Forum'da ara:
Ara


« Önceki başlık :: Sonraki başlık »  
Yazar Mesaj
Mesaj15.07.2011, 10:37 (UTC)    
Mesaj konusu: Tahta Kulübe

Okul sonrası Hasan Furkan koşa koşa eve geldi. Yolda yine kafasına takılan soruları dedesine sormak geçti içinden. Eve kadar geldi de baktı, mahallenin tüm kadınları, teyzeleri, yaşlı nineleri bahçedeki ceviz ağacının altında toplanmışlar sükunetle, sessizce bekleşiyordu. Doğru ya bugün günlerden cuma idi ve her cuma annesi mahallenin konu komşunu toplar, onlara yasin-i şerif, amme cüzü okurdu.
Küçük prenses kucaktan kucağa daldan dala konan kuş misali dolaşıyor, gülücükler dağıtıyordu etrafa.
“yavrum” dedi teyzenin bir tanesi yanaklarından öperek. Telaşlanmaya başlamıştı. Gözleri annesini, dedesini aradı, fakat göremedi. Hemen eve girdi. Odalar da ise amcalar, sakallı dedeler aynı sükunet ve sessizlikle bekleşiyordu. Yerde dedesinin ceylan derisi seccadesi halen seriliydi. Demek ki yatak odasındaydı, hasta mı oldu acaba diye düşündü. Yarı aralı kapıdan içeriye süzüldü. Dedesi yatağında öylece upuzun yatıyordu. O güzelim gözleriyle bakmıyor, tatlı tatlı gülmüyor ve konuşmuyordu. Oyun oynarken mızıkçılık yapan arkadaşları gibi yatağında hareketsiz, tepkisiz uzanıyordu.

Yatağa doğru yaklaştı. Öylece durdu. Kıpırdamadan, soluk almadan bir heykel gibi durdu. Korkmadan, tedirgin olmadan ve ağlamadan durdu. Dedesinin üzeri başına kadar beyaz çarşafla örtülüydü. Sararmış ayakları beyaz çarşaftan dışarı çıkmıştı. Çene altından başına doğru çaputlarla bağlamışlardı.

“çıkarın şu çocuğu dışarı “dedi kalabalıktan bir ses.

Hiç kimsenin çıkarmasına ihtiyacı yoktu. Odadan süratle çıktı. Ayakta bekleşip duran amcaların, dedelerin dizlerine, bacaklarına çarpa çarpa koştu. Arkasından annesinin sesini duydu ama aldırmadı. Odasının kapısını kilitledi. Yüreği acıyor, içi acıyordu. Boğazına düğüm düğüm düğümlenmeler geldi oturdu. Yatağa yüzü koyun kapaklanıp hüngür hüngür ağladı. Artık okulda öğrendiklerini kime anlatacaktı, kafasına takılan soruları kime soracaktı, gözüne kıymık kaçtığında, karnı ağrıdığında onu doktora kim götürecekti. Ona söğüt ağacından kim sapan yapacaktı. Okuldan eve döndüğünde mavi renge boyalı demir kapının önünde kim karşılayacaktı. Yaramazlık yapıp annesinden bir güzel dayak yediğinde kimin kollarına, kucağına sığınacaktı. Hem ağlıyor hem de dedesine sorduğu soruları düşünüyordu;

“dede bu Azrail Meleği insanın canını alırken acıtmaz değil mi?”

“hiç de bile Hasan Furkan, yakmadan, acıtmadan, tere yağından kıl çeker gibi alıverir hemen canı, yalnız kişi er kişi ise, istikamette bir hayat yaşamış ise tabi ki.”

“Allah’ı düşünsem beni taş eder mi dede?”

“o da nereden çıktı Hasan Furkan. Gurban olduğum Rahman Rahim Rabbim niye taşa çevirsin ki kulunu. Hem taş deyip de geçme. Nice taşlar vardır ki; içlerinden nehirler kaynıyor, bağrından sular fışkırıyor, bazıları Allah korkusundan yerlerde yuvarlanıyor.”

“şimşekten, gök gürültüsünden korkuyorum dede?”

“korkma Hasan Furkan korkma! Şu üzerinde seyahat ettiğimiz dünya bir bomba olup patlasa korkma! Hem telaşlanma, farzet ki onlar da emir kulu. Vazifelerini icra edip, ev ödevlerini yaparlar, hem sen sanır mısın bu cereyan eden olaylar düzensiz, kuralsız, başıbozuk. Şaşarım sana Hasan Furkan şaşarım.”

Kapı güm güm vuruluyordu. Sese kulak verdi.

“Hasan, oğlum, benim bak, hadi aç kapıyı.”

Aman Allah’ım, bu ses, yerinden fırlayıp hemen kapıyı açtı.

“baba sen misin? ne zaman geldin?” deyip sevinçle boynuna sıçradı.

Tuhaf ve garip dünya. Hüznü ve neşesiyle yan yana akıp giden hayat. Acısı ve tatlısı ile yaşam. Gündüzü takip eden gece. Bahar ve yazın sonu gelen dondurucu kış. Böyle bir dünya da, böyle bir hayatta kazandığına sevinmeli miydi insan yoksa kaybettiğine üzülmeli mi?

Aradan bir hafta geçti. Misafirleri ağırlamak, taziyeleri kabul etmek ve pasaport işlemleri için gerekli bir haftalık süre çabucak geçiverdi.

Yağmurlu bir günde yola çıktılar. Arabanın buğulanan camlarını elleriyle sildi. Başını nemli cama dayayıp içinde masallar dinlediği evini, aralarında oyunlar oynadığı sokakları tekrar seyretti. Köyün dışına gelince mezarlığa takıldı gözü. Dedesini daha bir hafta önce oraya defnetmişlerdi. Üzerini de içinde solucanların, kurtçukların oynaştığı sarı toprakla örtmüşlerdi. Bir yılan bile akıp gitmişti otlar arasında. Yine dedesine sorduğu sorular aklına geldi;

“mezar nasıl bir yerdir dede?”

“sadece bir durak, bir menzil, bekleme salonu Hasan Furkan. Ya cennet bahçelerinden bir bahçe ya da cehennnem çukurlarından bir çukur. Orada kötüler azap ve işkenceye maruz kalırlarken, iyiler ve doğrular ebedi cennetin güzelliklerini seyredecekler.”

“peki insan nasıl iyi, doğru olabilir dede?”

“istikametten, doğruluktan ayrılmayarak tabii ki.”

“doğruluk nedir dede?”

“Allah ve Rasulü’nün yoludur Hasan Furkan.”

“ona nasıl ulaşabilirim dede?”

“iyiliği, güzelliği ve doğruluğu emredip ve tabii ki yaşayanları bulmak ve onlarla birlikte olmakla ulaşabilirsin.”

“peki ya babam gibi yabancı bir ülkeye gidersem ne yapacağım dede?”

“arayıp bulacaksın. Çünkü iyiliğin yeri yurdu yoktur. Bulamaz isen eğer kalbine ve özüne danışacaksın, çünkü senin özün, fıtratın pak ve tertemiz. Asla ve asla kötülük, hile, yalan üzerinde karar kılıp birleşmez. Beni anlıyorsun değil mi?”

“hm anlıyorum dede.”

Yağmur şiddetini giderek artırmıştı. Mezarlıktaki meşe, çınar ve servi ağaçlarının arası duman ve sis kaplamıştı. Puslanmıştı her yer. Arabanın buğulanan camını tekrar sildi hızlı hızlı. Gözlerini heybetli çınar ağacının kalın dalları, gür yaprakları arasına dikti. İşte dedesi oradaydı. Orada kendisine tahtadan bir kulübe yapmıştı, elinde köpüklü kahvesi bile vardı. Orada çınar ağacının kalın dalları arasında, tahta kulübesinde sonsuza kadar kimseleri rahatsız etmeden ibadetlerine devam edecekti. Kahvesinden şöyle okkalı bir yudum höpürdeten dedesi arabanın arkasından el salladı. Hasan Furkan da gözleri dolarak ona karşılık verdi.
Asvalt yola çıkan araba hızını artirdi ve damlalarin,sislerin arasinda kayboldu.

______________
Senden çok uzaklarda değilim görmesini bilen gözlerin bakışındayım. belki sana senden daha yakın bir yerde, çarpan kalbinin her atışındayım.

M.Aslan
Mesaj15.07.2011, 11:41 (UTC)    
Mesaj konusu:

Müthiş bir hikaye. Temiz bir kalbin güzel ve masumane sorularına çok güzel ve anlamlı cevaplar.
Allah razı olsun paylaşım için ...
______________

İnsanlar ikiye ayrılır. Vaktini beşe ayıranlar ve vaktini boşa ayıranlar ...
Necip Fazıl KISAKÜREK
Mesaj15.07.2011, 12:15 (UTC)    
Mesaj konusu:

islamkusagi yazmış:
Müthiş bir hikaye. Temiz bir kalbin güzel ve masumane sorularına çok güzel ve anlamlı cevaplar.
Allah razı olsun paylaşım için ...


Rabbim cümlemizden razı olsun.
______________
Senden çok uzaklarda değilim görmesini bilen gözlerin bakışındayım. belki sana senden daha yakın bir yerde, çarpan kalbinin her atışındayım.

M.Aslan
Önceki mesajları göster:   


Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group
Türkçe Çeviri: phpBB Türkiye & Erdem Çorapçıoğlu