Forum'da ara:
Ara


« Önceki başlık :: Sonraki başlık »  
Yazar Mesaj
Mesaj08.04.2009, 07:53 (UTC)    
Mesaj konusu: nasıl

CİHAD
1.Tanımı

1.1. Sözlük anlamı

Bir amaca yönelik olarak olanca gücü kullanmak. "Olanca çaba" anlamındaki "cehd"den gelir.

1.2. Islamda yüklendiği anlamı

1.2.1. Tanrı uğruna silahlı savaş

1.2.1.1. Genel tanımı: Tanrı yolunda ve din uğrunda kutsal savaş. Amacı: "İlây-ı kelimetü'llah" (Tanrı'nın sözünü yüceltmek), yani "Kuran'ı ve hükümlerini 'tüm düşünce, inanç ve dinlerin üstüne' çıkarmak ve karşı konulmaz biçimde egemen kılmak".

Ayet ve hadislerdeki özel anlatımıyla "tanrı yolunda, kâfirlere karşı İslam'ı üstün ve yenilmez duruma getirmek için canla malla birlikte savaşmak", "Tanrı yolunda savaşa, öldürmeye girişen inanırların canlarını ve mallarını, karşılığında CENNET'i vererek Tanrı SATIALMIŞTIR." (tevbe suresi, ayet 111). Ayet ve hadislerde, çoğu yerde "cihad" bu anlamında, yani "Tanrı yolunda ve din uğrunda silahlı kutsal savaş" anlamında kullanılmıştır. Bu anlamda kullanıldığı da açıkça belirtilmiştir.

1.2.1.2 Islam hukukundaki tanımı
Kafirlerle savaşmak, onları öldürmek, onların elinden mallarını, mülklerini almak, yağmalamak, tapınaklarını yıkmak, putlarını kırmak." (Bkz. Dâmâd, c.1, s.494)

1.2.2 Tanrı ve din uğrunda manevi savaş

"Silahlı savaş"la birlikte bu da istenir.

1.2.2.1. "İnsan ve cin şeytanlarııyla" savaşmak: Her tür şeytanın oyununa karşı uyanık olmak, ödün vermemek, 'şeytanı savaşta yenmeye çalışmak'.
1.2.2.2. "Nefis" ile savaş: Dünyanın çekicilikleriyle, 'nefis arzuları' ile savaşmak. Kimi ayetlerdeki "cihad" bu anlamda yorumlanır. (Bkz. Ragıp, el Müfredât, "c-h-d"). "Cihad"ın bu anlamını benimseyenler daha çok Islam gizemcileridir (tasavvufçular).

2- Süresi, kimlere karşı olacağı ve "hükm"ü

2.1 Süresi

2.1.1. Genel Olarak: Peygamber, "ümmet"inin "cihad"ının "kesintisiz" olacağını ve kıyametin "âlâmet"lerinden olan "Deccâl öldürülünceye kadar" süreceğini bildirir. (Bkz. Ebu davud, Kitabu'l-cihad, 4-Babuun fî Devamı'l-Cihad, hadis no: 2484, c.3, s.11)

2.1.2. Özel durumlarda: Devlet "cihad"a çağırır. Çağırılan "cihad" savaş durumuna göre sürer ya da sonuçlanır. Yani, "süre" savaş durumuna ve savaşanların durumlarına, kararlarına bağlıdır.

2.2 Cihad'ın kimlere karşı olacağı

2.2.1. Genel olarak tüm kâfirlere karşı:

Cihad'ın kimlere karşı olacağı, genel niteliğiyle, kesin olarak belirlenmiştir:

Hadis: "Tek Tanrı'dan başka Tanrı bulunmadığına, Muhammed'in de O'nun kulu ve Peygamberi (elçisi) olduğuna inanıncaya, bizim kıblemize dönünceye, kestiklerimizi yiyinceye, ve namazımızı kılıncaya kadar (bütün) insanlarla savaşıp öldürüşmem buyuruldu. İnsanlar ne zaman ki bıunları yerine getirirler, o zaman kanlarını (canlarını) ve mallarını -kimi haklı nedenlerin dışında- kurtarmış olurlar" (Bkz. Buhari, Selât/28; Ebu Davut, Cihad/104, hadis no:2641).

Kimi hadiste, yerine getirilmesi istenen koşullara, zekâtın da eklendiği görülür. (Bakınız, Buhari, Zekât/1, Buhari Muhtasar-ı Tecrid, hadis no:24; Muslim; İman/32, 36, hadis no: 20,22).

2.2.2. Durumlarına göre putataparlara ve "kitap ehli"ne karşı:

a) Müslümanlarla aralarında saldırmazlık antlaşması bulunmayanların durumu:

Bu durumda olanlar, iki şeyden birini seçmek zorundadırlar: ya İslam, ya ölüm. Ya İslam'ı seçer, Müslüman olarak çatının altına girerler, ya da öldürülürler. "Bunları yakalayın, nerede bulursanız öldürün" (Bakara suresi, ayet: 191; Nisâ suresi, ayet: 89, 91; Tevbe suresi, ayet:5). Bu hüküm, dinden dönenler için de geçerlidir.

Arap olmayan putataparların bu hükmün dışında tutulması ve onlardan İslam'ı kabul etmemeleri durumunda "cizye" (bir çeşit veri alınması) yoluna gidilebileceği görüşü de vardır. Hanefi fıkhında, bu görüşün benimsendiği de görülür. (Bkz.Dâmâd, c.1, s.496).

b) Müslümanlarla aralarında saldırmazlık paktı antlaşması bulunanların durumu:

"Antlaşmanın gereği"ne uyulur. Ancak bu durum, Peygamber döneminde, Islam'ın güçlenmesi dönemine kadar sürmüştür. Sonrası için söz konusu değildir. (Bkz. Tevbe suresi, ayet:1-9). Arada antlaşma olan putataparlara "yeryüzünde dolaşabilmeleri için dört ay süre" verilmiştir. (Bkz. tevbe, ayet:1). Bu süre geçtikten sonra, onlara karşı müslümanların ne yapmaları gerektiği bildirilmiştir: "Nerede bulursanız öldürün, yakalayın, hapsedin, tüm gözetleme yerlerinde bekleyin yakalamak için. Eğer tevbe ederler, namaz kılarlar ve zekât verirlerse serbest bırakın. Tanrı bağışlayan ve acıyandır" (Tevbe:5)

c) Müslümanlarla aralarında saldırmazlık paktı antlaşması bulunmayan kitap ehli:

Bunların önlerinde üç seçenek var: Ya Islam, ya cizye (vergi) ya da ölüm.

d) Müslümanlarla aralarında antlaşma olanların durumu:

"Antlaşma hükümleri"ne uyulur.

Ne var ki, Peygamber döneminde, arada "saldırmazlık antlaşması bulunan kimi kitap ehline "antlaşma hükümlerini bozuyorsunuz, kimileriniz gidip şurada burada aleyhimize bulunuyor.." denilerek saldırılmış ve çoğunlukla öldürülmüşlerdir. "Benu Kurayza" (Kurayza Oğulları - Yahudiler) bunlardandır. Bunlar kılıçtan geçrilirken, peygamber de başlarında bulunmuş ve tüyler ürpertici durumlar sergilenmiştir. (Bkz. Buhari, Kitabu'l-Meğazi/30, Tecrid, hadis no: 1590-1591; Müslüm, Cihad/64, hadis no: 1768. Ayrıca bkz. "Siyer" kitapları).

2.3. Cihad'ın hükmü

Yani, cihad "farz" mıdır, ne zaman farzdır, nasıl farzdır?

2.3.1. Düşmanın saldırısı söz konusu değilken "kifayeten farz"

başlangıçta "barış" önerisi sunmak, "kâfirlere" düşer. Sunulduğunda görüşülebilir, görüşülmez; kabul edilebilir veya edilmez. Bu Müslümanların bileceği iştir. Barış önerisi gelmemişse, ya da kabul edilmemişse, arada bir saldırmazlık antlaşması yoksa, "cihad" gereklidir, "farz"dır. Ama bu farzlık, "kifayeten"dir. Yani, toplumdan bir kesimin bunu yerine getirmesi yeterlidir. Toplumun başındakiler, gerekli cihadı açarlar, gerejktiğinde de güç toplarlar. İlgililer, "cihad"ı başlatmak ve gereğini yerine getirmek zorundadırlar. "Kâfirler"e seçenekleri göstermelidirler. Kâfirler, durumlarına göre seçeneklerden birini kabul etmek zorundadırlar. Kabul etmiyorlarsa, Müslüman ilgililere düşen, "cihad"dır. Eğer cihad hiç yapılmıyorsa, başka bir deyişle, toplum cihadsız kalmışsa, o toplum, bütünüyle sorumlu ve suçludur. Çünkü, kişilere değilse bile, toplumun tümüne yüklenmiş olan "farz" yerine getirilmemiştir. (Bkz. Dürer, Arapça, Cihad, c.1, s.282; Dâmâd, c.1, s.494-495)

2.3.2. Kafirlerin Islam ülkelerinden herhangi bir kesime saldırmaları durumunda

3. Cihad sırasında neler olur

3.1. Öldürmek

3.1.1. Kimler öldürülür?

3.1.1.1. Eli silah tutan tüm erkekler : Savaşır durumda olan herkes. savaşır durumda olan ve daha "akliını-belleğini yitirmemiş" olan "yaşlı kişi"ler bile. deliler, bu hükmün dışında tutlur. Ama, deli "savaşır" durumdayda ya da "zengin"se ya da hükümdarlık makamında bulunuyorsa, öldürülür.

Karşı tarafta olan yakınlar, akrabalar, aileden kişiler de öldürülür. Ayetleerde, "iman-ı bırakıp kafirlik yolunu seçen babaların, kardeşlerin dost edinilmeyeceği, cihad söz konusu olduğunda da babaların, oğulların, kardeşlerin, eşlerin (karı-koca) ve aşiret (kabile) üyelerinin artık Tanrı ve peygamber karşısında önemlerini yitirecekleri, bunlara karşı savaşılması gerektiği bildirilir. (Bkz. Tevbe, ayet:23-24). Ve hep böyle olmuştur. baba oğulu, kardeş kardeşi öldürmüştür. Yalnız, Islam hukukunda bir istisna göze çarpıyor: Cihadda karşı karşıya gelen baba-oğul'dan oğul, babayı öldürmeye girişmemelidir. Ama, baba oğlunu öldürmeye yönelmişse, Müslüman olan oğul, artık babasını öldürme hakkını elde etmiştir. Baba, müslümansa, kafir olan oğlunu öldürebilir. Oğul müslümansa, kafir olan babayı öldürmeye atılamaz, ama cihad sırasında başkasının onu öldürmesine engel olamaz, olmamak zorundadır. (Bkz.Dürer, c.1, s.283-284, Dâmâd, c.1, s.497).

3.1.1.2. Kimi durumlarda çocuklar, kadınlar, körler, kötürümler, yatalaklar : Bunlar genellikle öldürülmezlerse de bunlardan savaşır durumda olan, "görüş sahibi" olan, mal sahibi olan, yetki-hükümdarlık makamında olan öldürülür. (Bkz.Dürer, c.1, s.283-284, Dâmâd, c.1, s.497).

Peygamberin şöyle bir buyruğu var: "Putataparların yaşlılarını öldürün de, çocuklarını bırakın!". (Bkz. Ebu davud, Cihad/121, hadis no:2670; Tirmizî, Siyer/29, hadis no: 1583).

Kurayza Yahudileri'nin öldürülmesi sırasında, bu buyruk verilmişti. "Çocukların bırakılması" isteniyordu, çünkü elde bulunan çocuklar, köleler arasında yerlerini alacak ve işe yarayacaklardı. hepsi, ele geçirilmiş değerli mal türündendi. Kaldı ki, o sırada "yüzlerce kişi" öldürülürken Müslüman öldürücüler adamakıllı yorulmuştu. Öldürülecekler, elleri bağlı uzunca bir çukurun önünde öldürülmeye hazır bulundukları halde... Herkes bitkin bir duruma gelmişti adam kesmekten. (Öldürücülerin arasında Peygamberin damadı Ali de vardı. Peygamber de başlarındaydı.) Bu sırada, peygambere dil uzattı diye bir de kadın öldürülmüştü.. kadınları sağ bırakılması hükmedildiği halde.. (Karar için bkz. Buhari, Kitabu'l Meğazi/30, tecrid, hadis no: 1591; Müslim, Cihad/64, hadis no: 1768; Tirmizî, Siyer/29, hadis no: 1582. Söven kadının öldürülmesi olayı için bkz. Ebu Dâvûd, Cihad/121, hadis no:2671).

Gece baskınlarında, kafirler toptan kılıçtan geçirildiğinde, evler yakılıp yıkıldığında öldürülenler arasında "kadınlar ve çocuklar" da bulunuyordu. (Bkz. Ebu davud, Cihad/102, hadis no: 2638; Cihad/121, hadis no: 2672; İbn Mace, Cihad, hadis no: 2840; Ahmed İbn Hanbel, 4/46; Tirmizî, Siyer/19, hadis no: 1570).

Arkadaşlarından birisiyle Peygamber arasında şöyle bir konuşma geçiyor: "-Ey Tanrı elçisi! Evlere yapılan gece baskınlarında putataparların çocukları da öldürülüyor. ne dersin?"

"-Onlar da öbürlerindendir (kadın ve çocukların öbürlerinden farkı yok, öldürülebilirler!)" (hadis için bkz. Ebu Davud, Cihad/121, hadis no: 2672; Tirmizî, Siyer/19, hadis no: 1570).

Peygamber böylece, bir yandan "kadın ve çocukların öldürülmemeleri" için buyruk verirken, öbür yandan da bunlların öldürülmesinde bir sakınca olmadığını bildiriyor.

3.1.2. Nasıl öldürülür?

"Tanrı ve Peygamberiyle savaşanların ve yeryüzünde fesatlık çıkaranların cezası, boğazlanarak öldürülmek ya da asılmak ya da el ve ayaklarının çapraz olarak kesilmesi ya da bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu onlar için dünyadaki rezilliktir. Ahiretteyse daha büyük bir azab hazırlanmıştır" (Maide suresi, ayet:33)

Demek ki, "boğazlamak" var, "asmak" var. dahası, "işkence" bile var. (Ellerin ve ayakların çapraz kesilmesi, kuşkusuz bir işkencedir.) Hadislerde daha başka öldürme biçimleri de yer alıyor. Tümü özetle şöyle sıralanabilir:

3.1.2.1. Kılıçla öldürme: Birden boğazlayarak.. Ya da herhengi bir yerine kılıç sokarak.. Keserek, parçalayarak..
3.1.2.2. Asarak öldürme
3.1.2.3. İşkence ile öldürme: Peygamberin "işkence (müsle)" yapılmamasını istediği aktarılır. (Bkz. Ebu davud, Cihad/120, hadis no: 2667). Burada sözü edilen "işkence"nin insanın orasını burasını örneğin burnunu, kulağını, kolunu bacağını kesmek, gözlerini çıkarmak türünden olduğu açıklanıyor. (Bkz. aynı hadis, not 3).
Islam hukukunda da "işkencenin yapılmaması" yolunda hüküm var (Bkz. Dürer, c.1, s.283; Dâmâd, c.1, s.497).

Ne var ki; Peygamberin kendisi işkence uygulamıştır.. (Maide suresi, ayet 33 de unutulmamalı..)

Peygamberin yaptırdığı işkence:

Olayın özeti:

Ukül, Ureyne kabilelerinden birkaç kişi (kimilerinin yazdığına göre 7-8 kiş) Peygambere gelirler. Müslüman olduklarını bildirirler. renkleri sararmıştır, hasta oldukları anlaşılmaktadır. Peygamber deve sütü ve deve sidiği içirerek bunları tedavi etme yoluna gider. Bir süre sonra iyileşmişlerdir. medine'nin havasınuın kendlerine iyi gelmediğini ve havası uygun bir kesime çıkmak istediklerini Peygambere söylerler. Peygamber de gereksinimlerini karşılasın diye bir deve sürüsünü, başlarındaki çobanıylea birlikte bunların buyruğuna verir. Ve develerin bulundukları yere giderler. Bir süre, develerin sütüyle beslendikten sonra çobanı öldürürler, develeri de alıp götürürler. Olay öğrenilir. Medine'ye peygamber'e iletilir. Peygamber öfkelenmiştir. Adamların yakalanması için buyruğunu veriri. Tümünü yakalattırır. Suçlular, Peygamberin huzuruna getirilirler. Ve peygamberin kararı:

"Elleri ayakları çapraz olarak kesilsin, gözleri oyulup çıkarılsın!.."

Peygamberin buyruğu uygulanır. Peygamberin buyruğu ile, suçluların elleri ayakları çapraz olarak kesilir, gözleri oyulur, Medine dışında güneşin altında ateş gibi yandığı için harre adı verilen yere götürülüp konurlar. Suçlular su ister, su verilmez. Zavallılar, taşları kemirirler, ağızlarıyla, dişleriyle torağı kazarlar. Ölünceye dek orada bırakılırlar.

Buhari, bu hadisi, yedi yerde ve dokuz yolla; Müslim bir yerde ve yedi yolla, Ebu davud bir yerde beş yolla, Nesei bir yerde dört yolla aktarıp yazmıştır. Bunu göz önünde tutan Ahmed Naim, hadisin sağlamlığı konusunda şöyle diyor:

"Altı kitaptan sağlamlık derecelerine göre en sağlamları sayılan dördünde böyle yirmibeş yolla belirlenen, ayrıca Ebu Âvâne, İnb Sa'd, Taheri, Taberanî, Abdurrezzak, Ibnü't-Talla, Ibn Ishak ve Vâkidî gibi birçokları tarafından başka birçok yoldan aktarılagelen bu hadis hakkında (gerçek midir, değil midir diyerek) kuşkuya kapılmak hiçbir müslüman için düşünülemez". (Bkz. Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih tercemesi, c.1, hadis no:172, not:2).

Hadisi kaynaklatrın bir kesiminde görmek için bkz. Buhari, Zekât/68, Cihad/152, Tecrîd/Vudû hadis no:172; Müslim, Kesâme/9-14, hadis no: 1671; Ebû Davûd, Hudûd/3, hadis no:72-73; Neseî, Tahrimü'd-Dem/7; İbn Mace, Hudûd/20, hadis no: 2578-2579.

Görülüyor ki, olayı Ahmed Naim'in yazdığı gibi, "altı kitabın (kütüb ü sitte) dördü" değil, "altı"sı da yazmıştır.

Kimi aktarmalarda, suçluların çobanı işkence yaparak öldürdüklerinin de eklendiği görülüyor. Onlara bu nedenle işkence uygulandığı açıklanıyor. Oysa, aynı hadiste, şu nedenler belirtiliyor: "Suçlulara ayetin hükmü uygulanmıştır". (Sözü edilen ayet, yukarıda bahsedilen Maide suresinin 33.ayetidir.) Ve, "Peygamberin damızlık develerini alıp götürmeye yeltendikleri için bu ceza uygulanmıştır".

Şaşılası durumdur ki, kimi Müslüman yazar, bu olaydaki suçlulara uygulananı "işkence türü"nden saymamaktadır. Bu yazarlar arasında, Tecrîd'in "mütercim"i Profesör Kâmil Miras da vardır. (Bkz. Sahih-i Buharî Muhtasarı Tecrîd-i Sarih Tercemesi, Istanbul, 1938, c.5, s.473).

Oysa, hadisi aktaranlar da, hadise kitaplarında yer verenler de, bunun "işkence" olduğunu açıkça belirtiyorlar. Yalnız "Peygamber işkence yapılmamasını istediği halde, kendisi nasıl işkence yapmış olabilir?" sorusuna uygun karşılık bulmaya çalışıyorlar. Kimileri, Peygamberin bu işkenceyi, "işkence edilmesini yasaklamadan önce" uygulattırdığını öne sürüyorlar. Kimi bunun, bir "kısas" olduğunu savunuyor. Bu görüşte olanlara göre, suçlular da çobana işkence etmişlerdir. Kimileriyse, (genellikle bu görüş benimseniyor) söz konusu olayda işkence uygulatırken, Peygamberin Maide suresinin 33.ayetinin hükmünü yerine getirdiğini savunmaktadırlar. Ne olursa olsun, gerçek sajklanamıyor. Peygamber, en acımasızların bile kolay kolay yapamayacakları bir işkence uygulatmıştır.

3.1.2.4. Yakarak öldürmek

Hamza oğlu Muhammed aktarıyor: Peygamber birgün Hamza'yı çağırır. Bir savaş birliğinin başına komutan olarak atar ve şu buyruğu verir : "Falan kişiyi bulursanız, ateşe atıp yakın"

Hamza, birliği ile birlikte yola çıkmak üzeredir. O sırada, Peygamber Hamza'yı yine çağırır. Bu kez şöyle konuşur: " Falanca'yı bulursanıoz ateşte yakın dedim. Ama, önce öldürün, sonra yakın. Çünkü, ateşte yakma cezasını yalnızca ateşi yaratan verebilir.." (Bkz. Ebu Dâvûd, Cihad/122, hadis no: 2673).

Ebu Hreyre anlatıyor. Bir gün Peygamber bizi, bir savaş birliği olarak düşmana gönderiyordu. O sırada, Kureyş'ten iki kişinin adlarını vererek "Bunları yakaladığınızda ateşte yakın, ikisini de!.." dedi. Bir süre sonra dönüp şöyle dedi: "Size, onları bulursanız ikisini de yakın dedim, ama, yakmayın. Çünkü, ateşte yakma cezasını yalnızca Tanrı verir. Siz bu iki kişiyi yakalayın ve öldirin yalnızca." (Bkz.Buhari, Cihad/107, 149; Ebu Dâvûd, Cihad/122, hadis no: 3674; Tirmizî, Siyer/20, hadis no:1571).

Görülüyor ki, Peygamberin ateşte yakma konusundaki tutumu duraksamalı.

Ne var ki, hadislerde anlatılanlardan anlaşıldığına göre, Peygamberin kimi en yakın arkadaşları bile, "ateşte yakarak öldürme" cezasını uygulamışlar ve "fetva"yı peygamberden aldıklarını belirtmişlerdir.

Ebubekir, Peygamberin ölümünden sonra başgösteren "dinden dönme" (ridde) olayları sırasında, komutanlarına talimat vermiştir: "Daha da direnirlerse, demirle dağlayın, ateşte yakın!" (Bkz.Taberi, tarih, 1/1881-1885; Leoni Caetani, ıslam Tarihi, çev. Hüseyin Cahid, Istanbul, 1926, 8/276.)

Ve bu talimat, tüyler ürpertici biçimde uygulanmıştı. Halid İbnü'l-Velîd (ölm 642. Mekke'nin fethinden bir süre önce müslüman olmuştır) savaş sırasında "ateş çukurları" açtırmış, yaktırdığı ateşin içine birçok kimseyi diri diri attırıp yaktırmıştır. kadın da vardır bunların içlerinde. Bir tutsak kadına Müslüman olması önerildi. Kadın, kabul etmedi. Önünde yanan ateşe atılacağı söylendi. kadın, "Hoşgeldin ölüm. Yazık ki başka kurtuluş yolum yok. O yüzden kendimi atıyorum ateşe.." anlamındaki şiiri okuyarak kendisini ateşe attı. Ve, tabii cayır cayır yandı. (Bkz. Habiş, yaprak 28-34; Caetan,, aynı kitap, 8/306).

Ebubekir'in ateşte diri diri yakma cezasını nasıl verebildiği sorulduğunda Peygamberin bu tür cezaya izin verdiği söylenerek karşılık verilir.

İnsanları, inançlarını bırakmıyorlar diye, "ateş çukuru"na attırıp yaktuıranlardan birinin de Ali olduğu aktarılır: Buhari'nin de yer verdiği bir hadiste, Ali'nin bir topluluğu ateşe attırip yaktrdığı Ibn-i Abbas'a söylendiğinde, İbn-i Abbas'ın şöyle dediği belirtilir: "ben olsaydım, bunu yapmazdım. Çünkü peygamber: tanrı'nın verdiği ceza biçiminde ceza vermeyin! demişti. ben olsaydım, öldürürdüm yalnızca." (Bkz. Buhari, Cihad/149, Tecrîd, hadis no: 1264; Neseî, Tahrîmu'd-Dem/14).

Peygamberin damadı olan Ali, nereden fetva almış olabilirdi? Fetvanın kaynağı, Peygamberden başkası olabilir miydi?

Peygamber, kimi yerleşme bölgelerinin "yakılmasını" buyurmuştu. (Bkz. Ebu Dâvûd, Cihad/91, hadis no: 2616; Ibn-i Mace, Cihad, hadis no: 2843). Kuşkusuz Peygamberin "yakılmasını" buyurduğu yerleşim yerlerinde "insanlar" da vardı. Zaten ıslam hukunda böyle durumlarda, insanları yakmanın "mekruh" olmadığı açıklanır. (Bkz. Ebu Dâvûd, Cihad/122, hadis no:2673, not:2, c.3, s.124-125).

3.2. Yakma-yıkma ve yağma

3.2.1. Evler mahalleler, köyler, kasabalar yalılır, yıkılır, yağmalanır

Birçok örneği vardır bunun. Peygamber döneminde de, sonraki dönemlerde de..

Peygamberin döneminde, "gece baskınları" düzenlenirdi peygamberin buyruğuyla. "Öldür, öldür!" parolalı (şiar) olarak. Sonra da yağmaya girişilirdi. (Bkz. Ebu Dâvûd, Cihad/102, hadis no: 2638; Ibn-i Mace, Cihad/30, hadis no:2840)

İşte, başka bir hadis:

Filistin'de "Übnâ (sonraları Yübnâ)" denen yerleşim yeri.. Peygamber buraya bir akın düzenliyor. baskını yapacaklara da buyruğu şöyle veriyor: "sabahleyin Übnâ'ya (ansızın) baskın yap ve orayı yak!"

Buyruk yerine getiriliyor. Yani, "Übna" köyü yakılıyor. İçindekilerle birlikte. (Bkz. Ebu davud, Cihad/91, hadis no:2616, c.3, s.88, ayrıca, s.124'deki 2 no.lu not; İbn-i Mace, Cihad/31, hadis no: 2843, c.2, s.948).

Islam hukunda da düşman evlerinin yalılması caiz görülmüştür. (Bkz.Dâmâd).

3.2.2. Düşmanın bulunduğu yerdeki ağaçlar ürünler yakılır, ya da kesilir

Örnek: Peygamber, Benû Nadîr kabilesinin hurmalıklarını yaktırmıştı, ayrıca kestirmişti. Haşr suresinin 5.ayetinde bu olaya kısaca değinilir. Bu ayetin, diyanet çevirisindeki anlamı şöyledir. "İnkarcı kitap ehlinin yurtlarında hurma ağaçlarını kesmeniz veya onları kesmeyip gövdeleri üzerinde ayakta bırakmanız Allah'ın izniyledir. Allah, yoldan çıkanları böylece rezilliğe uğratır."

Bu ayette geçmeyen "yakma olayı" hadislerde yer alır. (Bkz.Buhari, Cihad/154, harş/6, Meğazi/14, Tesir/59/2, Tecrîd, hadis no: 1576; Müslim, Cihad/29-31, hadis no: 1746; Ebu Dâvûd, Cihad/91, hadis no: 2615; Tirmizî, Siyer/4, hadis no: 1552; İbn Mace, Cihad/31, hadis no: 2845; Dârimi, Siyer/22; Ahmed İbn Hanbel, 2/8, 52, 80).

İslam hukukunda da, cihad sırasında düşman kesimindeki yaş ağaçların kesilebileceği, kesilmeden yakılabileceği hükme bağlanmıştır. (Bkz. Dâmâd, c.1, s.496).

3.3. Yalan, hile, tuzak

Hadis: "Savaş, hiledir!" (Bkz.Buhari, Cihad/107, Tecrîd, hadis no: 1268; Müslim, hadis no: 1739; Ebû Dâvûd, Cihad/101, hadis no: 2636-2637; İbn Mace, Cihad/28, hadis no: 2833, Ahmed hanbel, 1/81, 90).

Yani, cihad sırasında, her tür yalan, aldatma, hile, tuzak mübahtır.

Buhari, buna bir örnek olarak, Eşref Oğlu Ka'b'ın "hileyle öldürülüşü"nü gösteriyor:

Eşref Oğlu Ka'b (ölm.625), genç bir şairdi. Peygamberi ve inanışlarını eleştiriyordu. peygamber bir gün arkadaşlarına, "Bu adamı öldürebilecek kimse var mı?" diye sordu. Mesleme Oğlu Muhammed ortaya atıldı, "Ben varım!" dedi. Eşref Oğlu Ka'b'ın nasıl öldürüleceği planlandı. "Yalan"lar uyduruldu, "tuzak" hazırlandı ve bir gece kalesinde bulunan şairin kafası kesilerek plan sonuçlandırıldı. Ve baş, Peygambere alınıop götürüldü. (Bkz. Buhari, Cihad/158/1, Rehn/3, Tecrid, hadis no: 1578; Müslim, Cihad/119, hadis no:1801; Ebu davud, Cihad/169, hadis no: 2768).

4. Cihadın fazileti (Üstünlüğü, sevabı, ödülü)

Ayetlerde, hadislerde ve yorumcuların sözlerinde, "cihad"ın inanırlara neler sağlayacağı uzun uzun anlatılır. Bu konuda, bir ayetle bir hadisi anımsatmak yeterlidir.

Ayet: Yukarıda değinilmişti, diyanetin çevirisindeki anlamı şöyledir: "Allah şüphesiz, Allah yolunda savaşıp öldüren ve öldürülen mü'minlerin canlarını ve mallarını -Tevrat, İncil ve Ku'ran'da söz verilmiş bir hak olarak- cennete karşılık satın almıştır. Verdiği sözü, Allah'tan daha çok tutan kim vardır? Öyleyse, yaptığınız alışverişe sevinin! Bu, büyük bir başarıdır." (Tevbe suresi, ayet:111)

Hadis: "Kafirle öldüreni, cehennemde birlikte bulunamaz." (Bkz.Müslim, İmaret/130-131, hadis no: 1891; Ebû Dâvûd, Chad/11, hadis no: 2495; neseî, Cihad/9, Ahmed İbn hanbel, 2/263, 340, 342...)

Yani, "kâfir" kesinlikle cehenneme gideceğine göre, onu öldüren müslüman da kesinlikle cehenneme değil, cennete gidecektir. Öyleyse, Müslüman "kafir öldürme"ya bakmalıdır, sürekli..

Kaynak: Turan Dursun, Din Bu III, sayfa 63-75, 6.Baskı, kaynak yayınları


--------------------------------------------------------------------------------

Ayrıca Kuran'dan cihad için yazılı ayetlerden örnekler:

Ali Imran/3/157. Allah yolunda oldurulur veya olurseniz, size Allah'tan onlarin topladiklarindan hayirli bir magfiret ve rahmet vardir.

Enfal/8/17. Onlari siz oldurmediniz fakat Allah oldurdu. Attigin zaman da sen atmamistin, fakat Allah atmisti. Allah bunu, inananlari guzel bir imtihana tabi tutmak icin yapmisti. Dogrusu O isitir ve bilir.

Hizbullah ve Ibda-C gibi yerli islamcı teroristler ile, dunyada eylem yapan uluslararası islami teroristler, Kuran'ın bu ayetlerine göre davranıyor olmalılar.. 11 Eylül 2001 tarihinde Amerika'da uçakla terör eylemi yaparak binlerce kişiyi öldürenler, Allah yolunda, cennete gideceklerine inanarak bu eylemleri yaptılar.
Önceki mesajları göster:   


Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group
Türkçe Çeviri: phpBB Türkiye & Erdem Çorapçıoğlu