – Sovyet münasebetlerini yeniden kötüleştirdi. Bunun üzerine Sovyetler karşı direnme mücadelesini bizzat başlatan Buhara’nın yeni devlet reisi M. A. Muhiddin zorla istifa ettirilerek yerine daha ılımlı olduğu sanılan Osman Hoca getirildi. Fakat Osman Hoca Sovyetlere hiç taviz vermediği gibi bilakis tam istiklal için Türkistan’a gelmiş olan Enver Paşa ile işbirliği yaparak Ruslara karşı mücadeleyi daha da hızlandırdı. Türklerin bu istiklal mücadelesi 1924’de Kızıl Ordunun Türkistan’ı tekrar işgaline kadar devam etmiştir. Şimdi sıra Hive Hanlığına gelmişti.
Hive Hanlığı da tıpkı Buhara gibi Rus işgalinden sonra içişlerinde serbest ve Rusya’ya bağlı bir devlet olarak varlığını devam ettiriyordu. 1917’de Bolşevik İhtilali başladığı zaman Türkistan’ın diğer bölgelerinin aksine Hive’de Han ile “Genç Hiveliler” olarak bilinen yenilikçi grup anlaşarak ülkede ıslahatçı ve demokratik bir idare tarzını kurmuşlar idi. Fakat Özbekler ile Yamud Türkmenleri arasındaki anânevi rekabetin yeniden patlak vermesi Hive’nin bu kritik günlerinde en büyük talihsizliği olmuştur. Türkmen – Özbek anlaşmazlığının halledilememesi üzerine Türkmenlerin önderi Cüneyid Han etrafındaki Türkmen kuvvetleri ile Hive üzerine yürüyerek şehri kuşattı.
Bu karışıklıktan istifade eden Sovyetler bir Kızıl Ordu birliğini Hive’ye göndererek Cüyid Han’ın kuşatmasını kaldırmayı sağlamışlardır. Fakat, Ruslardan hiç hoşlanmayan ahali, Kızıl Ordu, birlikleri yerine Türkmenleri Hive’de görmeyi tercih etmişlerdir. Nitekim bir müddet sonra Cüneyid Han’ın Ruslarla işbirliği yapan Isfendiyar Han’ı öldürerek Hive’ye hakim olmasına ses çıkartmamıştı. Ne hazinedir ki, büyük bir mücahit olmasına rağmen Cüneyid Han’ın bazı kışkırtmalara aldanarak Özbeklere karşı katı davranmaya başlaması Özbekleri kendinden uzaklaştırmakla kalmamış, hatta onların Sovyetlerle işbirliği yapmalarına sebep olmuştur. Bu ise, Ruslara tekrar Hive’nin içişlerine müdahale için yeni bir fırsat vermiştir. Durumun ciddiyetini kavrayan Cüneyid Han, Ruslarla anlaşma yolunu tercih etmek mecburiyetinde kalmış ve onlarla bir barış anlaşması yapmayı o şartlarda en ehven çıkar yol olarak görmüştür. Böyle bir antlaşma ile Sovyetler, Hive’de hiçbir komünist olmadığı için bu fikirlerini tatbik etmede son derece güçlük çekiyorlardı. Sonunda, Hive’deki Rus askerleri Cüneyid Han’dan kaçan muhalif Özbeklerle bir “Hive İhtilal Taburu” kurarak Hive’de bir Sovyet hükümeti kurulmasını talep ettiler. Hive İhtilal Taburu’nun yardım istemesi üzerine Sovyetler Türkistan’daki Kızıl Ordu birliklerinden bir kısmını Hive’ye sevk ettiler. Güya “Cüneyid Han’ın ve taraftarlarının kanlı diktatoryasından Hive’yi kurtarmak” maksadıyla 25 Aralık 1919 ile 27 Ocak 1920 arasında Kızıl Ordu birlikleri Hive’yi işgal ettiler. Bu Sovyet işgali ile sözüm olan “Hive Halkının İhtilali” gerçekleştirmiş oluyordu. Hive ‘de komünist olmadığı için Sovyetler idareyi “Genç Hiveliler”e devretmek mecburiyetinde kaldılar.
Kurulan “Hive Komitesi” Hanlık sistemini lağvederek “Harezm Halk Cumhuriyetini” ilan etti. Sovyet hükümeti 13 Eylül 1920’de “Harezm Cumhuriyeti” ile bir “ittifak” antlaşması imzalayarak Harezm’in güya istiklalini tanıdı. Bir müddet sonra Sovyetler Harezm Komünist Partisi’ni kurarak faaliyete geçirdiler.
Bilahare Sovyetler Harezm Halk Cumhuriyetinin komünist aleyhtarı bir tutuma girdiğini ileri sürerek Genç Hivelileri baştan uzaklaştırmış ve Ekim 1921’de kurdukları komünist hükümetle Hive’yi kontrollerine almışlardır. Böylece, bin bir entrika sonunda Sovyetler, Hive’de de komünist iktidarını gerçekleştirmiş oluyorlardı.

c) Basmacılık: Türklerin Son Milli Ayaklaması
Rus hakimiyetine düşen Türkistan Türklerinin Çarlık rejiminde maruz kaldıkları adaletsiz ve sömürü idaresinden kurtulmak ve eşit haklara sahip daha insanca bir hayat tarzı için giriştikleri her mücadele Ruslar tarafından kanlı bir şekilde önlenmiş idi. 1917 İhtilali ile Rus imparatorluğunda yaşayan bütün milletlere eşitlik ve kendi kendilerini idare etme hakkı vaat eden yeni Sovyet rejiminin de sözlerinde samimi olmadığı ve Çarlık’dan daha katı bir dikta idaresi kurarak sömürgecilik siyasetine devam etmek emelinde olduğu kısa zamanda acı bir şekilde bütün Türklerce öğrenilmişti. Her türlü maddi varlıkları ellerinden alınan ve ezilen Türk halkı, Ruslara karşı büyük bir nefret hissiyle doldu. Milli Muhtariyet teşebbüslerinin Sovyetler tarafından kanlı bir şekilde boğulması onlardaki istiklal ve hürriyet aşkını söndürememiştir.
Nitekim, hürriyet ve istiklal aşkıyla yanan halktan bir çok kişi silahını alıp mücadele için dağlara çıkmıştır. Bu silahlı kişilere halkında katılmasıyla Ruslara karşı yeni bir istiklal mücadelesi başlamıştır. Türkistan Türklerinin giriştikleri bu hürriyet ve milli istiklal mücadelesi Sovyetler tarafından dünya milletlerine önemsiz bir olay gibi Basmacılık (basan – haydutluk edenlerin) harekatı olarak tanıtılmak istendi. “Basmacı hareketi, Türkistan halkının yabancıların hakimiyetine karşı milli ayaklanması olarak ortaya çıktı”.
Türkistan’daki bu milli ayaklanmanın gücünü köylüler teşkil ediyordu. Bunlara esnaf ile sanatkarlar, din adamları ve reformistler de katılmışlardır. Ayaklanmanın yeteri kadar lideri olduğu halde maalesef merkezi bir teşkilatlanmadan yoksun idi. Milli ayaklanmayı yöneten kuvvetler Kasım 1919’a kadar Fergana’nın büyük bir kısmını kontrollerine aldılar. Telaşa kapılan Sovyet yöneticileri önce 5 (beş) kişilik bir Fergana İhtilal Komitesi sonra da 3 (üç) kişilik bir “Fergana Cephesi” kurarak bu milli ayaklanmayı bastıracak tedbirler almağa başladı. Fakat bu komiteler ve Kızıl Ordu ayaklanmayı bastırmaktan aciz kaldılar. Milli ayaklanma Fergana’dan sonra Buhara ve Harezm (Hive)’de de hızla yayıldı.
“Türkistan Türklerinin giriştikleri milli ayaklanma bütün engellere rağmen başarıyla devam etmiş, ancak, yeterli derecede silah olmayışı ve merkezi bir idareden mahrumiyet sebebiyle Kızıl Ordu birlikleri karşısında ağır kayıplar vermişlerdir.
Enver Paşa, komünizmi, bütün dünyaya hakim kılmak ihtirasıyla yanan Sovyet idarecilerinden, Türkistan müslümanlarını teşkilatlandırarak İngilizleri Hindistan sömürgesinden atacağı vaadi ile sıyrılıp Türkistan’a gelmiştir. Enver Paşa, mücahitlerin arzusuna uyarak; bütün Türkistan Türklerini içine alan bir “Orta Asya İslam Devleti” kurmak emeli ve gayesiyle Sovyetlere karşı mücadeleyi başlattı.
Top ve makineli tüfeklerden yoksun kırık dökük silahlara sahip Enver Paşa’nın mücahitler ordusu ilk zaferi Duşanbe’yi Ruslardan kurtarmak oldu. Fakat Enver Paşa, Türkistanlı liderlerin kendisine yardımı reddetmelerinden dolayı, her türlü modern silahlarla teçhiz ve takviye edilmiş Kızıl Ordu birliklerine karşı 15 Haziran 1922’de yaptığı ikinci savaşı kaybetmekte kurtulamamıştır.
Belcuvan’a çekilen Enver Paşa ile mücahitleri 4 Ağustos 1922’de ansızın Rusların baskınına uğradılar. Enver Paşa, yakın muharebeyi kabul etmek mecburiyetinde kaldı. Atına atlayıp mücahitlerinin başında düşmana hücum etti. Bizzat 11 düşmanı hakladıktan sonra makineli tüfek ateşiyle şehit oldu.
Enver Paşa’nın ölümüne rağmen bu milli ayaklanmadan büyük bir telaşa kapılan Sovyetler durmadan Kızıl Ordu birliklerini takviye ettiler. 3 Nisan – 19 Nisan 1931 arasında Kızıl Ordu birlikleri ile yaptığı son savaşı da kaybedence, Türkistan Türklerinin milli istiklalleri için giriştikleri bu mücadelenin de sonu gelmiş oldu.
Türkistan Türklerinin bu milli kurtuluş savaşının başarısızlıkla sona ermesinde üç büyük faktör rol oynamıştır: birinci faktör, Türkistanlı liderlerin birlik ve beraberlik içinde Enver Paşa’yı desteklememeleridir. İkinci faktör, Enver Paşa’nın kumanda ettiği mücahitler ordusunun modern silahlara sahip olan Kızıl Ordu ile mukayese kabul edemeyecek derecede zayıf oluşu idi. Üçüncü faktör ise, Enver Paşa’nın şehadeti ile mücahit kuvvetlerinin lidersiz kalışlarıdır.

d) Türkistan’ın Cumhuriyetlere Bölünmesi ve Sovyet Rejiminde Milli Mukavemetin Devamı
Giriştikleri istiklal savaşını kaybeden Türkistan Türkleri bu sefer hakları için, komünist rejimi içinde yapıla gelmekte olan yeni bir mücadeleye katıldılar. Harezm ve Buhara Halk Cumhuriyeti başta olmak üzere Türkistan’da kurulan diğer komünist partilerde çalışan Türkler bu partilerin tam anlamıyla Sovyet kontrolüne geçmesi ve mümkün olduğu kadar milli hak ve menfaatlerin muhafazası için uğraşmaya başladılar. Bu hareketin öncülüğünü Münevver Kaari ile Turar Rıskul yapmakta idiler. Sultan Galiyev ise aynı maksatla Moskova’da çalışmakta idi. Bu şahısların gayretleri aynı zamanda komünist yönetiminde milli bir “Türkistan Birliği” yaratmaya matuf idi. Bilhassa bu milli birlik ve fikri 1921’de daha da canlı bir hale gelmişti. 1921 Temmuzunda Mustafa Kemal Paşa’nın direktifi ile Buhara’ya gelen Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinden İsmail Suphi (Soysallıoğlu) Bey’in teşebbüsleri ile bir “Türkistan Milli Birliği” teşkilatı kuruldu. Birliğin başkanlığına Zeki Velidi getirildi. Fakat Rusların şiddetli baskıları yüzünden Zeki Velidi ile birliğin ileri gelenlerinden Osman Hoca ve Müfti Sadruddin Han memleketten uzaklaşmak mecburiyetinde kaldılar. Birliğin Türkistan’daki üyelerinden Feyzullah Hoca bu mücadeleyi 1937 senesinde kadar devam ettirdi.
Türkistan Türklerinin komünist siste altında Türkistan’ın birliği için yaptıkları bu mücadele Rusları yeniden teşkilatlandırmıştır. Moskova’dan aldıkları direktifler ve bu arada Özbekler ile Kazaklar, Türkmenler ile Özbekler arasındaki geçimsizlikleri tekrar ortaya getirerek körüklemişler ve sonra da, bir kongre toplamışlardır. Mart 1924’de Taşkent’te tertip edilen kongrede Sovyetler, birlik aleyhtarı olan Kazak, Özbek ve Türkmen delegeleri kışkırtarak kongreyi tam bir çıkmaza sokmuşlardır. Kongreye birlik havasından ziyade ayrılık havası hakim olmuştur. Bu Sovyet oyunlarını iyi takip eden ve Türkistan ileri gelenlerinden Sultan Hoca, kongre delegelerine hitap ederek, “Türkistan’ı ayrı ayrı Cumhuriyetlere bölmek istiyorlar. Halbuki “Özbek”, “Türkmen” vb. milletlerden ve bunların ayrılmasından bahsetmek mümkün değildir. Milliyet tasnifinde Türk boylarına “Özbek” ve “Türkmen” sıfatları yakıştırılarak Türkler parçalanmak isteniyor” diye onları dönen dolaplara karşı dikkatli olmaya davet etmiş ise de, Sovyetler O’nu da tesirsiz hale getirmişlerdir. Bunu takiben Ruslar, ayrı cumhuriyetler fikrini daha önce kurdurmuş oldukları partiler içinde işlemeye başlamışlardır.
Sovyet yöneticilerinin bu gayretleri kısa zamanda meyvelerini vermiştir. Türkistan’daki Komünist Partiler beraberce Rus Komünist Partisi’ne müracaat ederek ayrı Cumhuriyet halinde yaşamak istediklerini bildirdiler. Bu müracaat üzerine Rus Komünist Partisi durumu görüşerek Türkistan’daki Komünist Partilerin istediğini ve Türkistan’da ayrı ayrı Cumhuriyetler kurulacağını ilan etmiştir (12 Haziran 1924). Rus Komünist Partisi’nin bu kararına itiraz etmek isteyenler oldu ise de, bunlar kendilerini dinleyen bir merci bulamadılar.
Ayrı Cumhuriyetlerin kurulması kabul edildikten sonra teşekkül eden “Merkezi Toprak Komitesi” bu Cumhuriyetlerin sınırlarını tespit işine girişmiş ve Eylül 1924’de çalışmalarını tamamlayarak sınırlarını aşağıdaki şekilde tespit etmiştir.
1- Özbek Cumhuriyeti: Genellikle eski Buhara Cumhuriyeti topraklarını (Buhara, Kermin, Nur – Ata, Karşi, Şehribaz, Baysun ve Sarı – Asi) Semerkand ve Taşkent bölgelerini içine alıyordu.
Toprak Komitesi’nin bu taksimi Rus Komünist Partisi tarafından tasdik edilir edilmez, her Cumhuriyetin Komünist Partisini ileri gelenleri komiteler kurarak kendi idari, ekonomik ve kültürel programlarını yapmaya başladılar. Yapılan bütün programlarda Türk Cumhuriyetlerinin ve Türklerin isteyerek Ruslarla birleştikleri tezi ve teması iyi bir şekilde işlenecekti. Nihayet, bu çalışmalar Ekim 1924’de tamamlanarak Ruslara bağlı olarak Türkistan’da kurulan ve yukarıda adları zikredilen cumhuriyetlerin kuruluşu tamamlanmış oldu.
Türkistan’da Sovyetlere bağlı olarak kurulan Türk Cumhuriyetlerinin ilk yıllarında Rus baskısı ve sömürüsü nispeten az idi. Fakat 1930’larla birlikte Türk Cumhuriyetlerinde Rus baskısı ve sömürüsü artmış, bilhassa II. Dünya Harbi’nden sonra bu baskı ve sömürü daha da şiddetlenerek bir nevi bu Türk Cumhuriyetlerin kolonileştirilmesine gidilmiştir. Bugün, bu Türk Cumhuriyetlerinde gizli ve amansız bir savaş devam etmektedir. Ruslar, Türk memleketlerini tamamen kolonileştirmeye, Türkler ise buna mani olmaya ve milli varlıklarını devam ettirmeye çalışmaktadırlar.

ÖZBEKİSTAN’DA SOVYET YÖNETİMİ

Sovyet sistemi Özbekistan’ı 70 seneden fazla idare etmemiştir. Bütün Sovyet Cumhuriyetlirinin tek hakimi Sovyet Komünist Partisiydi. Diğer cumhuriyetlerde kurulan komünist partileri Sovyet Komünist Partisinin direktifleri dahilinde hareket ederlerdi.
Sovletlerde en yüksek yasama organı Yüksek Sovyet Meclisiydi. Bu Yüksek Sovyet ülkeyi “Birlik Sovyeti” ve Milletler Sovyeti olmak üzere ikiye ayrıldı. Her Birlik Cumhuriyeti, Muhtar Cumhuriyetleri, Mutar Oblastlara ve muhtar Okruglara ayrılmıştı. Her Cumhuriyete 32, her Muhtar Cumhuriyeti 11, her Oblastı 5 ve her Muhtar Okruğu 1 temsilci ederdi. Yüksek Sovletler bu temsilcilerin gelmesinden sonra bu organlar yılda iki defa toplanırlardı. Ülkeyi yöneten konsey durumundaki “Presidyum”u bu Sovyetler seçerdi. Yüksek Sovyet Presidyumun “Yönetim Kurulu” 37 kişiden meydana gelirdi.
Presidyum başkanın dışında 15 yardımcısı (her cumhuriyete bir tane) bir sekreter ile 20 üyesi bulunurdu. Presidyum başkanı Yüksek Sovyetin çıkardığı kanunları tasdik edip yürürlüğe sokardı. Bütün bu organlar Sovyet Komünist Partisinin emirleri ile hareket ederdi. Ayrıca bütün bu organlara seçilecek temsilcileri de Komünist Partisi tespit ederdi.

______________
Önceki mesajları göster:   


Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group
Türkçe Çeviri: phpBB Türkiye & Erdem Çorapçıoğlu