Forum'da ara:
Ara


« Önceki başlık :: Sonraki başlık »  
Yazar Mesaj
Mesaj25.11.2009, 17:56 (UTC)    
Mesaj konusu: Her aradığın burada bilgi paylaşımı

Bu başlıkta yararlı bilgileri sizlere aktaracağım Wink
______________
Yakında yeni projeler ile geliyorum ...
Mesaj25.11.2009, 18:16 (UTC)    
Mesaj konusu:

İLK OLARAK KENDİ YAZDIĞIM UFAK BİR MAKALEYİ SİZE AKTARACAĞIM.
Bu konu hakkında her konu da olduğu gibi bilgi kirliliği vardır.Aslında U.F.O. Unkown Flight Object yani Bilinmeyen Uçan Cisim'dir.Ve bu varlık bir tür uzay gemisidir.Ayrıca birçok devletin elinde bu konu ile ilgili bir çok (neden saklandıkları bilinmez) gizli belgeler vardır.Tabi gizli olmayanlarıda vardır


[img]http://behlulkula.files.wordpress.com/2008/10/fft17_mf121468.jpg?w=423&h=317[/img]
videolar için http://heraradiginburda.tr.gg/Ufo-nedir-.htm adresini ziyaret edin.
______________
Yakında yeni projeler ile geliyorum ...
Mesaj26.11.2009, 14:53 (UTC)    
Mesaj konusu:

Başarılar Kanka Wink
Mesaj29.11.2009, 11:25 (UTC)    
Mesaj konusu:

Sağol kanka ya Wink
______________
Yakında yeni projeler ile geliyorum ...
Mesaj10.12.2009, 19:53 (UTC)    
Mesaj konusu:

Geceleri Yalnızken Neden Korkarız ve Bu Korkularımızı Nasıl Yenebiliriz?

Pek çok genç arkadaşımın mesajlarında belirttiği hususlardan biri de, geceleri tek başına kaldıklarında duydukları korkular ve bunların nasıl yenilebileceği hakkındadır. Pek çoğumuz, hayatımızın bir bölümünde, hatta bazen ileri yaşlarda bile bu tür korkular ile yüz yüze gelmişizdir. Bunların başında, cinler, halk arasında anlatılan yaratıklar, karabasan vs gelmektedir. Özellikle de çok erken yaşlarda kendine ait bir odada yalnız uyuyan kişilerde görülen bu korkuların kökeninde aile içi huzursuzluklar, anksiyete ve kaygı bozuklukları, toplumdan kopukluk, şiddet ve korku filmleri, cinlerle ilgili anlatılan hikayeler ve tüm bunların psikolojimize yansımış işlevleri vardır. Bu yüzden bu tür korkuların ve bunların getirdiği psikolojik bozuklukların önüne geçmek, ancak sağlıklı bir aile yapısıyla mümkün olabilir. Aksi halde ergenlikte basit bir sorun gibi görünen bu sorunlar, zamanla paranoya, şizofreni gibi ilerde daha ciddî hastalıklara dönüşecektir.

Peki bu konuda ebeveynlerin üzerine düşen görevler nelerdir? Bunları kısaca sıralayalım;

a) Çocuğa özgüven kazandırmak, onu ve fikirlerini önemsemek ve bunu hissettirebilmek.

b) Çocuğu psikolojisini bozucu "Öcü, umacı, cinler" vs yaratıklar ve kötü bir davranış yaptığında bu yaratıkların ona zarar vereceğini söyleyerek onu baskı altına çalışmanın -ne kadar basit ve masum görünseler de- çocuğun gelişme sürecine çok büyük zararlar vereceğinin bilincinde olmak.

c) Aşırı şiddet ve korku öğeleri taşıyan film ve dizilerden çocuğu uzak tutmak.

Beyin, bizler için hâlâ koca bir bilmecedir. Bugünkü bilim, insan beyni hakkında ne kadar ilerleme kaydetmiş olsa da sınırları, fonksiyonları ve işleyişi hakkında oldukça yetersizdir. Çoğu zaman karşılaştığımız pek çok zihin oyunlarının ve -aslında pek çoğunu kendi yarattığımız- sanrıların nedeni hakkındaki bilgisizlik, toplumda yaygınlaşan hurafe ve dinî yetersizlikler, kimi zaman da nörotik bozukluklar, bu tür korkuların çevremizi sarmasına neden olur. Bunu kısaca şöyle örnekleyelim;

Diyelim ki bir akşam tek başınıza bir korku filmi izlediniz ya da arkadaşlarınız arasında cinlerle ilgili hikâyeler vs anlatıldı. Böyle durumlarda salgıladığımız adrenalin oranında ciddî artışlar olacaktır ve bünyemiz daha da hassaslaşacaktır. Örneğin normal koşullarda duymadığınız ve doğal olarak algılamadığınız bir çok sese karşı daha duyarlı olacaksınız ve algınız, bu korkuların kontrolünde çevreyi size yeniden çizecek. Örneğin en küçük bir kıpırtı, bir pencere gıcırtısı, bir saat sesi, cisimlerin o ana kadar fark etmediğiniz herhangi bir özelliği, bir gölge (ve bazen de az önce bahsettiğim gibi zihnin ürettiği fısıldama, homurtu gibi sanrılar); sizi daha da telaşlandıracak ve korkunuzu, salgıladığınız adrenalini daha da arttıracaktır. Hele de karanlıktaysak... Bu durumda tek yapmanız gereken, algımızın bu duyarlaşmasının önüne geçip gerçekliğe dönmeye çalışmaktır. Mahmut Sami Ramazanoğlu, (bir sohbetinde) böyle bir durumda kaldığınızda varsa yanınızdaki radyoyu açmanızı (ki buna günümüz teknolojilerine TV ve Bilgisayar'ı, MSN'de arkadaşlarınızla yazışmayı da ekleyebiliriz.) öğütler. Yani algıdaki gerçekdışılığı dengelemek için, algı ve dikkatimizi korkunun yönetiminden kendi yönetimize almamız ya da gerçek dünyayla ilgili bir objeye yönlendirmemiz gerekir.

Ya da gece geç saatte evinize geliyorsunuz. Bir korku filmi izlediniz ya da arkadaşlarınız arasında cinlerle ilgili hikâyeler falan anlattınız ya da dinlediniz. Zihin, korkuya zemin hazırlayacaktır ve yine aşırı adrenalin salgılayacaktır. O an çevrede bir köpek ya da başka bir hayvan varsa, size saldırması oldukça muhtemeldir.Çünkü hayvanların bu duyuları çok hassastır ve bu adrenalini hissederler. Yani korkuyu. Siz de sanırsınız ki o köpek bir cin ya köpek kılığına girmiş başka bir varlık. Hayır. Korktunuz, adrenalin salgıladınız, içinizden "Kötü birşeyler olacak, kötü birşeyler olacak." diye şartlandınız. Köpek bu salgıyı, dolayısıyla da korkuyu hissetti ve üzerinize saldırdı.

Korkularımızın en önemli sebebi, belki de YALNIZLIK duygusudur. Zaten yanımızda (bize güven veren) bir başkası varsa bu korkumuz daha da azalacaktır. Yalnızlığımızı FİZİKSEL ve RUHSAL, başka bir deyişle de MADDİ ve MANEVİ olmak üzere ikiye ayırabiliriz. Örneğin gece, tek başınıza yatmanız, fizikî bir yalnızlıktır. Yanımızda duran başka herhangi bir insan ve bu insanın bizim için temsil ettiği şey, güç, güven, cesaret; bu yalnızlığımızı giderecektir. Hatta küçük kardeşiniz, beşikteki bir bebek bile. Ruhsal yalnızlıksa, dinî yetersizliklerin doğal bir sonucu olarak gelen bir dürtüdür. Yani bir YARATICI'nın varlığına inanmamak ya da pratikte bu inancı gerektiği kadar yaşayamamak.

Dinimiz, bize şunu söyler: "Yalnız değilsin!" Her ânımızda bizi gören, işiten, duâlarımıza kulak veren ve yanıtlayan bir Yaratıcı var. Bizi KOLLAYAN ve GÖZETEN bir Allah. Bize şahdamarımızdan bile daha yakın olan Allah. Asla yalnız değiliz. O'ndan izinsiz yeryüzünde bir yaprak bile yerinden oynamıyorsa, korkmamız için hiçbir neden var mı ve kalır mı? Tek korkmamız gereken, Allah'tır. Ama bir öcüye karşı duyulan bir korku gibi değil. En çok sevdiğimizi kırmaktan duyduğumuz korku gibi. İşlediğimiz her günahta O'nun dostluğunu, ülfetini kaybetme korkusu. Allah'tan korkmayan insan, her şeyden korkar. Çünkü O'nun varlığını unutmuş, girdiği himayenin her şeyin de ötesinde TEK KUDRET olduğu/olacağı gerçeğini unutmuştur. Allah'tan korkansa, gayrı hiçbir şeyden, hiç kimseden korkmaz. Aksine tüm mahlûkât, Allah'tan korkandan korkar. Çünkü onun azametinden duyulan korku ve huşû ölçüsünde kişi azamet sahibi olur. Allah'ın kendisine verdiği, nûrâni bir azamettir bu. Tıpkı namaz nûru gibi. Allah'a hakkıyla, huşû ve tam bir sadakatle ibadet eden bir Müslüman'ın alnında bu nûr'un parladığını fark edersiniz. (Övünülecek bir şey değildir bu. Çünkü elde edilen makamla övünmek, Allah'ı yüceltmekten nefsin yüceltilmesine sebep olur ve bu kibir, kalpteki imanın yavaş yavaş sönmesine yol açar. Şeytan, ona amellerini güzel gösterir ve nefsin bu zayıf yönünü kullanarak kibrini artırdıkça artırır.) Nûrânî azamet de böyledir. Gözlerine her bakan insan , bunu hisseder. Kalpteki kibir, tevâzûya dönüşmeli, iman hayatında yaşanan bu sırlı şeyler, insanı aldatmamalıdır.

Hergün, her saniye kalbine Allah-u Teala'nın zikrini koyan kimse, Allah'a gün be gün daha da yaklaşır. Öyle hâle gelir ki günlük hayatında bile mucîzelerin ardı arkası kesilmez hâle gelir. Tabii amaç, sadece Allah ve sadece Allah'ın rızâsı olduğu müddetçe. Kalp, kutsal bir tapınak; Allah'ın bir mescidi hâline gelir. Tefekkür kapısı, sonuna dek açılıp tüm hikmet ve sırlı bilgiler, kalbe hücum eder. Yolda yürürken gördüğünüz her şey, size Allah'ı anlatır, O'nun bir esmâsını kalbinize getirir. Bir ağacı gördüğünüzde, onun yapraklarını döktüğü, yani öldüğü bir kış mevsiminden sonra bahar geldiğinde Allah'ın onu nasıl dirilttiğini ve bizlerin de öylece diriltileceğini... Yapraklarındaki ve sûretindeki ince sanatlarda Allah'ın "Musavvir" sıfatını vs. Yani kainat âlemi, size sonsuz bir tefekkür kitabına dönüşecektir. Gün geçtikçe Allah'ın varlığını ve rahmetini daha somut, elle tutulur bir şekilde hissetmek, O'na daha da yakınlaşmaktır zikir. Ama anlamını bilmeden değil... Yâni çoğu cahil kimsenin bu isimleri bir tefekkür vesilesinden çıkarıp "farklı amaçlarla", Allah'ı tanımak yerine kişisel çıkarlar için hazırlanmış tılsım gibi azametlerle, insanla Allah arasındaki bu ilişkiden Allah'ı çıkarıp yerine cinleri koymakla KÖTÜYE kullanır ve insanları da bu sapkınlıklarının peşinden sürüklemeye çalışırlar. Oysa İslam, CİNLER SALTANATINDAKİ BİR DİN DEĞİLDİR ve cinler, Allah'ın YARDIMCILARI hiç değildir. Çünkü Allah'ın yardıma ihtiyacı yoktur ki!!! Kün ve feyâkün emriyle o bir şeye sadece "OL!" der ve o olur. Bu yüzden çare arıyorsak bu gibi kişilerden değil, sadece ve sadece Allah'tan medet ummalı ve sadece ondan yardım istemeliyiz. Yok şu cin bana yardım et, yok bu cin bana yardım et diye değil. Hani namaz kılarken her rekatta Fatihâ Sûresi'ni okuyoruz ya. Ne diyor orda; "İyyâke nağbudu ve iyyâke nestaîn" Yani YALNIZ SANA İBADET EDER VE YALNIZ SENDEN YARDIM İSTERİZ!!! Şu cinden, bilmem şu cin padişahından, şu şeyhten, şu medyumdan, şu cinciden vs vs değil!!! Bu yüzden bir Müslüman'ın en azından NAMAZDA OKUDUĞU SURELERİN ANLAMINI ÇOK İYİ ÖĞRENMESİ ve çocuğuna sadece bu sûrelerin okunuşunu değil, anlamını ve gündelik hayatımızda ne ifâde ettiğini de öğretmemiz, bir anne-baba olarak görevlerinden biri olmalıdır

. Ben öğrenemedim, bari Kur'an Kursu'na göndereyim ki çocuğum öğrensin demiyeceksiniz. Siz de öğreneceksiniz ve O'na bazı temel bilgileri siz kendiniz öğreteceksiniz....
Tekrar RUHSAL YALNIZLIK konusuna dönelim... "Gün geçtikçe Allah'ın varlığını ve rahmetini daha somut, elle tutulur bir şekilde hissetmek, O'na daha da yakınlaşmaktır zikir. " demiştik. Bu, öyle bir yakınlaşmadır ki, her ân kalbinizde O'nun varlığını hissedersiniz. Şahdamarınızdan da daha yakın... Sanki onla aranızda incecik bir perde var. Ölümle hayat arasındaki, gerçekle yalan arasındaki, gündüzle gece arasındaki perde gibi. İncecik... O zaman ibadetlerinizden aldığınız zevk, hiç eksilmez. Aksine gün geçtikçe daha da artar ve O'na daha da yakınlaşabilmek için kalbiniz, her şeyi bir fırsat bilir. Kıldığınız namaz daha bitmeden yeni bir ezan vaktini özlersiniz. Sevgiliye duyulan özlem gibi. Aşk'la. İşte o an, bütün kainata meydan okuduğunuz ândır. Eskiden duyduğunuz tüm korkular, yerini sonsuz bir güvene bırakır. Bir köpekten, cinden, kötü güçlerden, silahtan, mermiden... Çünkü bilirsiniz ki her şeyinizi teslim ettiğiniz kimse, herhangi birisi değildir. Bu kainatın Sultan'ı, Melik'i, gücü her şeye yeten, kadri ve kudreti her şeyin üstünde olan Allah'tır ve bilirsiniz ki O, her an yanınızdadır. O'nun izni olmadan, tüm dünya size güçlerini birleştirse, cinler ve insanlar bir araya gelip size cephe alsa hiçbirinin kıymeti yoktur. Çünkü sizin koruyucunuz olan bir Allah var... Kalbiniz kırıldığında ve incindiğinde, sizi teselli eden bir CAN DOSTUNUZ var. Ölümse sadece O'na bi kavuşma, bir vuslât ânı... Tüm dünya birleşse size ne yapabilir?
Kaynak(gizliilimler.tr.gg)

______________
Yakında yeni projeler ile geliyorum ...
Mesaj23.12.2009, 18:13 (UTC)    
Mesaj konusu:

S.a

Siteniz Güzel Olmuş Ellerinize Sağlık.

______________
Mesaj23.12.2009, 19:00 (UTC)    
Mesaj konusu:

namazvebiz yazmış:
S.a

Siteniz Güzel Olmuş Ellerinize Sağlık.

Teşekkür ederim
______________

Akşam akşam tepemin tasını artırıyorlar
Mesaj01.09.2011, 15:40 (UTC)    
Mesaj konusu:

Sitenizde Başarılar Dilerim
______________

Siteme Girerseniz Konularımdan Birni Okumanızı Tavsiye Ederim
Mesaj23.04.2012, 08:55 (UTC)    
Mesaj konusu:

Paylaşım için teşşekürler.
Mesaj07.02.2015, 13:25 (UTC)    
Mesaj konusu:

Başarılar!:. Güzel paylaşım Very Happy
Önceki mesajları göster:   


Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group
Türkçe Çeviri: phpBB Türkiye & Erdem Çorapçıoğlu