Forum'da ara:
Ara


« Önceki başlık :: Sonraki başlık »  
Yazar Mesaj
Mesaj27.06.2008, 11:41 (UTC)    
Mesaj konusu: bilgisayar donanımları ...

650 MB’a kadar veri depolayabilen CD’ler optik teknolojisi ile çalışır. CD üzerine kayıtlı bilgiler lazer ışını ile okunmaktadır. Diskin yüzeyi şeffaf polikarbonat ile kaplanmış sentetik bir taban üzerine serilmiş yansıtıcı bir alüminyum tabakadan oluşur. Bu tabakanın üzeri diski tozlardan ve çizilmelerden koruyan bir cila ile kaplanmıştır.

Disk üzerinde veri saklama işlemi yüzey seviyesinden çukur seviyesine geçişlerle olmaktadır. CD-ROM sürücü içerisindeki ışığa duyarlı bir eleman lazer ışınının bir çukura rast gelip gelmediğini saptar. Bu işlem çukura rast gelen ışınların geri yansımamasıyla anlaşılır.

CAV

Bazı CD sürücüler verileri CD’nin iç kısmından dış kısmına kadar sabit devirle dönerek okurlar. Bu sistemle çalışan CD sürücüler iç kısımda açı küçük olduğu için yapabildikleri en iyi performansı gösterirler. Sebebi ise sabit devirle döndüğü için iş kısımda alınan yol daha fazla olduğundan bu daha hızlı veri transferi anlamına gelmektedir. Dış kısımlarda ise çap büyüdüğünden, dolayısıyla anı zamanda alınan açısal yol azaldığından veri okuma hızı azalacaktır. Bu tekniğe CAV (Constant Angular Velocity- Sabit Açısal Hız) denmektedir.

CLV (Constant Lineer Velocity)’nin mantığı ise CD’nin dönme hızının gerektiği yerde artırılmasıdır. Mesela CD’nin en iç kısmında 800 devirle dönerken okuduğu veri miktarı CD’nin en dış yüzeyinde 800 devirle okuduğuyla aynı olmayacaktır. CLV tekniğinde , iç kesimde 800 devirle dönerken, CD’nin dışına doğru ilerlerken veri aktarım hızı azalacağından bu devir sayısı yükselerek 5000-6000 devire kadar çıkabilir.

Spin Up/Down Süreleri

Spin Up süresi, CD sürücünün motorunun tam devirde dönerken eject tuşuna basıldığında CD duruncaya kadar geçen süredir.

Spin Down süresi ise CD sürücünün içerisine bir CD yerleştirildiğinde CD’nin tam devirle döneceği ana kadar geçen zamandır.


En son marasultraslan tarafından 27.06.2008 14:31:28 tarihinde değiştirildi, toplam 1 kere değiştirildi
Mesaj27.06.2008, 14:31 (UTC)    
Mesaj konusu:

Ethernet Kartı

Ethernet kartı

Ethernet kartı; gerçek anlamda isimi ağ ara birim kartıdır. (Network Interface Card – NIC) bilgisayarın bir bilgisayar ağına bağlanabilmesi için bilgisayara takılan bir karttır. Yerel bir ağdaki (Local Area Network – LAN) kişisel bilgisayarlar ve iş istasyonları Ethernet ya da Token Ring gibi LAN veri transfer teknolojileri için dizayn edilmiş bir ağ arabirimi içerir. Ağ arabirim kartları bir ağa atanmış full-time bağlantı sağlarlar. Çoğu PC ve taşınabilir bilgisayar Internet’e bağlanmak için çevirmeli bağlantı kıullanırlar. Modem Internet servis sağlayıcısına bağlantı sağlayan bir arabirimdir. Bir ağ arabirim kartı bilgisayardaki bir genişleme yuvasına takılarak bilgisayarın bir ağa bağlanmasını sağlayabilir. Çoğu ağ arabirim kartları özel bir tip ağ protokol ve ortam için dizayn edilmiştir.

Malum bilgisayar kullananlarımızın yabancı olmadığı ethernet hakkında ne kadar bilgimiz mevcut bu konuda yaptığım bir araştırma neticesinde ethernetini ne olduğunu ve nasıl çalıştığı hakkında bir yazı buldum, işte aşağıda Smile

Ethernet İle İlgili Temel Bilgiler

İlk başta yerel ağ(LAN) kavramı yoktu. Eğer iki bilgisayar arasında veri aktarımı yapmak isterseniz tek yol, dosyayı diskete kopyalayıp diğer makinaya gidip yüklemekti. Şahsen gördüğüm bir örnek şu şekildeydi: Bir ofiste aynı DBase programını kullanan üç bilgisayar vardı ancak aralarında ağ kurulu değildi. Bilgisayarların birinden müşteri girişi, diğerinden ödemeler ve diğerinde de stok işlemleri yapılıyordu. Akşam olunca her üç makinadanda disketle o bilgisayarda üzerinde işlem yapılan dosyalar alınıyor ve diğer iki makinaya aktarılıyordu. Böylece her makina en azından bir önceki günün tüm bilgilerini kullanabiliyordu. Tabii arada bir disketler karışınca tüm veri yapısı bozulup, sonra 1-2 ay gece gündüz demeden en baştan veri girişi yapılması gerekebiliyordu Smile

Kişisel bilgisayarların 80'li yılların başlarından itibaren yaygınlaşması ile bilgisayarlar arasında hızlı ve güvenli veri aktarımına olan ihtiyaç arttı. Çözüm ise Ethernet'ti.

Günümüzde bir çok LAN teknolojisinden söz edise de, Ethernet açık ara farkla en yaygın LAN teknolojisidir. Ethernet ilk ortaya çıkışından itibaren teknolojisi ve üretim haklarıyla herkese açıktır. Kullandığı teknolojinin üretimi kolaydır ve ucuza mal edilebilir. Aynı zamanda güvenilir olduğu ve kullanıcıların ihtiyaçlarını karşıladığı için en yaygın yerel ağ teknolojisi haline gelmiştir. En yaygın teknoloji olması ethernetin üreticiler için büyük bir pazar haline gelmesine ve sürekli geliştirilmesine yol açmaktadır.

Ethernetin tarihi

Ethernet Xerox firmasının Palo Alto araştırma merkezinde 1970'li yıllarda Dr. Robert M. Metcalfe tarafından geliştirildi. Metcalfe "geleceğin ofisi" projesi üzerinde çalışıyordu ve elinin altında dünyanın ilk workstation bilgisayarlarından biri olan Xerox Alto bilgisayarlar bulunuyordu.

1972 yılının sonlarında, Metcalfe ve Xerox'ta çalışan iş arkadaşları Xerox Alto'ları birbirine bağlamak için deneysel olarak Ethernet'i geliştirdiler. Böylece Alto bilgisayarlar diğer sunucular ve lazer yazılıcılar birbiriyle haberleşebiliyordu. İlk Ethernetin çalışma hızı Alto'larla uyumlu olması için Alto'nun çalışma hızı ile aynı tutulmuş ve sonuçta ağ 2.94 Mega Bit/Saniye hızında çalışmıştır. İlk ethernet tek parça bir koaksiyel kablo kullanıyordu.

Metcalfe önce Alto Aloha Network olan sistemin ismini 1973 yılında "Ethernet" olarak değiştirdi. Böylece sistemin sadece Alto bilgisayarlarda değil tüm bilgisayarlarda çalışabileceğini vurgulamak istiyordu. Ethernet kelimesi bir zamanlar tüm uzayı doldurduğuna ve elektromanyetik sinyallerin aktarımını sağladığına inanılan "ether" den geliyordu. Metcalfe'nin sisteminde de veri bitleri tüm sistemlere ulaştığı için sonuçta "Ethernet" doğmuş oldu.

1979 yılına kadar sadece Xerox içinde kullanılan Ethernet'in resmi duyurusu 1980 yılında yapıldı. Xerox, DEC(Digital Equipment Corporation) ve Intel firmaları ile beraber, sonradan "DIX Standart" olarak anılan ethernet standardını yayınladı. DIX standardı koaksiyel kablo üzerinden 10 MBs hızında çalışan etherneti tanımlamıştır. Böylece ethernet, firma içi deneysel bir çalışmadan herkese açık gerçek bir ürün haline gelmiş oldu.

Ethernet veya IEEE 802.3 ?

DIX standardından sonra Ethernet, Institute of Electrical and Electronics Engineers (IEEE)'in 802 kodlu komisyonu tarafından geliştirilmeye devam etti. IEEE 1985 yılında "IEEE 802.3 Carrier Sense Multiple Access with Collision Detection (CSMA/CD) Access Method and Physical Layer Specifications" şeklinde bir isimle yeni ethernet standardını yayınladı. İzleyen dönemde IEEE standardı International Organization for Standardization (ISO) tarafından yürütülmeye devam etti. ISO günümüzde bilgisayar ağları ile ilgili tüm standarları yürüten kuruluştur.

1985 yılından itibaren üretilen tüm ürünler IEEE 802.3 standardına göre üretilmektedir. Aslında bu ürünleri "IEEE 802.3 CSMA/CD" standardını kullanan ürünler olarak tanımlamak daha doğrudur. Ama dünya çapında hala genel olarak "Ethernet" kelimesi tüm bu ürünler ve dahil oldukları teknolojiyi tanımlamak için kullanılmaktadır.

Ethernet tek bir ağ teknolojisi olmaktan çok, aynı bus topolojisini, frame yapısını ve network access(ağ erişimi) metodunu kullanan ağ teknolojileri ailesini tanımlar.

Ethernetin çalışma şekli

Etherneti geliştiren ekip üç ana problemi çözmek zorundaydılar:

Kablo üzerinden veri nasıl gönderilecek
Gönderen ve alıcı bilgisayarlar nasıl tespit edilecek
Belli bir anda kabloyu kimin kullanılacağına nasıl karar verilecek
Verinin aktarımı: Paketler (Frames)

Tüm bilgisayar ağları ağ üzerinden aktarılacak veriyi sabit boyutta küçük paketler halinde iletirler. Bu yöntemin iki önemli faydası vardır. Birincisi büyük bir dosya transferi yapan bir bilgisayar ağın tamamını uzun bir süre meşgul durumda tutmamış olur. Bir sistem veriyi paketler halinde yollarken, her paketi göndermeden önce kablonun kullanımda olup olmadığını kontrol ettikten sonra paketi yollar. Paket karşıya ulaştığında, kablo tekrar ağdaki tüm makinalar için boş duruma gelmiş olur. Az önceki makina ikinci paketi yollamadan önce tekrar kabloyu kontrol etmek zorundadır. Bu arada diğer bir sistem kendi paketini yollayabilir. Paketler küçük yapıda olduğu için saniyelerler içinde yüzlercesi değişik bilgisayarlar tarafından yollanıp-alınabilir. Bilgisayarları kullanan insan için durum, ağda sanki herkes aynı anda veri alışverişi yapıyormuş gibidir. Veri paketler halinde gönderilmeseydi, bir kullanıcı 50 MB bir dosyayı başka bir bilgisayara yollarken belki 3-5 dakika boyunca diğer hiçbir sistem ağı kullanamayacaktı.

Paketli yapının ikinci faydası ise şudur: 50 MB'lık dosyanın bir biti bile aktarım esnasında bozulursa, bu tüm dosyanın en baştan tekrar gönderilmesi anlamına gelir. Oysa veri paketlere bölünüp yollandığında, sadece bozuk giden paketin tekrar yollanması kafidir.

Ethernet veri paketinin yapısı sabittir. Her paket şu dört bilgiyi içerir:

Alıcının MAC adresi
Gönderenin MAC adresi
Gönderilecek veri'nin kendisi
CRC kodu


MAC adresi

Ethernet ağına dahil her cihaz ya da ethernet arayüzüne sahip her cihaz "node" olarak adlandırılır. Bilgisayarlara ethernet kartı takınca bir node haline gelirler, ancak ethernet girişi olan başka cihazlar da olabildiği için(router'lar mesela) genel kavram node'dur.

Ethernet ağında sistemler birbirinden sahip oldukları MAC adresi ile ayırdedilirler. Her node veya basitçe her ethernet kartı dünyada eşi olmayan bir adrese sahiptir. Bu adres 48 bitlik bir sayıdır. Örneğin bu yazının yazıldığı bilgisayara takılı ağ kartının MAC adresi şöyle:

100100000110101001010010100011001101100000011

İlgi çekici değilmi? İkili sistemdeki bu sayıyı söylemek ve yazmak zor olduğu için bu sayı 16'lı sayı sisteminde yazılır:

12 0D 4A 51 9B 03

Benim kartımın üreticisi Cnet isimli firma. Bu firma, ağ kartı üretmeye karar verince önce gidip IEEE'ye başvurmuş ve IEEE buna 24 bitlik bir üretici kodu vermiş. Bu kod Organizationally Unique Identifier(OIU) olarak adlandırılıyor ve her üreticiye farklı bir kod veriliyor. Daha sonra Cnet ürettiği her ağ kartı için ilk 24 biti kendi OIU numarası, geri kalan 24 biti ise kartın seri numarası(Device ID-başka bir karta daha verilmeyecek) olmak üzere MAC adresi belirleyip, ağ kartının üzerinde programlanabilir bir çipe bu numarayı yazar. Böylece bu kartın dünyada eşi olmayan bir MAC adresi olur.

Bunun sayesinde sizin almış olduğunuz her ağ kartı üreticisi, üretim tarihi, markası-modeli ne olursa olsun farklı bir MAC adresine sahip olacaktır. Ethernet sisteminde node'ları birbirinden ayırmak için bu MAC adresleri kullanılır.
MAC adreslerinin kullanımı

MAC adresleri sayesinde sistemler ağ üzerinden kendilerine ulaşan veri paketinin kendilerine gelip gelmediğini anlarlar. Ethernet ağında, bir bilgisayar bir veri paketi yolladığında, bu paket ağdaki tüm sistemlere ulaşır. Her makina paketin ilk bölümü olan alıcı MAC adresini okur ve kendi MAC adresiyle kontrol eder. Eğer gelen paket kendine aitse işler, değilse göz ardı eder.

http://www.turkcenet.org/yerel_res/5_3.gif

Ethernet'in bu özelliği ciddi bir güvenlik açığına yol açabilir. Packet Sniffer olarak adlandırılan programlar, bilgisayara gelen veri paketlerini MAC adresi ne olursa olsun alıp kullanmaya izin verirler. Bu tip programlar iyi niyetle kullanıldığında problemlerin çözümüne yarayabileceği gibi, yerel ağınızda meraklı bir kullanıcının sizin aslında başka bir makinaya göndermekte olduğunuz her dosyayı izlemesine neden olabilir.

Multicast ve Broadcast Adresleri

Bir grup sistemin aynı veriyi alması isteniyorsa, bu gruba dahil olması istenen sistemlerde ethernet arayüzü (bilgisayardaki ağ kartı mesela) belli bir multicast adresine yollanmış veriyi kendi MAC'ine gelen bir veriyi alır gibi alması için ayarlanabilir. Yani multicast adresler belli bir grup cihazın aynı veriyi almasını sağlar.

Broadcast adresi ise 48 biti de 1 olan özel bir adrestir. Bu adrese yollanmış bir veri paketini alan her ağ kartı bu paketi kabul eder ve işleme koyar. Bazen tüm bilgisayarlara gitmesi gereken bir mesaj göndermek gerekebilir. Bu durumda mesajı içeren veri paketleri broadcast adresine yollanır böylece ağa dahil tüm cihazlar bu mesajı alır.

CRC hata denetimi

Cyclic Redundancy Check veri paketlerinin elektrik sinyali olarak kablodan geçerken bozulmaları durumunda bu bozulmanın yani veri paketinin karşıya yolda değişmiş olarak ulaştığının tespitine yarar.

Gönderen taraf, veri paketine konacak veriyi matematiksel bir işlemden geçirir. İşlemin sonucu CRC kodudur. Veri ve CRC kodu karşı tarafa yollanır. Alıcı paketi açar, veriyi okur, aynı matematiksel işlem veriye uygulanır. Sonuç eğer veri yolda bozulmadan, yani bir bit'i bile değişmeden gelmişse, CRC kodu ile aynı olmaldır. Aksi halde alıcı gönderen makinaya ilgili paketi tekrar yollamasını söyler.

Bu noktaya kadar en başta karşımıza çıkan iki problemi yani verinin nasıl gönderileceğini(paketler halinde) ve ağa dahil sistemlerin nasıl birbirinden nasıl ayırdedileceğini(MAC adresi ile) çözdük. Sıra geldi kimin veri paketini yollamak için kabloyu nasıl kullanacağının belirlenmesine.

Kabloyu kim kullanacak (CSMA/CD)
İlkokul öğretmenim her zaman söz size gelmeden konuşmayın derdi. Ama söz bize nasıl gelir, yoksa biz mi söze gideriz o ayrı bir konu. Bir arkadaş grubunda sohbet ederken benim taktiğim ise her zaman şöyledir. Söz almadan önce konuşanın konuşmasını bitirmesini beklerim, ancak kimse konuşmuyorsa sözümü söylerim(Carrier Sense). Ancak benim gibi iyi aile terbiyesi almış bir arkadaşım da aynı benim taktikle sözü alabilir, kimsenin ağzını kapatamayız değil mi canım?(Multiple Access). Bazen işte böyle ikimizde fırsattan istifade iki laf da ben edeyim diye aynı anda söze başlarsak ne olur, gürültü olur tabii, ben böyle durumlarda hemen çenemi kaparım(Collision Detection).

Ethernet'te benzer bir teknik kullanır. Carrier Sense, Multiple Access, Collision Detection veya kısaca CSMA/CD'ye göre, ethernet kartı veri gönderimine başlamadan önce kablonun kullanımda olup olmadığını kontrol eder. Eğer o anda diğer bir sistem kablodan veri aktarıyorsa buna Carrier denir. Kabloda aktarım olup olmadığını tespit Carrier Sense'dir.

Kablo boşta olduğunda her Ethernet arayüne sahip cihaz eşit hakka sahiptir ve veri aktarımına başlayabilir. Buna Multiple Access denir. Bir ethernet ağında bilgisayar üzerinde çalışan işletim sistemi veya kullanıcısı önemli değildir. Bir DOS makinası ethernetin kabloyu kullanma şansı açısından W2000 server ile aynıdır.

Bazı durumlarda iki sistem kablonun boş olduğunu tespit ederek aynı anda veri aktarımına başlayabilir. Bu durumda iki tarafın yolladığı veri çakışır(Collision). Ethernet kartları çakışmayı hemen tespit ederler(Collision Detection).

Collision durumları

Collision veya çakışma kelimesi insanda olumsuz bir etki uyandırsa da, bir ethernet ağında çakışmaların oluşması gayet normaldir.

Eğer birden fazla ethernet kartı aynı anda veri iletimine geçerlerse çakışma oluşur. Sistemler kendi yolladıklarıyla kablodan geleni karşılaştırarak bunu hemen tespit ederler. Bunun akabinde her iki taraf da özel bir algoritma ile belirlenen rastgele bir süre boyunca beklerler.

Çakışmaların oluşması ethernetin doğasında olan bir şeydir ve her ethernet ağında çakışma olması kaçınılmazdır.

Eğer ağ limitlerin dışında kullanılmıyorsa(ağa dahil sistem sayısı, kullanılan kablo uzunlukları, veri aktarım yükü vs.) çakışmalar saniyenin milyonda biri gibi sürelerde giderilir. Yani çakışmanın ardından birkaç mikrosaniye bekleyen sistem veriyi yollamaya tekrar başlar.

Eğer ağ çok yoğun kullanılıyorsa, aynı frame/veri paketi gönderilirken birden fazla çakışma olabilir. Bu durumda sistemler rastgele belirlenen bekleme süresini uzatmaya başlarlar. Burada süre rastgele belirleniyorsa nasıl daha uzun veya kısa olabilir diye bir soru akla gelebilir. Sürenin rastgele olması her iki tarafında aynı süre bekleyip, sonra da yine aynı anda aktarım yapmalarının önüne geçmek için rastgeledir. Örneğin her iki tarafta birden ona kadar bir sayı tutar ve o kadar milisaniye bekler. Ancak süre belirlenirken, aynı paketin gönderiminde üstüste çakışma oluyorsa(ağda yoğun trafik varsa) süre 1-10 arası değil belki 50-100 arasında seçilir.

Ethernetin bu yapısı ağdaki trafik yoğunluğu arttıkça kendisini duruma uydurmasını sağlar. Ethernet aynı veri paketini 16 denemeden sonra hala gönderemediyse bu paketi iptal eder. Bu ancak çok uzun bir süre çok aşırı yoğunluk yaşanması durumunda, veya kabloda meydana gelen bir arıza nedeniyle olabilir.

Bu noktada ethernetin diğer ağ teknolojilerinde de olduğu gibi veri aktarımını %100 garanti etmediğini görüyoruz. Bu açık üst katman protokollerinin sağladığı veri kontrolü ile telafi edilir. Bir paket yolda kaybolursa veya 16 denemede de yollanamayıp iptal edilirse, alıcı taraftaki üst katman protokol (TCP/IP kullanılıyorsa; TCP) gönderen taraftaki TCP'ye gelen veride bir eksiklik olduğunu bildirecek ve tekrar yollanmasını isteyecektir.

Ethernetin kullandığı CSMA/CD tekniğinin basit yapısı ethernet ağ kartlarının ve diğer ekipmanların rakip teknolojilere (Token Ring) göre daha ucuza üretilebilmesini sağlar. Böylece ethernet ağları çok daha ucuza mal olur.

Ethernet ne kadar hızlı
CSMA/CD tekniği nedeniyle ethernet veri aktarımı yapabileceği belli bir süreyi çakışmalarla uğraşırken harcar. 90 kullanıcılı bir ethernet ağının olduğu firmada pazartesi sabahı 9:00'da herkes aynı anda oturup makinalarını açıp, şifrelerini girip, gün boyunca kullandıkları programa girmeye çalıştığı anda ağda çok büyük miktarda çakışma oluşur. Kullanıcılar açısından sanki herkes aynı anda ağı kullanıyor gibidir ama aslında CSMA/CD çalışmaktadır. Sık sık "sabahları amma yavaş çalışıyor bu aletler" serzenişlerini duyarsınız. Ancak gün boyunca hiçbir zaman bu 90 kullanıcı da aynı anda ağı kullanmayacağı için, ağ daha yüksek performasla çalışır.

Her ethernet ağı belli bir süreyi çakışmalarla ve broadcast mesajlarıyla harcar. Dolayısıyla hiçbir ethernet söylendiği gibi 10Mbs veya 100Mbs'de çalışmaz. Daha doğrusu sizin birim zamanda aktardığınız veri miktarı bu değerlere hiçbir zaman ulaşamaz çünkü ağdaki bu veri aktarım kapasitesinin bir bölümü collision ve broadcast mesajları ile harcanmaktadır.

Ethernetin kullandığı basit iletişim yapısı nedeniyle performans kaybı kaçınılmazdır. Ancak bu basit yapı ucuz üretim maliyetleri anlamına gelir. Sonuç itibariyle getirisi-götürürüsü karşılaştırıldığında ethernet yine de en uygun çözüm durumundadır.
Mesaj27.06.2008, 14:36 (UTC)    
Mesaj konusu:

HDD

Hard diskin Çalışma Prensipleri

Verilerimizi kalıcı olarak saklamak için kullanılan bir saklama birimidir. Sabit disk döner bir mil üzerine sıralanmış, metal veya plastikten yapılma ve üzeri manyetik bir tabaka ile kaplı plakalar ve bu plakaların alt ve üst kısımlarında yerleşen okuma/yazma kafalarından oluşur. Veriler sabit diskteki bu manyetik tabakalar üzerine kaydedilir. Verilerin kaydedilmesinde mıknatıslanma mantığı kullanılır. Mıknatısın iki kutbu dijital olarak 1 ve 0 ‘ı temsil eder. Verilerimiz böylece küçük mıknatıslar halinde bu manyetik ortamlara yazılırlar. Bu manyetik tabakaların üstü dairesel çizgilerle örülüdür. Bunlara iz (track) denir. Sabit disk’te birden fazla plakalar üst üste dizilmiştir. Bu plakaların hem alt hem de üst tarafına bilgi yazılabilir. Herbir plaka üzerinde altlı-üstlü yerleşen ve herbirinin ortadaki mile uzaklığı aynı olan izlerin oluşturduğu gruba silindir ismi verilir. Sabit disk üzerinde herbir yüz bir kafa tarafından okunmaktadır. Bu nedenle kafa ve yüz aynı terime karşılık gelir. İz yapısını pasta dilimi şeklinde bölünmesiyle oluşan ve sabit disk üzerinde adreslenebilir en küçük alana denk gelen parçaya ise sektör (Sector) adı verilir ve bir sektörün barındırabileceği veri miktarı 512 byte uzunluğundadır. Bu sektör, kafa ve izler sabit diskte verinin adreslenmesi için kullanılırlar. Şuan adreslemede kullanılan iki yöntem vardır. Bunlardan ilki CHS olarak adlandırılan Cylinder-Head-Sector konumlarının verilmesi ile 3 boyutlu olarak dosyanın yerinin bulunması ikincisi ise LBA (Logical Block Adressing – mantıksal kütük adreslemesi) adı verilen tek boyutlu adresleme yöntemidir. Günümüzde kullanılan iki tip sabit disk arabirimi vardır. Bunlar IDE ve SCSI’dir.

IDE

IDE (Integrated Drive Electronics) bilgisayarın anakartındaki veri yolu ile depolama aygıtları arasında kullanılan standart bir elektronik arabirimdir. IDE IBM’in 16 bitlik ISA yol sistemi tabanlıdır ama ayrıca diğer yol standartlarını kullanan yol sistemlerinde de kullanılabilir.Günümüzde satılan birçok bilgisayar IDE’nin gelişmiş versiyonu olan EIDE’yi (Enhanced IDE) kullanır. IDE kasım,1990’da ANSI tarafından bir standart olarak benimsendi. IDE’nin ANSI ismi ATA’dir (Advanced Technology Atachment). Normal şartlar bir IDE arabirim ile iki tane sabit diskin çalıştırılması mümkündür: Ancak iki entegre denetleyicisinin birinci pozisyonda olmak istemesini engellemek gerekir. Bunu yapmak için sürücülerden biri ana sürücü (Master Drive) diğeri de bağımlı sürücü (Slave Drive)’dır. Bu disk işlemlerinde açık bir hiyerarşi oluşturur. IDE’nin deenetleyici teknolojisinin artan isteklerine cevap vermekte yetersiz kalması nedeni ile EIDE’nin ortaya çıkmıştır. IDE denetleyicisinin üç temel sorunu vardı. 528 MB'’lık depolama üst sınırı vardı. Yani 528 MB’ın üstündeki diskler IDElerle kullanılamazlar. En çok iki disk desteği vardı. Yalnızca iki disk kullanılabilmekte idi. Ve CD-ROM gibi çevre birimlerine destek vermemekte idi. EIDE ile birlikte her bir disk için 8.4 GB’lık disk desteği vardır. Günümüzde bu sınır daha da üste çekilmiştir. 128 GB’a kadar diskler desteklenebilir. 4 tane IDE diski ve CD-ROM kullanılabilir. Bunun için de IDE1 ve IDE2 olarak iki tane arabirim konnektörü kullanılır. Birincil olana Primary ikincil olana da Secondary ismi verilir. Bir konnektörde iki tane disk ve benzeri aygıt kullanılabilir. Bunlar birbirinden Master ve slave olarak biribirinden ayrılır. Böylece bilgisayara takılan disk ve benzeri birimler Primary master, Primary Slave, Secondary Master ve Secondary Slave olarak isimlendirilir. Hiyerarşik düzünde aynen bu şekildedir. EIDE’lerle birlikte Ultra DMA kavramı ile karşılaşmaktayız. Ultra DMA bilgisayarın veriyi sabit diskten bilgisayarın veri yolları ile anabelleğe göndermede kullanılan bir protokoldür. ULTRA DMA/33 protokolü verileri çoğuşma modunda ve 33.3 MBps (Megabayt/saniye) hızında transfer eder. Bu bir önceki DMA arabiriminin iki katı kadar daha hızlıdır.Ultra DMA Sabit disk üreticisi olan QUANTUM ve chipset üreticisi olan INTEL tarafından geliştirildi. Bilgisayarınızın Ultra DMA’yı desteklemesi demek bilgisayarınızın daha hızlı açılması, yeni uygulamaları daha hızlı çalıştırması anlamına gelir. Ultra DMA 40 pinlik bir IDE arabirimi kablosu kullanır. Ultra DMA/33’den sonra Ultra DMA/66 çıktı. Ultra DMA/66 verilerin 66 MBps hızında iletilmesini sağlar. Bu bir önceki Ultra DMA moduna göre iki kat hızlıdır. Ultra DMA/66 80 pinlik IDE kablosu kullanılır. Ultra DMA’nın çoğuşma modunu desteklediği söylenmişti. Çoğuşma modu verilerin normalinden daha hızlı gönderildiği bir veri gönderme kipidir. Çoğuşma kipini gerçekleştiren birçok teknik bulunmaktadır. Veri yolunda, Örneğin çoğuşma modu, bir aygıtın yolun kontrolünü ele almasını ve diğer aygıtların bunu kesmemesini sağlayarak gerçekleştirilir. RAM’de ise Çoğuşma modu bir sonraki hafıza birimi kendisine ihtiyaç duyulmadan getirilerek yapılır. Bu disk cachlerinde kullanılan tekniğin aynısıdır. Böylece veriler daha hızlı iletilirler.

Bütün çoğuşma modlarının sahip olduğu bir karakteristik geçici ve güçlendirilemeyen olmasıdır. Sınırlı zaman dilimlerinde ve özel şartlarda normalden daha hızlı veri transferi sağlarlar.

SCSI

Small computer System Interface’in kısaltılmış şeklidir. SCSI arabirimi seri ve paralel portlardan daha hızlı veri transfer oranı sağlar. (saniyede 80 Megabyte veri iletimi sağlayabilir). SCSI arabirimlere diskin dışında yazıcı, CD-ROM gibi çeşitli aygıtlar bağlanabilir. Bu yüzden SCSI basit bir arabirimden çok bir giriş/çıkış yoludur. SCSI arabirimi bir ANSI standardı olmasına rağmen çeşitli varyasyonları bulunmaktadır. Bu yüzden İki SCSI arabirimi birbiri ile uyumlu olmayabilir. Günümüzde kullanılan SCSI arabirimleri aşağıdadır.

¨ SCSI-1 : 8 bitlik bir yol kullanır ve 4 MBps lik bir veri transfer hızını destekler.

¨ SCSI-2 : SCSI-1 ile aynıdır, fakat 50 pinlik konnektörler kullanırlar. ve birden fazla aygıtın bağlanmasına izin verirler.

¨ Wide SCSI : 16 bitlik veri transferini desteklemek için daha geniş bir kablo kullanırlar.

¨ Fast SCSI : 8 bitlik yol kullanırlar, fakat 10 MBps’lik veri transferini desteklemek için saat hızını ikiye katlarlar.

¨ Fast wide SCSI : 16 bitlik yol kullanır ve 20 Mbpslik veri transfer hızını destekler.

¨ Ultra SCSI : 8-bitlik yol kullanır ve 20 MBps’li veri transfer hızını destekler.

¨ SCSI-3: 16 bitlik yol kullanır ve 40 MBps’lik veri transfer hızını destekler. Ayrıca Ultra Wide SCSI de denir.

¨ Ultra2 SCSI: 8 bitlik yol kullanır ve 40 MBps’lik veri transfer hızını destekler.

¨ Wide Ultra2 SCSI: 16 bitlik bir yol kullanır ve 80 MBps’lik veri transfer hızını destekler.

SCSI aygıtların dürümlerine göre 15 aygıta kadar sisteme bağlayabilir. SCSI’ler IDE arabirimlerinden farklı olarak rasgele erişim yöntemini kullanırlar. IDE’ler ise sıralı erişim yöntemini kullanırlar. SCSI arabirimleri IDE’lerden daha hızlıdırlar. Ancak daha da pahalıdırlar. Dünya piyasının yaklaşık %10’unda varlar. IDE’ler ise ucuz olmaları ve artık anakart üzerinde tümleşik olarak gelmeleri sebebi ile daha fazla tercih edilmiştir. Bir sabit diskin kapasitesi şu şekilde hesaplanır.

Silindir sayısı*Sektör Sayısı*kafa sayısı*512’dir

1024 silindir, 256 kafa ve 63 sektör parametrelerine sahip bir sabit diskin kapasitesi: 1024*256*63*512=845571864 Byte’dır. Bu da yaklaşık 8.4 Gigabyte’dır. Sabit diskler ile gelen önemli bir kavram da partisyon kavramıdır. Partisyon kabaca diskin üzerinde oluşturulmuş bölümlerdir. Bir diskte sadece bir partisyon olabileceği gibi birden fazla da partisyon olabilir. Bir partisyon hangi amaç ile oluşturulmuş olursa olsun o partisyona ulaşım yapacak işletim sistemine uygun bir dosya sistemi ile biçimlendirilmelidir. Bu genellikle işletim sisteminin sorunudur ve işletim sistemi birden fazla dosya sistemini destekleyebilir. Partisyonların isimlendirilmesine gelince ilk olarak primary master konumundaki partisyon c’den itibaren isim almaya başlar. Sonra master diskinizde birden fazla partisyon var ise onlar isimlendirilmeye başlar. Örneğin Primary master’daki disk ikiye bölünmüş ise birincisi C: ikincisi ise D: ismini alır. Buradaki bölümleme işlemi mantıksaldır. Eğer, ikinci bir sabit disk var ise bu disk fiziksel olduğu için D: harfini alır. Mantıksal olarak bölümlenmiş diskin ikinci bölümü ise E: harfini alır. Dosya sistemlerinde yaygın olanlarından biraz bahsedelim

¨ FAT

File Allocation Table – Türkçeye çevirmek gerekir ise Dosya Atama Tablosu.Bu sistemde partisyon herbiri belli miktarda sektör içeren cluster isimli parçalara ayrılır. Ve hangi dosyaların bu cluster parçalarından hangilerine yerleştiği, hangi cluster parçalarının boş, hangilerinin dolu olduğu gibi bilgiler FAT üzerine yazılır. İşletim sistemi de herhangi bir dosyaya erişim yapmak istediğinde dosyayı bulmak için FAT üzerine yazılan bu bilgilerden faydalanır. Her ihtimale karşı sabit disk üzerinde bir kopyası bulundurulur.



¨ FAT16

DOS, Windows3.1 ve OSR2 sürümü öncesi Windows95’in kullandığı dosya sistemidir. Eski bir dosya sistemi olduğu için birtakım dezavantajları ve eksiklikleri vardır. Bunlardan bir tanesi kök dizinin (root) sınırlandırılmış olmasıdır. FAT16 sisteminde açılıştaki primary partisyona ait root dizini, FAT tablosu ve boot sektörü cluster içinde yer almazlar ve sayısı belli olan sıralı sektörlerde tutulurlar. Bu sayının belli olması kök dizinine yapılacak eklentilerin belli bir sınırı olması sonucunu doğurur. Kısacası altdizin istenildiği kadar uzatılabilmekle birlikte kök dizinde belli uzunlukta girişle sınırlandırılmıştır. İkincisi FAT16 dosya sisteminde adresleme 16 bit olduğundan adreslenebilecek maksimum cluster sayısı 65525’tir ve bu clusterların boyutu 32 KB olabilir. (aslında cluster sayısı 65536 olmalıdır. Ama bazıları özel amaçlar için tutulur.) bu da bizi FAT16’da kullanılan bir partisyonun 2 GB’dan daha büyük olmayacağı sonucuna götürür. Üçüncüsü FAT16 elindeki boş sabit diski ya da partisyon alanının bir şekilde elindeki clusterlara dağıtmak zorundadır. Bu nedenle sabit diskin boyutu büyümeye başladıkça cluster’ın boyutu da büyür. Örneğin 1 MB’lık bir dosya birçok cluster üzerine sıralanıp yerleşirken 10KB uzunluğundaki tek bir dosya bir cluster’ı kaplar. Bu durumda özellikle disk boyutu 1-2GB arasında iseFAT16 cluster boyutu 32 KB olacaktır ve cluster üzerinde 10KB’lık dosyadan arta kalan 22 KB’lık boşluk değerlendirilemeyerek boşa gidecektir. Özellikle çok miktarda ufak dosya barındıran sabit disklerde bu durum bolca olur.

¨ FAT32

Windows95 OSR2, Windows98, Windows2000 ve Linux tarafından tanınan ve FAT16’dan daha gelişmiş bir dosya sistemidir. İlk olarak FAT32’de herhangi bir kök dizin sınırlaması yoktur. İkinci olarak FAT32, FAT16’daki 16 bitlik adresleme yerine 32 bitlik adresleme kullanır. Bu da 2 TB’a kadar olan disklerin tanınmasını sağlar. Üçüncü olarak FAT32 cluster boyutunu azaltarak boş alan israfını azaltır. FAT16 ile FAT32 arasındaki farklar değişik disk veya partisyon büyüklükleri için aşağıdaki tabloda gösterilmektedir.



FAT16 ve FAT32 cluster boyutları

Sürücü ya da Partisyon Boyutu


FAT16 cluster Boyutu


FAT32 cluster boyutu

256 MB - 511 MB


8 KB


Desteklenmiyor

512 MB – 1023 MB


16 KB


4 KB

1024 MB – 2 GB


32 KB


4 KB

2 GB – 8 GB


Desteklenmiyor


4 KB

8 GB – 16 GB


Desteklenmiyor


8 KB

16 GB – 32 GB


Desteklenmiyor


16 KB

à 32 GB


Desteklenmiyor


32 KB
Mesaj27.06.2008, 14:36 (UTC)    
Mesaj konusu:

ANAKART

Anakart Üzerinde Bulunan Bileşenler

Bir anakart bilgisayarın temel devre ve bileşenlerinin fiziksel düzenlemesidir. Çoğu anakartta; devreler sert bir yüzey üzerine basılmış ya da eklenmiştir ve bir seferde üretilirler. Masaüstü bilgisayarlarda en sık kullanılan anakart dizaynı AT’dir. Son zamanlarda gelişmiş AT dizaynı üstünde geliştirilen bir başka kart tipi de ATX’dir Hem AT hem de ATX dizaynların ikisinde de bulunan bileşenler şunlardır.



* Mikroişlemci

* Yardımcı işlemci (opsiyonel)

* Hafıza

* BIOS

* Genişleme yuvaları

* Chipset



Ek bileşenler anakartın genişleme yuvalarına eklenebilir. Anakart ve genişleme yuvalarındaki daha küçük kartlar arasındaki elektronik arabirime “yol” denir.



Anakart üzerinde Jumper denilen ayarlama anahtarları vardır. Bu anahtarlar ile yapılacak ayarlamalar.



v Farklı tipteki işlemcileri anakarta tanıtmak

v Cmos ayarlarını silmek

v Bazı anakartlarda özellikle eski anakartlarda ne kadar belleğin varolduğunu belirtmek.



Günümüz yeni kuşak anakartların hemen hemen hepsinde işlemci ayarları jumperlarla yapılmamaktadır. Artık bu ayarlamalar otomatik olarak ya setuptan seçeneklerle yapılmaktadır ya da kart otomatik olarak kendi işlemciyi tanımaktadır.



Chipset’ler anakartın en önemli parçasıdır. Chipset’ler anakartın üzerindeki elektronik devrelerdir. Anakart üzerindeki elemanların birbirleri ile haberleşmesini sağlayan denetçilerdir. Bir nevi trafik polisi gibidir. Bu yollar üzerinde dolaşan verilerin birbirlerine karışmamasını sağlar. Ankartın kalitesini belirleyen en önemli faktör chipsettir. Özellikle anakrtın hızını belirleyen faktördür. Çeşitli Anakart Üreticileri ve bu Anakart üreticilerinin çeşitli chipsetler bulunmaktadır. Çeşitli firmalar ve ürettikleri chipsetler aşağıda sıralanmıştır.

Ø İntel

¨ Intel 815E Chipset

¨ Intel 815 Chipset

¨ Intel 820E Chipset

¨ Intel 820 Chipset

¨ Intel 840 Chipset

¨ Intel 810E Chipset

¨ Intel 810 Chipset

¨ Intel 440BX AGPset

¨ Intel 440EX AGPset

¨ Intel 440GX AGPset

¨ Intel 440LX AGPset

¨ Intel 450NX PCIset

¨ Intel 450KX/GX PCIset

¨ Intel 440ZX AGPset

¨ Intel 440ZX-66 AGPset

¨ Intel 440MX chipset



Ø VIA

¨ VIA Apollo KT133

¨ VIA Apollo KX133

¨ VIA Apollo Pro133A

¨ VIA Apollo Pro 133

¨ VIA Apollo PM601

¨ VIA Apollo MVP3

¨ VIA Apollo MVP4

¨ VIA Apollo Pro Plus

¨ VIA Apollo Pro

¨ VIA Apollo VP3

¨ VIA Apollo VP2

¨ VIA Apollo VPX

¨ VIA Apollo VP

Ø SIS

¨ SIS 85C471

¨ SIS 85C496

¨ SIS 85C50x

¨ SIS SI58P



Ø ALI

¨ M1487

¨ M1489

Yollar

Yollar verilerin bilgisayarın bir parçasından diğer parçasına gönderildiği teller topluluğudur. Yolu bilgisayarın içinde verilerin dolaştığı bir otoban gibi düşünebilirsiniz.

Bütün yollar adres yolu, veri yolu sistem (Kontrol) yolu olmak üzere üç tip yol içerir. Veri yolu gerçek veriyi taşır.



o Adres Yolu: Adres yolu verinin nereye gideceği bilgisini taşır. Adres yolu bellekteki bir yerin veya veri transferinde görev alan giriş çıkış portunun adresini iletmekte kullanılır. ROM ve RAM bellekte saklanan her komut ve her bilginin 16 bitten oluşan bir adresi vardır. Programın çalışması sırasında verilen bir yerin içeriği gerekli olduğunda; Mikroişlemci o yerin adresini adres yoluna koyar. Adres yolu verinin saklanmakta olduğu yere ulaşmakta kullanılan adresi iletmekte kullanılır. Ulaşılan verinin içeriği daha sonra veri yoluna konur. Ve bu verinin içeriği daha sonra mikroişlemciye okunur. Adres yollarının çoğu 16 bitten oluşur. Her hat 0 ya da 1 den oluşan bir adres biti taşır. Bundan dolayı söz konusu 16 hattın 216 = 65536 değişik kombinasyonu söz konusudur. Bunun anlamı 16 adres hattı kullanılarak 65536 tane saklama yerine ve giriş/çıkış aygıtına ulaşabilmektedir.

o Veri Yolu: Verilerin bilgisayarın belirli bölümleri arasında dolaşmasını sağlar. Yani bir anlamda esas verinin taşındığı yoldur. Bu veri makinanın komutları ya da bellekteki işlenecek herhangi bir bilgi olabilir. Kontrol ve adres yollarından farklı olarak Veri yolu çift yönlüdür Veri her iki yönde de hareket edebilir. Yani hem mikroişlemciye hem de mikroişlemciden dışarıya doğru.

o Sistem (Kontrol) yolu: Mikro işlemcinin zamanlama ve kontrol devrelerinde üretilen kontrol sinyallerini belleğe ve Giriş/Çıkış birimlerine taşır. Örneğin oku/yaz bilgilerini belleğe, giriş ve çıkış portlarına taşır. Kısacası işlemin yazma mı okuma mı olduğuna karar verir.Bilgisayarın her parçasına ulaşmasını sağlayan yoldur.



Yolun büyüklüğü önemlidir. Çünkü bu büyüklük yolun aynı anda ne kadar veri taşıyabileceğini belirler. Örneğin 16 bitlik bir yol 16 bitlik veriyi, 32 bitlik yol ise 32 bitlik veriyi taşıyabilir. Her yolun MHz ile ölçülen bir saat hızı vardır. Örneğin sistem yolunun hızı ilk başlarda 33 MHZ idi. Gelişen teknoloji ile bu yolun hızı önce 66 MHZ yükseldi. Günümüzde ise 100 ve 133 MHZ’lik sistem yollarını üzerinde bulunduran anakartlar bulunmaktadır. Günümüzde 16 bitlik ISA yolları yerini kendisinden daha hızlı olan 32 bitlik PCI yoluna bırakmaya başladı. Anakart üzerinde genel olarak üç tip yol teknolojisi bulunmaktadır. Bunlar ISA, PCI ve AGP’dir.



ISA Yolu: Industry Standard Architucture (Endüstrü Standardı Mimarisi) nin kısaltılmış şeklidir. Masaüstü bilgisayarlarda kullanılan bir yol mimarisidir. 1983 yılında geliştirilmeye başlandı. İlk geliştirildiğinde 8 bit veri yolu ve 16 bit adres yolu içermekte idi ve 4 MHZ hızındaydı. 16 bitlik mikroişlemcilerin geliştirilmeye başlanması ile ISA da geliştirildi ve 16 bitlik veri yoluna 24 bit adres yoluna sahip oldu. Günümüzde de hala bu standardı geçerlidir. Hızı 8 MHZ ve saniyede 6.5 MB veri aktarır. Yeni geliştirilen bu mimari eski standardı da desteklemektedir. Yani 8 bitlik ISA kartları 16 bitlik bu yol sistemine bağlanabilmektedir. Günümüzde ISA mimarisi artık terk edilmeye başlandı. Zira daha hızlı veri iletimi sağlayan yol sistemleri kullanılmaya başlandı. Yeni çıkan anakartlarda, ISA genişleme yuvaları çok konulmamaya başlandı. Hatta bazı anakartlarda artık ISA yuvası bile bulunmamaktadır.



PCI Yolu:



Veri yollarında gelinen en son duraklardan biridir. Peripheral Component Interconnect’in kısaltılmasıdır. VESA yol sistemine benzer bir yapıdadır. VESA yol sisteminden daha yüksek performans sağlar. Gerçekte PCI günümüz masaüstü bilgisayarlarında kullanılan en yüksek performansa sahip yol sistemidir. PCI veriyollarının hızı 20 ile 33 MHZ arasındadır. PCI veri yolu şuan günümüz PC'lerin hepsinde bulunmaktadır. Bunun dışında ayrıca Power PC tabanlı bilgisayarlarda kullanılmaktadır. PC’ler 32 bitlik ve 64 bitlik versiyonları ile piyasada bulunmaktadır. 64 bitlik yeni PCI veri yolu yeni yeni kullanılmaya başlandı. Bu yüzden fazla yaygın değildir.



AGP Yolu:

Accelerated Graphics Port’un (hızlandırılmış grafik Portu) kısaltmasıdır. Intel tarafından geliştirilen yeni bir arabirimdir. 3 boyut grafik bilgilerinin daha hızlı işlenmesini sağlamak amacı ile geliştirilmiştir. Grafik verilerini PCI yollarında işlemektense, AGP grafik kontrolörünün direk ana hafızaya ulaşabilmesi için noktadan noktaya direk bir kanal tanımlar. AGP 32 bit genişliğindedir ve 66 MHZ hızında çalışır. Bu saniyede 266 Megabitlik bir veri transferi sağlar ve bu da PCI’dakilerin tam 2 katıdır. (133 MBps). AGP ayrıca 2 tane opsiyonel daha hızlı olan modları destekler. Bunla’da veri transfer hızı 533 MBps ve 1.07 GBps’dir. Buna ek olarak AGP 3-B dolgularının video belleğinin yerine ana bellekte saklanmasına izi verir



AGP ‘nin bir takım önemli gereksinimleri vardır. Bunlar:



¨ Chipset AGP’yi desteklemelidir.

¨ Anakart’ta bir AGP slotu bulunmalıdır ya da tümleşik grafik sistemine sahip olmalıdır.

¨ İşletim sistemi Windows95’in 2.1 sürümü, Windows98 ya da NT 4.0 olmalıdır. Ayrıca şuan profesyonel bütün Machintoshlar AGP’yi desteklemektedir.

AGP’nin çeşitli seviyeleri vardır Aşağıdaki özellikler opsiyonel olarak düşünülebilir.

¨ Desenleme (texturing): Ayrıca direk hafıza çalışma modu da denir. Grafik desenlerinin ana bellekte depolanmasını sağlar.

¨ Veri transferi: Çeşitli veri transferi sunulmaktadır. Bunlar 1X: saniyede 266 Megabitlik veri transferini simgeler. 2X 533 Megabitlik 4X de 1.07 Gigabitlik veri transferini simgeler.

¨ Yan band Adresleme: komutları farklı ve paralel bir kanaldan göndererek veri transferini hızlandırır.

¨ Küme komut işleme: grafik kartının aynı anda bir komut yerine daha fazla komut göndermesini sağlar.
Giriş / Çıkış Kapıları

Bilgisayara dışarıdan bağlanan tüm bürümler (yazıcı,fare,tarayıcı vs.) bilgisayarın üzerindeki soketlere özel arabirim kabloları ile bağlanırlar. Bu soketlere kapı ya da port adı verilmektedir. Bu soketler paralel ve seri olmak üzere iki çeşittir. Günümüzde standart bir bilgisayarda 1 tane paralel ve 2 tane seri kapı bulunmaktadır. Bunun yanında yeni teknolojilerle birlikte USB kullanımı da artmaya başlamıştır.



¨ Paralel (LPT) Kapı (Port)

Çoğu zaman paralel portlara LPT portu da denilmektedir. LPT LinePrinTer sözcüğünden alınmıştır. Ve bunun sebebi en çok yazıcıları bağlamak için kullanılması gerçeğine dayanmaktadır. Ancak, son yollarda paralel portlar bilgisayara başka tip aygıtları bağlamak için de kullanılmaktadır.



Paralel portlar isimlerini verilerin porttan paralel bir biçimde, yani bir seferde bir bayt olarak iletilmesi gerçeğinden alırlar. Port sekiz adet veri hattı içerir ve baytın her biti bayttaki diğer bitlerle hemen hemen aynı anda farklı bir hattan iletilir. Paralel portlar LPT1, LPT2 gibi isimlendirilir.



Paralel portlar tek yönlü idi. Yani veriler çevre birimlerine iletilirlerdi. Fakat ters yönde iletilmezlerdi. Çift yönlü paralel port 1987’de ortaya çıktı ve çevre birimlerinin PC ile ters yönde de iletişim kurmaları sağlandı. Örneğin bir yazıcı PC’ye durumuyla ilgili (kağıt sıkışması, kağıdın bitmesi gibi) bilgi gönderebildi. Paralel portlar 25 pinlik bir dişi konnektör kullanırlar.



¨ Seri (COM) portlar

Seri portlar isimlerini verilerin porttan seri bir biçimde yani bir seferde tek bit olarak gönderilmesi gerçeğinden almaktadır. Bunun sebebi portun her yön için tek bir veri hattına sahip olmasıdır. Seri portlara COM portlar da denilmektedir. Çünkü harici aygıtlarla PC arasında biri iletişim aracı oluşturmaktadır. Seri portlara bağlanan en yaygın aygıtlar modemler, fareler, yazıcı ve çizici gibi seri yazdırma aygıtlarıdır.



Seri portların konnektörleri 2 şekilde olur. 25 ve 9 pin olmak üzere. 25 pinlik bir aygıtı 9 pinlik bir porta ya da 9 pinlik bir aygıtı 25 pinlik bir aygıta bağlamak gibi durumlarda kullanılabilecek adaptörler vardır.



Seri portlar ile paralel portların bir kıyaslaması yapılması gerekirse; seri portlar ile bilgilerin iletilmesi daha güvenilirdir. Çünkü bilgiler tek tek gönderilir. Tabii ki buna göre de yavaştır. Paralel portlar ise seri porttan çok daha hızlıdır. Çünkü bilgileri sekizerli paketler halinde gönderir. Bununla birlikte güvenilir bir veri iletimi sağlamazlar. Özellikle kablo uzunluğu arttıkça verilerin kaybolma riski doğar.



Seri port bir seferde bir bit iletmesine rağmen bilgisayar baytlar ile çalışır. Tek şeritli bir yoldan sekiz tane arabanın yan yana geçmesi sağlanamayacağı gibi bir seri porttan da bir baytın geçmesi sağlanamaz. Her baytı seri porttan gönderilebilecek şekilde teker teker bitlerine ayırabilecek bir mekanizmaya ihtiyaç vardır. I/O kartı ya da ana karın üzerindeki I/O kartı üzerinde yerleşik olarak bulunan UART bu işlemi gerçekleştirir. UART’ın açılımı Universal Asencronous Reciever Transmitter (Evrensel asenkron alıcı verici) dır. UART baytları seri porttan gönderilebilecek seri bitlere dönüştürür. UART ayrıca gelen bitlerin PC tarafından işlenebilmesi için bunları baytlara çevirir.



¨ USB (Universal Serial BUS)

USB (Universal Serial Bus) bir bilgisayar ile takılabilir bir aygıt (joystick, klavye, telefon, tarayıcı, yazıcı gibi aygıtlar) arasındaki bir arabirimdir. Tak ve çalıştır özelliği vardır. USB ile yeni bir aygıt herhangi bir bağdaştırıcı kartı kullanmadan ya da bilgisayarı kapatmadan takılabilir. USB yol sistemi Compaq, IBM, DEC, Intel, Microsoft, NEC ve Northern Technology tarafından geliştirildi. USB saniyede 12 Mbitlik bir veri transfer hızı sağlar. Tek bir USB portu ile 127 tane çevre kullanılabilir.

Ekim 1996’dan beri, Windows işletim sistemi USB sürücüleri ya da belirli I/O aygıt tipleri ile çalışmak için dizayn edilmiş özel yazılımlar ile donatıldı. USB Windows98 işletim sisteminde tümleşiktir. Bugün birçok yeni bilgisayar ve çevre birimi USB ile donatılmış durumdadır. Günümüzde artık USB iyice yaygınlaşmış durumda. Yakın bir zamanda tamamiyle seri ve paralel portların yerini alacağı düşünülmektedir.



¨ IEEE 1394

Saniyede 400 megabitlik veri transfer oranını destekleyen yeni ve hızlı bir yol standardıdır. 1394 teknolojisini destekleyen ürünler şirkete bağlı olarak farklı isimler altında toplanmışlardır. Apple bu teknolojiyi orijinal olarak geliştiren firmadır. Bu teknoloji için firewire ismini kullanmaktadır

Tek bir 1394 portu 63 tane dışsal aygıtı bağlayabilir. Çok hızlı ve esnek olmasına rağmen 1394 çok pahalıdır. USB gibi 1394’ün de tak ve çalıştır özelliği vardır. Ayrıca çevre birimlerine güç de sağlarlar. 1394 ve USB arasındaki ana fark 1394 standardının daha hızlı ve daha pahalı olmasıdır. Bu nedenlerden , video kamera gibi yüksek veri transfer hızı isteyen aygıtlar için kullanılması beklenir. Bununla birlikte USB birçok çevre birimini bağlamak için kullanılabilir.
Mesaj27.06.2008, 14:37 (UTC)    
Mesaj konusu:

Ekran Kartı

Görüntü kapasitesini bilgisayara vermek için takılan bir karttır. Bir bilgisayarın görüntü kalitesi hem ekran kartına ( Görüntü bağdaştırıcı) hem de monitör’e bağlıdır. Örneğin Bir Monochrome monitör, görüntü bağdaştırıcınız ne kadar kuvvetli olursa olsun renkleri görüntüleyemez.

Birçok farklı tipte görüntü bağdaştırıcısı günümüzde bulunmaktadır. Bunlardan en uygun görüntü standartlarını IBM ve VESA firması tarafından tanımlanmaktadır. Her bağdaştırıcı farklı video modları sunar. Video modlarının iki temel kategorisi text ve grafik modudur. Text modunda bir monitör yalnızca ASCII karakterleri görüntüleyebilir. Grafik modunda ise bit eşlemli şekilleri görüntüleyebilir. Text ve grafik modlarının içinde bazı monitörler çözünürlük seçeneği sunarlar. Daha düşük çözünürlükte bir monitör daha çok renk görüntüleyebilir.



Modern bağdaştırıcılar bir bellek taşırlar. Böylece bilgisayarın belleği görüntüleri depolamada kullanılmak zorunda kalmaz. Buna ek olarak çoğu bağdaştırıcının grafik hesaplamalarını gerçekleştirmek için kendi grafik işlemcisi vardır. Bu bağdaştırıcılara grafik hızlandırıcı (graphic accelerators) denir. Günümüzdeki çoğu monitör görüntüleri göstermek için analog sinyalleri kullanırlar. Görüntü bağdaştırıcısının Yaptığı işlem de bilgisayardan ekrana gidecek olan görüntünün dijital bilgisini alır. Kendi belleğinde depolar ve bunu analog sinyallere çevirerek monitöre gönderir.


Çözünürlük: Çözünürlük bilgisayar ekranındaki bulunan pixel sayısıdır. Yatay ve dikey ekrandaki pixel sayısı terimleri ile ifade edilirler. Çözünürlük bir inch’de bulunan pixel sayısı olarak ifade edilse de durum bilgisayar monitörlerinde biraz farklıdır. Bilgisayar monitörü için verilen çözünürlük; bilgisayarın yatay ekseninde ve dikey ekseninde bulunan pixel sayısını verir. Örneğin Bir monitör için 800’e 600 çözünürlük bilgisi veriliyor ise; Bunun anlamı yatay eksende 800; dikey eksende de 600 pixel bulunduğudur. Toplamda ise 800*600 pixel görüntülenebilir. Çözünürlük arttıkça görüntülenen şeklin netliği artar; fakat görüntülenen şeklin ise boyutu bilgisayar ekranında küçülür.

Aşağıdaki tablo farklı çözünürlükler için ihtiyaç duyulan Video belleğini (Video RAM) göstermektedir.

Çözünürlük


256 renk (8-bit)


65,000 renk(16-bit)


16.7 milyon renk (24-bit,gerçek renk)

640x480


512K


1 MB


1 MB

800x600


512K


1 MB


2 MB

1,024x768


1 MB


2 MB


4 MB

1,152x1,024


2 MB


2 MB


4 MB

1,280x1,024


2 MB


4 MB


4 MB

1,600x1,200


2 MB


4 MB


6 MB

Ekran kartları cephesinde hep tek taraflı incelemelerin yapılması, profesyonel ekran kartları incelemesinin boşlanması ve profesyonel ekran kartlarıyla ilgili bilgilerin çok nadiren verilmesi çoğu kullanıcının kafasında çok önemli soru işaretleri oluşturdu. Bu sorunlardan en önemlisi tercih meselesi. 3D ve CAD/CAM ile profesyonel olarak ilgilenen kişilerin işi OpenGL ile olduğu için, yeni oyunlarda OpenGL destekli ifadesine rastlanması, bu kullanıcı kesiminin kartların oyun performansına bakarak tercih yapmasına neden oluyor. Böyle bir seçimin neden yanlış olduğunu işin ehli kullanıcılar biliyor; fakat yeni nesillere ve yeni kullanıcılara bunu örnek testlerle anlatmak gerekiyordu. Bunların yanı sıra, profesyonel ekran kartlarını oyun kartlarından ayıran unsurlara da değinmek gerekiyordu. Bu konuyla ilgili olarak çok fazla mail gelmeye başlayınca ve haber guruplarında çok tartışılmaya başlanınca bu konuya eğilmeye karar verdik.

Profesyonel Ekran Kartı Nedir?

Genelde "müşteri CAD ile uğraşacakmış" diye tabir edilen ve "profesyonel kesim" diye belirttiğimiz, oyun haricindeki tasarım, modelleme programları için hem donanımsal, hem de yazılımsal olarak özel olarak geliştirilen ekran kartlarına bu ismi veriyoruz.

Biraz önce işaret ettiğimiz gibi profesyonel ekran kartı konseptinin hafiften unutulmasındaki en önemli sebeplerden bir tanesi de oyunlar. Profesyonel tasarım ile uğraşan kişinin genelde OpenGL(3D yazılım arabirimi) ile işi olur. Fakat 98-99 senesinden sonra yeni çıkan oyunlarda OpenGL desteklidir ibaresine rastlanması akılları biraz karıştırdı. Kullanıcılar OpenGL destekli oyunların performansına bakarak tercih yapmaya başladı.


PNY Quadro 700XGL

Bunun haricinde, profesyonel tasarımla uğraşıyorsunuz diye hiçbir araştırma yapmadan da profi ekran kartı alma gibi yanlışlar da yapılıyor. Örneğin, 3D/DCC ile uğraşanlar için yüksek texture performansı gerekirken, CAD/CAM ile uğraşanlar için yüksek doku(texture) yani bellek performansı gerekmiyor. Bu tür konularda da yanlışlık yapılabiliyor.

Oyun Kartı vs. Profesyonel Ekran Kartı

Profesyonel kesimin gidip oyun kartı almasının yanlış olduğundan bahsettik. Peki bu yanlışlar neler? Birinci olarak bilinmesi gereken, 3D oyunlardaki sahnelerde yer alan objeler basit, yani az poligon içerdiğidir. Gerçekçilik efektleri texture(doku) adını verdiğimiz resim dosyalarının, objelerin yüzeylerine bindirilmesiyle elde ediliyor. Profesyonel tasarımda ise sahnede gerçekçilik ön plandadır. Yani objeler çok fazla poligon içerebilir. Dolayısı ile profesyonel tasarım için yüksek poligon performansına ihtiyaç duyulabileceğinin altını çizmek gerekiyor. Gerçekçiliği sağlamada çok fazla poligon kullanılması gerekiyor.

Q3 motorunu taşıyan güncel bir oyunda yaklaşık 8000-9000 poligon kullanılır. Render ise doku ve ışık bilgiler ile edilir. Fakat, örneğin CAD/CAM uygulamalarında karmaşık geometrilerle çalışılır. 256000 üçgene kadar yolu var.

Profesyonel ekran kartlarını, oyun kartlarında ayıran önemli özellik, sürücü desteği. Profesyonel tasarım yazılımları için özel olarak optimize edilmiş sürücüler ve programcıklar gelir profi ekran kartları ile. Ekran kartının performansını sürücüler aracılığı ile kullanılacak programa göre optimize etmek mümkün. Hatta nVidia’nın profi ekran kartı çözümleriyle verilen 3DSMax, AutoaCAD gibi yazılımlar için ufak eklentiler, uygulamadaki kullanılmayan özellikleri kapatarak performansın artmasına imkan tanıyor. İstendiği takdirde de daha fazla kalite için programı modifiye etmek mümkün oluyor. Oyun kartlarında böyle bir sürücü desteğinin olmadığını dikkatli kullanıcıların hepsi bilecektir.



Bir diğer fark, WireFrame performansı. Özellikle 3D/DCC ve CAD/CAM ile uğraşanlar için WireFrame performansı çok önemli. WireFrame’i tel ve çizgi kafesler olarak tanımlamak mümkün. WireFrame’li obje döndürüldüğü zaman geometrik bilgilerin tekrar hesaplanma hızı oldukça önem taşır. Hatta profi ekran kartlarında hardware üzerinden 'Wireframe Anti-Aliasing' desteğinin olduğunu, bu desteğin oyun kartlarında olmadığını da vurgulamak gerekiyor.

OpenGL destekli oyunların hemen her zaman tam ekran çalıştırılmasına karşın, 3D Studio MAX, Maya gibi programların gerektiğinde birden çok pencerede aynı zamanda OpenGL destekli yürütülür. Bu önemli bir farktır. Sürücüler ile birlikte gelen “Unified Back/Depth Buffer” konsepti yardımıyla bellek optimizasyonu sağlanıyor ve birden fazla OpenGL penceresinde işlem yürütülmesini kolaylaştırıyor.

Söylediklerimizin yanı sıra bir de kalite problemleri var. Bir oyun kartı ile profesyonel tasarım ile uğraştığınızda dokularda bazı bozukluklarla karşılaşabilmeniz de mümkün oluyor. Bu, hem iş kaybı hem de zaman kaybı anlamına geliyor.

Kaynak:www.pclabs.gen.tr
Mesaj28.06.2008, 06:04 (UTC)    
Mesaj konusu:

BELLEK

Bilgisayarda Bulunan Bellek Türleri

Bilgisayarda bellek tipleri ROM, RAM, PROM, EPROM, EEPROM, Flash Memory, Önbellek olarak sayılabilir.

ROM BELLEK (Read Only Memory – Sadece Okunur Bellek): Programların kalıcı olarak durduğu sadece okunabilen bellek tipidir. Veri sadece ROM bellekten elde edilebilir. Hiçbir bilgi ROM belleğe yazılamaz. ROM yapımcı veya kullanıcı tarafından bir daha değiştirilmemek üzere konulan program komutlarını içerir. Örneğin BIOS ROM belleğe konulur. ROM bellek uçucu (non-volatile) değildir. Yani bilgisayar sisteminin enerjisi kesildiği zaman ROM’da depolanan bilgi kaybedilmez.

RAM BELLEK (Random Access Memory – Rasgele Erişimli Bellek): Çalışma şekli açısından oku/yaz belleği olarak da adlandırılır. Yani bu tür bellekler hem içeriğine bilgi yazmak hem de içeriğindeki bilgiyi okumak için tasarlanmıştır. Rasgele erişimli denmesinin sebebi belleğin herhangi bir yerinde bulunan verilere bir sıra takip edilmeksizin yani rasgele ve aynı sürede erişilmesidir. RAM’de saklanan bilgiler değiştirilebilir. RAM’deki bilgilere erişim, disk ya da disket sürücülerindeki erişimle karıştırılmayacak kadar hızlıdır.

Bellek sığası (kapasitesi) byte cinsinden ölçülür.

Byte; bellek ölçü birimidir, 8 bitten oluşur. Bit ise 1 ve 0 konumu alabilen en küçük hafıza birimidir. Bellek ölçüleri ise büyükten küçüğe doğru:

1 byte 8 Bit

1 Kilo Byte (KB) 1024 Byte

1 Mega Byte (MB) 1024 KB

1 Giga Byte (GB) 1024 MB

1 Tera Byte (TB) 1024 GB’dir

RAM bellekler DRAM (Dynamic RAM) ve SRAM (Statik RAM) olmak üzere iki çeşittir.

DRAM (Dynamic RAM)

Günümüz kişisel bilgisayarlarında kullanılan en popüler bellektir. Bu tür belleklerde bilgileri saklamak için elektrik yükleri kullanılır. Bilgisayarda bellek hücreleri bir kondansatör ve bir transistör ile temsil edilir. Tipik bir kondansatör aralarına yalıtkan madde olan bir çift madde olan plakadan ibarettir. Plakanın birine pozitif yük uygulandığında diğeri negatif olarak yüklenir. Plakaları ayıran yalıtkan zıt yüklerin bir birine karışmasını ya da bir birlerini nötrleştirmesini önler.

Bir kondansatör üzerindeki yük tek bitlik dijital bilgi saklayabilir. Yani kondansatör üzerinde yük var ise bit 1 değerini yoksa 0 değerini alır.

Teorikte kondansatörün plakaları arasındaki yükün sonsuza dek kalacağına inanılır. Oysa gerçekte hiçbir yalıtkan mükemmel değildir ve kondansatör üzerindeki yük zamanla boşalır. Bu yüzden yüklerin sönümlenmesini engellemek için kondansatörü periyodik olarak şarj eden devreler dinamik bellek yongalarına eklenmiştir. Bu devreler bilginin kaybolmasını önlemek için birkaç milisaniyede (50 ms) bir kondansatörleri yeniden şarj ederler. Böylece bellekteki bilgiler tazelenmiş olur.

Bu tip bellekler sürekli değişen yapısından ve periyodik olarak şarj edildiklerinden dolayı dinamik bellek adı verilmiştir. Dinamik bellekler diğer bellek türlerine göre daha ucuz olduğu için günümüz kişisel bilgisayarlarında kullanım ağırlığına sahiptir.

SRAM (Static RAM)

Statik RAM elektrik olduğu sürece içinde veri bitlerini saklayan bir RAM’dir. Hafıza hücrelerini temsil etmek için basit bir set/reset flip flop kullanılır. DRAM’lerden farklı olarak bilgilerin güncellenmesi gerekmemektedir. Bu da SRAM’leri hızlı yapan en önemli özelliktir. Buna karşılık pahalıdırlar. SRAM’ler genellikle bilgisayarın önbelleğinde kullanılırlar.

PROM (Programable Read Only Memory Programlanabilir Yalnızca okunur bellek)

PROM’un özellikleri temelde ROM’la aynıdır. Bir kez programlanır ve bir daha programı değiştirilemez ya da silinemez. Ancak Prom’un üstünlüğü yonganın fabrikada yapılırken programlanmak zorunda olmayışıdır. Herkes satın alabileceği PROM programlayıcısı ile amaca göre PROM’a bilgi yazılabilir.

EPROM (Erasable Programmable Read-Only Memory Silinebilir Yalnızca Okunur Bellek)



RAM’lerin elektrik kesildiğinde bilgileri koruyamaması ROM ve PROM’ların yalnızca bir kez programlanabilmeleri bazı uygulamalar için sorun yaratmıştır. Bu sorunların üstesinden gelmek için teknoloji devreye girmiş ve EPROM’lar ortaya çıkmıştır. EPROM programlayıcı aygıt yardımı ile bir EPROM defalarca programlanabilir, silinebilir. EPROM programlayıcı, EPROM’un üzerindeki kodlanmış programı mor ötesi ışınlar göndererek siler. Yonganın üzerindeki pencere, parlak güneş ışığı EPROM’u kolayca silebileceğinden, programlama işleminden sonra EPROM’un üzeri bir bantla kapatılır.

Çok yönlülükleri, kalıcı bellek özellikleri ve kolayca yeniden programlanabilirlikleri, EPROM’u kişisel bilgisayarlarda sıkça kullanılır bir konuma getirmiştir. EPROM’un sık rastlanan pratik uygulamalarından biri de dışarıdan gelen yazıcı ve bilgisayarlara Türkçe karakter seti eklemektir.

EEPROM (Electrically Erasable Read Only Memory Elektiksel olarak silinebilen programlanabilen Yalnızca okunur bellek) ve FLASH MEMORY

Bu bellek türünde bilgilerin yazılması için ve silinmesi için normal elektrik voltajı uygulanır. Diğer ROM türlerinde olduğu gibi içerdiği veriyi elektrik kesilse de saklar. Gene bütün ROM türlerinde olduğu gibi RAM bellek kadar hızlı değildir. Bu tür belleklerin bir kullanımın sınırı vardır. Bu tür bellekler üzerine bilgiler yüzlerce ya da binlerce kere yazılabilir. EEPROM’un özel bir uygulaması FLASH MEMORY’dir. Aralarındaki en önemli fark ise EEPROM’a bilgilerin byte byte yazılması FLASH’lara ise bilgilerin sabit bloklar halinde yazılmasıdır. Bu sabit bloklar 512 bytedan 256 KB’a kadar olan bir aralıkta değişir. Bu sabit bloklar halinde yazılma özelliği FLASH MEMORY’i EEPROM’a daha hızlı yapmıştır. EEPROMlarda olduğu gibi FLASH MEMORY’nin de bir yaşam süresi vardır. Bu 100.000’den 300.000 kez yazmaya kadar değişebilir.

Ön Bellek (Cache Memory)



Günümüz bilgisayarlarında hızı belirleyen en önemli faktörlerden bir tanesi de Ön bellek kullanımıdır. Günümüzde veri okuması yazması ve işlenmesi yapılan çoğu bilgisayar elemanında bulunur. Önbellek aslında SRAMlerden oluşmuş bellek topluluğudur. Çalışma şekli ise işlenecek olan bilgiyi alınmak istendiğinde ilk defa buraya uğranmasıdır. Ön belleğin kullanım amacı işlenecek olan bilgi işlemeden önce buraya getirilerek bilgilerin işlenmeye hazır hale getirilmesidir. Genellikte Mikro işlemcilerde kullanılır ve mikro işlemcinin hızını belirleyen en önemli faktörlerden birisidir. Normalde işlenecek bilgilerin hepsi bilgisayarın ANA BELLEĞİN (RAM) ’de bulunur. İşlemci verileri işlemek için yol sistemleri ile ANA BELLEĞE gidecek ve oradan işleyeceği bilgiyi alacak ve işleyecektir. Ne ANA BELLEĞİN ne de yolların hızı işlemcinin hızına yetişemez. Bu yüzden işlemcinin her veri işleme ihtiyacında ANA BELLEĞE gitmesi zaman kaybına yol açacaktır ve işlemci yeteri kadar verimli kullanılmayacaktır. İşte bu yavaşlığı önlemek için önbellekler kullanılır. Önbellek işlemcinin yakınındadır ve işlemci ile aynı hızda veya işlemcinin yarı hızında çalışır. İşlemci işleyeceği veriyi ilk önce Önbellekte arar. Eğer önbellekte bulmaz ise ANA BELLEĞE gider. İşlenecek bilgiler ise İşlemciye gelmeden önce önbelleğe gelir. İki seviye ön bellek bulunmaktadır. Bunlar L1 (Level 1) ve L2 (Level 2)’dir. L1 işlemciye an yakın olan ve işlenmesi en muhtemel verilerin bulunduğu ebatça daha küçük önbellektir. L1 önbelleğin boyutu işlemci türüne göre 8 KB, 16 KB, 32 KB ve 128 KB boyutlarında olabilir. İşlemci ile aynı hızda çalışır. L2 önbellekler ise işlemciye daha uzak ve ebatça daha büyük belleklerdir. Boyutları gene işlemci türüne göre 128 KB, 256 KB ve 512 KB olabilir. Genellikle işlemci ile aynı hızda işlemcinin yarı ve 1/3 hızında çalışırlar. Önbelleğin bu yararlarından faydalanılarak Sabit Disk, CD-ROM okuyucu, CD Yazıcı gibi diğer aygıtlarda da kullanılmaya başlanmıştır.
BIOS’un Görevini Açıklama

BIOS her PC’de bulunan bilgisayarımızın donanım özelliklerini denetleyen, işletim sisteminden bağımsız bir yazılımdır. BIOS’un açılımı “Basic Input/Output System”, yani “Temel Giriş/Çıkış sistemidir”. Anakartımız üzerinde bir bellek yongası üzerinde yer alan bu yazılım, henüz sabit diskimize erişmeden bilgisayarımızın yapabileceklerini belirler. PC’ler BIOS, klavyeyi, monitör ekranındaki görüntüyü, disk ve disket sürücüleri, seri bağlantıları denetlemek ve donanımla ilgili pek çok işlevi yerine getirmek için gerekli kodları içerir. PC’nizi kapasanız da BIOS yongasında bu bilgiler silinmez. BIOS’un bir diğer temel görevi ise; ön başlatmayı sağlamak yani bilgisayarı ilk açan program BIOS’tur. BIOS bilgisayarı açtıktan, temel bilgisayar donanımı ile ilgili kontrolleri yaptıktan sonra görevi işletim sistemine devreder. Ayrıca BIOS İşletim sistemi ile donanım arasında aracılık yapar.

Birkaç yıl önceki PC’lerde BIOS anakart üzerindeki bir ROM yongası üzerinde yüklü idi. Bu yüzden de sık sık ROM BIOS olarak anılır. Böylece BIOS sabit diskteki hatalardan etkilenmez, herhangi bir hataya olanak tanımazdı. Son yıllarda ise bir PC’ye bağlanabilen aygıtlar arttıkça, donanım aygıtları karmaşıklaştıkça, anakartlarda bazı BIOS kökenli uyumsuzluklar ortaya çıkmaya başladı ve BIOS’ un güncellenmesi gereği doğdu. Yeni PC’lerdeki flash BIOS’lar güncellenebilme özelliğine sahiptirler. Böylece BIOS yazılımı buglardan (hata) arındırılmış ya da belirli sorunların giderilebildiği daha yeni bir sürüme yükseltilebiliyor. Bu tür BIOS lar EEPROM bellek yongası üzerine kaydedilirler. Diğer yandan winCIH gibi bazı yeni virüsler, sabit diskteki dosyalara zarar vermekle kalmayıp BIOS’un güncellenme özelliğini istismar ederek BIOS’u silebilmektedir. Bu tür sorunlar teknik servislerde BIOS yazılımı yüklemesi veya BIOS değişimi ile giderilebilmektedir.

BIOS’lar çok az standarttadır. Bu yüzden her PC birbirine benzer özellikler taşır. Ama elbette farklı BIOS türleri olduğu gibi anakart üzerinde farklı BIOS türleri olabildiği gibi farklı özellikler içeren BIOS’lar da olabilir. BIOS’ların en yaygını Award BIOS’tur. Award firması tarafından geliştirilen Award BIOS’un yanında, anakartların artık %5-6’sında kullanılan AMI BIOS, bazı yabancı markalı bilgisayarlarda bulunan Phoneix BIOS gibi BIOS türleri de vardır.
Mesaj28.06.2008, 09:29 (UTC)    
Mesaj konusu:

Teşekkürler..
Mesaj28.06.2008, 16:36 (UTC)    
Mesaj konusu:

leonn2435 yazmış:
Teşekkürler..


rica ederim ...
Mesaj29.06.2008, 10:30 (UTC)    
Mesaj konusu:

Disket Sürücü

Floppy Disk’in görevini Açıklama

Floppy disk taşınabilir bir saklama ortamıdır. Çalışma şekli açlısından sabit disklere benzerler. Plastik esnek bir plaka üzerine konulmuş mıknatıslanabilen elementler ve bu manyetik ortamı koruyan bir plastikten oluşmaktadır. Veriler gene mıknatıslanma esasına göre saklanırlar. Çeşitli ebatlarda ve boyutlarda disketler bulunmaktadır. Ama günümüzde artık ebat olarak sadece bir tip disket bulunmaktadır. 3.5” ebatında olan bu disket iki çeşittir. İlk’ine çift yüzlü çift yoğunluklu ( Double side Double density - DD) disket denilmektedir ve 720 KB’ a kadar veri saklayabilmektedir. İkincisine ise çift yüzlü yüksek yoğunluklu (Double Side High density - HD ) denilmektedir. Bu disketi saklayabileceği veri miktarı 1.44 MB’dır. Bu disketlerin boyutları şöyle hesaplanmaktadır:

DD bir diskette 80 tane iz bulunmaktadır. Her izde 9 tane sektör bulunmaktadır. Her bir sektörün alabileceği veri miktarı 512 bytetır. Ve disketin iki yüzü de kullanılır. Buna göre; 80*9*512*2 = 712 KB disketin boyutudur.

HD bir diskette ise 80 tane iz bulunur. Her izde 18 tane sektör bulunur. Her bir sektörün alabileceği veri miktarı 512 bytedır. Disketin her iki yüzü de kullanılmaktadır. Buna göre; 80*18*512*2 = 1.44 MB eder.

Disket sürücü diskete veri yazmak ve disketten okumak için kullanılır. Yapısında okuma yazma kafası adım motoru ve normal bir dairesel motor vardır. Disket dakikada 300 ya da 360 devirle döner. Bu yüzden disket sürücüler yavaştırlar.
Mesaj30.06.2008, 07:33 (UTC)    
Mesaj konusu:

İŞLEMCİ

İşlemcinin Çalışma sürecini, İşlemci türlerini ve aralarındaki farkları söyleme

Mikroişlemci Bilgisayarın Merkezi İşlem birimi olarak çalışan büyük ölçekli ya da çok büyük ölçekli devrelerdir. Mikroişlemci entegre devresi, yazılan programları meydana getiren makine kodlarını yorumlamak ve yerine getirmek için gerekli olan tüm mantıksal devreleri içerir.

Bir mikoişlemci temel olarak iki bölümden oluşur.

Kontrol Birimi: Bilgisayara diğer ünitelerin ne yapması gerektiğini bildiren kısımdır. Böylece bilgisayarı yönlendirerek programda verilen emirlerin eksiksiz olarak yapılamasını, gerekli bilgilerin belleğe yerleştirilip alınmasını ve yapılan işlemlerin kontrolünü sağlar.

Aritmetik-Mantık Birimi (ALU): Tüm mantıksal ve matematiksel işlemlerin yapıldığı kısımdır. Bilgisayarda yapılan dört işlem, üs alma gibi aritmetiksel işlemlerle küçük, büyük , küçük eşit, büyük eşit gibi mantıksal işlemlerde bu bölümün mantık devrelerinde yapılır.

Mikroişlemcinin hızı saniyede yapılan işlem ile ölçülür. Hız ölçü birimi olarak Megahertz (MHZ) kullanılır.

Günümüzde kullanılan mikroişlemciler MOTOROLA, INTEL,AMD ve CYRIX’dir. Bunlardan motorola özel amaçlı bilgisayarlarda kullanılan bir İşlemcidir. Apple’ın çıkardığı POWER PC makinalarında kullanılmaktadır. Masaüstü bilgisayarlarda ise INTEL, AMD ve CYRIX kullanılmaktadır. Bunlardan piyasayı elinde bulunduran ise INTEL’dir. Cyrix çıkardığı birkaç işlemci türünden sonra artık işlemci üretmemeye başlamışlardır. AMD ise şuan INTEL ile büyük bir yarış içerisindedir. Son çıkardığı işlemcilerin bazı testlerde INTEL’i geçtiği olmuştur.

Intel’in çıkardığı işlemciler teknolojik sıralamaya göre 8088,8086, 80286, 80386, 80486, Pentium, Pentium Pro, Pentium MMX, Pentium II, Pentium Celeron ve Pentium III’dür.

8086 mikro işlemci 20 bit ile bellek adresleyebilen 20 bitlik adres yolu kullanan bir mikroişlemcidir. 8086 bir mikroişlemci 1 MB’lık (220) bellek adresleyebilir.

8088 mikro işlemci, 16 bit üzerinden işlem yapan veri yolu 8 bit olan bir mikro işlemcidir.

80286 Mikro işlemci, adres yolu 20 bit iç ve dış veri yolu 16 bit ve 16 MB’a kadar belleği doğrudan adresleyebilirler.

80386 Mikro işlemci, SX ve DX olarak piyasaya sürülen 386 işlemcilerin adres yolu 32 bit olup 4 GB’lık ana bellek adresleyebilir. SX işlemcinin dış veri yolu 16, iç veri yolu 32 bittir. Saat hızı 16-33 Mhz’dir. DX işlemcisinin hem iç hem de dış veri yolu 32 bit saat hızı 33-40 MHZ’dir.

80486 Mikro işlemci, iç ve dış adres yolu 32 bit olup 4 GB adresleyebilen bir mikro işlemcidir. Saat hızları 25 ile 100 Mhz arasında olan çeşitleri vardır. SX modelinde matematik işlemci yoktur. DX ve DX2 modellerinde matematik işlemci olup işlemcinin içinde 4 KB veri ve 4 KB komut önbelleği vardır.

Pentium Mikro işlemci, Intel firmasının 1994 yılında piyasaya sürdüğü 32 bitlik iç 64 bitlik dış veri yolu kullanan, adres yolu 64 bit olan mikro işlemcidir. 8 KB veri 8KB komut olmak üzere toplam 16 KB’lık önbelleği vardır. Saat hızı 66 ile 200 MHz arasında değişmektedir.Pentium işlemcide 3.1 milyon tane transistör vardır.

Pentium Pro mikroişlemcide Pentium işlemciye ek olarak 256 KB’lık bir L2 ön bellek vardır. Bu işlemlerinde ona hız kazandırmıştır. Saat frekansları 166 ile 200 arsında değişmektedir. 5.5 milyon transistör barındırır.

Pentium MMX (MultiMedia eXtension) Eski pentium işlemcilere göre 1.5 kat daha fazla transfer içeren ve pentium işlemcilerle tamamen uyumlu uyum olan işlemcilerdir. Pentium MMX işlemcilerin 166, 200 ve 233 MHZ hızıında çalışan modelleri vardır. Bu işlemci multimedya (çoklu ortam yazılımları, oyunlar, MPEG gibi grafik tabanlı yazılımlar) uygulamaları için özel komutlar içerir. Ayrıca pentiumlar 16 KB olan önbellek miktarı MMX’de 32 KB’a çıkarılmıştır.

Pentium II Pentium pro işlemcisi ile MMX işlemcisinin birleşimi ile 1997 de orta çıkarıldı. 233,266,300,400 ve 450 MHZ saat hızında çalışan işlemcilerdir. Bu işlerin diğerlerinden farkı SEC (single Edge Contact) adı verilen genişleme yuvalarına (slot) takılan bir işlemcidir. İşlemci anakart üzerindeki Slot-1 adı verilen özel yuvaya takılır. Pentium II işlemcilerde 32 KB’lık bir L1 önbellek ve 512 KB’lık L2 önbellek içerir.

Pentium Celeron Pentium II işlemcilerinin pahalı olması nedeniyle çıkarılan Pentium II işlemcinin ucuz sürümüdür. Aralarındaki temel fark 512 L2 önbelleğinin Pentium Celeron işlemcilerde olmamasıydı. Fakat L2 önbelleğinin olmaması büyük performans düşüklüklerine yol açtığından sonraki sürümlerinde 128 KB’lık bir önbellek konuldu.

Pentium III Pentium III’le birlikte 3-D, konuşma tanıma, video ve ses uygulamalarını destekleyen 70 tane komut eklenmiştir. Bununla birlik yeni komut seti SIMD (single Insruction Multiple Data)’ komutlarını desteklemektedir. Bu komutlar bir komut ile çoklu hafıza bölgelerindeki verilerin eş zamanlı olarak düzenlenmesine izin vermektedir. PIII’ler 800 Mhz’e kadar saat hızı sunmaktadır. Pentium III’lerin ilk çıktığında 32 KB’lık L1 512 KB’lık L2 önbellekleri vardı. Fakat 128 KB’lık L1 ve 512 KB’lık L2 önbelleğine sahip AMD’nin Athlon işlemcisi testlerde Pentium III’ü geçince Pentium III işlemcisini yeniledi. Yeni çıkan işlemcisinde L2 önbellek miktarını 256 KB’a düşürdü fakat bu önbellek işlemci ile aynı hızda çalışmakta idi. Bir önceki PIII’de ise L2 önbellek işlemcinin yarı hızında çalışmakta idi.

Pentium IV Yapım Aşamasındadır.

İşlemcilerle ilgili bir yazı hazırladığımız zaman, başlangıç olarak genelde "İşlemci hızları, aldı başını gidiyor." şeklinde başlar. Bu sefer bu cümle ile başlamayalım ne dersiniz?

Yeni bir sistem olşutururken, sistem hızının sadece işlemci hızına bağlı olmadığını uzun zamandır vurguluyoruz. Tamam, işlemci hızı elbette ki önemlidir fakat, 1 GHz'lik bir işlemcili bir sisteme 64 Mb bellek ve 5400 devir dönen bir disk takmak tabii ki saçmalık. Bu sistemin karşısına dikeceğiniz, 7200 devir diske sahip 128 MB bellekli, 600 MHz'lik işlemciye sahip bir bilgisayar, o 64 MB bellekli 1 GHz'lik işlemciye sahip bilgisayardan kat kat daha hızlı çalışır.

Biliyorsunuz, son zamanlarda overclocking olayı ciddi seviyede arttı ve hemen hemen her kullanıcı, kendi sisteminde kullandığı "bazı" parçaları overclock ederek, daha fazla performans elde etmeye çalışıyor. Bu konuya yeni olanlar için "Overclock" kavramını kısaca özetlemek, sanırım, yerinde bir davranış olacaktır.

Overclock, "Bir parçayı sahip olduğu hızdan daha yüksek hızlarda çalışmaya zorlamak" şeklinde özetlenebilecek bir kavram. Örnek mi? Mesela, ben elimde bulunan 600 MHz'lik işlemcimi, birazcık kurcalayarak 650 MHz'de çalıştırdım. İşte bu overclock işlemi. Ekran Kartımın bellekleri 166 MHz'de çalışıyor. Ama ben bunları, birazcık ayar ile 200 MHz'de kullanıyorum. İşte bu overclock işlemi. Overclock lafı, İngilizce bir kelime olduğundan, birazcık bizlere ters geliyor. Ama "Overclock" lafına karşılık gelen doğru düzgün bir Türkçe kelime benim aklıma gelmiyor.

Overclocking, Ama Neden?

Yazının giriş bölümünde birazcık laf çıtlattık. Eğer sistem alt yapsı zaten güçlü ise neden overclock işlemine ihtiyaç duyalım? Ya da overclock işlemi ile ne kadar performans artışı elde edebileceğim? gibi bin bir türlü soru akla geliyor.

Öncelikle, kullanıcıları overclock işlemini, performans artışı elde etmek için yapıyorlar. Esas amaç bu. Ama etrafınıza dikkatlice baktığınıza bir kaç ilginç noktaya rastlayacaksınız. "Yaramaz" olarak nitelendirdiğimiz kullanıcı kesimini ilk başta hedef olarak alalım. Bu arkadaşların bir çoğu, işlemcilerini tam anlamıyla kullanmadığı halde overclock olayına girişiyorlar. Mesela, günlük olarak her sabah bilgisayarını açan, internete bağlanan, maillerini kontrol eden, haber okuyan birisi için overclocking işlemi gereksizdir. Zaten işlemcini tam gücüyle kullanmıyorsun. Ne gerek var şimdi overclock işlemine? Bu tür bir sistemde, diskin hızlı olması ve bellek miktarının yüksek olması tercih sebebidir. Şimdi, bu kullanıcının neden overclock işlemine giriştiğine bakalım. Mesela, bu arkadaş, 600 MHz'lik işlemcisini overclock ederek 800 MHz'de çalışıtırıyor.

Birincisi, bu adam 600 MHz'lik işlemciyi, 800 MHz'lik işlemciden 50$ ucuza almış olsun. İşlemcisini 800 MHz'e getirerek, 50$ ucuza 800 MHz'lik işlemci almış olmak istemesi. İkincisi ise, psikolojik bir şey. Arkadaşlarına, benim 600 MHz'lik işlemcim var yerine, 800 MHz'lik işlemcim var demek daha övünç verici bir şey olsa gerek? Daha yüksek hızlara ulaşmak isteği...

Şimdi, temas etmek istediğim konuya geçelim.

Zaten, işlemcinizi tam anlamıyla zorlayan birisi değilseniz, overclock işlemine hiç girişmeyin bile. Ama, sabah akşam oyun oynuyorum, animasyon ve resimlerle bol bol uğraşıyorum, DVD izliyorum, DivX gibi encoding işlemleri yaparak zaten bilgisayarın canını okuyan işlemler yapıyorum derseniz, overclock yapın. Overclock ile esas olan amaç nedir? Daha fazla performans artışı elde etmek. Eğer işlemcinizi sonuna kadar kullanmayan birisi değilseniz, overclock ile esas amaç olan performans artışını hissetmeyeceksiniz. Boşu boşuna riske gireceksiniz. Ama, bilgisayarı sabah akşam render işlemine bırakan birisiyseniz, render işleminin toplamda 10 dakika kısa sürmesi bile oldukça önemliyse, ki oldukça önemlidir, overclock olayına girişmeniz mantıklı.

Dolayısı ile, uzun lafın kısası, overclock işlemini, gerekiyorsa yapın. Burada bir önemli noktayı belirtmeden geçmeyelim. Performans artışı esas amaç ama %2-3'lük farkları hissetmek zor. Eğer overclock işlemi ile sonuçta elinize en az %5-10'luk performans artışı geçiyorsa, overclocking işlemi mantıklıdır.

Intel İşlemcilerde Overclock Olayı Tamam ama AMD İşlemcilerde Durum Ne Vaziyettedir?

Biliyorsunuz, geçtiğimiz günlerde yayınladığımız "AMD Duron ile Intel Celeron Karşı Karşıya" adlı yazımızda, AMD'nin performans bakımından oldukça önde olduğunu vurgulamıştık. Yazımızjn sonlarına doğru, AMD'nin Overclock potansiyelinde de, rakibi olan Intel'i geçtiğinden bahsetmiştik. Ama nasıl? Anlatalım.

Biliyorsunuz, işlemciler hızını belirlerken iki parametre vardır. Bunlar:
- Sistem veriyolu hızı (FSB)
- İşlemci çarpanı

Bu iki değer, işlemcinin hızını belirliyor. Bu iki değerin çarpımı, bizze işlemcinin hızını veriyor. Örneğin:
İşlemcinin sistem veriyolu hızı 100 MHz olsun. Çarpanı ise 8 olsun: 100x8= 800 MHz. Bu işlemcinin hızı. Olayı anladınız sanırım.

Günümüzdeki işlemcilerin hepsinin çarpanı kilitli olarak geliyor. Yani P-III 800'ün çarpanı 8 ve bunu kesinlikle değiştiremiyorsunuz. Örneğin, 100 MHz'lik P-III 800 işlemciyi overclock etmek istediğinizde, yapacağınız tek yol var: Çarpan nasıl olsa kilitli, işlemci hızını arttırmak için FSB hızıyla oynamak gerekiyor. Normalde, çarpanı arttırmak, overclocking işlemi açısından daha sağlıklı. FSB hızını arttırdığınızda, bellek hızı, AGP hızı gibi kavramların hızı da değiştiğinden pür dikkat etmek gerekiyor. Yani işten tam anlamayan bir kullanıcı, böyle bir olayın içine girse, kafası allak bullak olacak.

Güncel AMD işlemcilerinin de çarpanı kilitli olarak geliyor. Ama AMD, bize bu konuda açık bir nokta bırakmış. İşlemci çarpanını, bir kaç ufak müdahele ile kırabilmemiz mümkün. Böylece işlemci çarpanı serbest kalıyor ve işlemcinin *izin* verdiği maksimum hıza kadar çıkabilmemiz daha kolay oluyor. Örneğin, Duron 600 MHZ işlemcisinin değerleri 6x100 iken, 800 MHz'de (8x100) hiç sorun olmadan çalıştırabilmeniz mümkün. Bunun ayrıntısına gireceğiz birazdan, ben sadece örnek vermek istedim.

Peki ya çarpanı kırmazsak? AMD işlemcileri bildiğiniz gibi EV6 sistem yolu sistemiyle çalışıyor. Yani, normalde 100 MHz olan FSB hızı, AMD işlemcileri tarafından 200 MHz olarak kullanılıyor. Bu olay, DDR belleklerden alışık olduğumuz, bir saat darbesinin hem yükselen hem de alçan taraflarından veri okunabilmesiyle mümkün oluyor. Böylece, 100 MHz olan hız, efektif olarak 200 MHz olarak kullanılıyor. Şimdi vurgulamak istediğimiz noktaya gelelim. Piyasada, - Türkiye için - şu anda AMD işlemcileri kullanabileceğiz çok az sayıda KT133 çipsetli anakartlar var. KT133 çipsetli anakartlar ile, işemcinizi overclock etmek istediğinizde 110 MHz FSB'den sonra stabilite sorunları başlıyor. VIA, yeni çıkardığı KT133A çipseti ile 140 MHz'e kadar sorunsuz çıkabiliyorsunuz ama bu çipseti taşıyan boardların henüz Tükiyeye gelmediğini ve gelmesinin de uzun zaman aldığını düşünürseniz, AMD işlemciler ile kullanabileceğimiz anakartlar KT133 çipsetli olmak zorunda. Ve, - esas temas etmek istediğimiz nokta - AMD işlemciniz var ise ve gerçekten işlemcinizi overclock etmek istiyorsanız, işlemci çarpan kilidini kırmanız gerkiyor. Aksi takdirde, overclock işleminin çok zor olacağını belirtmek gerekiyor. Mesela, normal 6x100=600 MHz'de çalışan AMD Duron işlemcimizin çarpanını kırmazsak, KT133 çipsetli anakartta alabileceğimiz maksimum değer yaklaşık 110x6= 660 MHz olur, ki uğraşmaya değmez.

Önemli NOT: AMD işlemcilerin çarpanı normalde kilitli olarak geldiğinden, ilk başlarda AMD işlemcilerin çarpanını değiştirebilen anakartlar üretilmemişti. Fakat, daha sonralardan anakart üreticileri, AMD işlemcilerin çarpanını değiştirebilme yeteneği olan anakartlarını üretti. Bu sayede, eğer sahip olduğunuz Soket-A yapıdaki AMD işlemcinizin çarpanını kırdığınızda, anakart üzerinden bu çarpanı değiştirebiliyorsunuz. Bu özelliğie sahip olmayan anakartlarda ise, işlemcinin çarpanını kırsanız bile işlemci normal hızında çalışmaya devam ediyor.

AMD İşlemcilerde Çarpanı Kırma İşlemi

Birazcıkta teorik bilgi verirsek sanırım iyi olacak. AMD işlemcilerde, işlemcinin çarpanının belirlenebilmesi için, iki farklı sinyal kullanılıyor. Bunlardan birincisi, 4 bit'lik sinyal olan FID, çarpanı anakart çipsetine; bir diğer 4 bit'lik sinyal olan BP_FID ile de işlemci çerkirdeğine çarpan bilgisi gönderiliyor. Dolayısı ile, bilgisayar açıldıktan sonra olacak olayları az çok kestirmek mümkün. Bilgisayar açıldığı anda, BIOS'a çarpan bilgilerini "FID" verirken, işlemci çekirdeğine de BP_FID veriyor. Dolayısı ile, eğer farklı farklı değerler iletilirse, senkronizasyon sorunu olacağından işlemci çalışmayacaktır.

Bir diğer önemli nokta ise, bu sinyallerin işlemci üzerinde bulunan bir kaç köprü ile kontrol ediliyor olması. Bu köprülerden bizim için lazım olan L1 köprüsü. L1 köprüsündeki ayaklıkları birleştirerek, çarpanın kırılmasını ve çarpanın anakart tarafından ayarlanabilir duruma gelmesini sağlıyoruz. Çarpan ayarına imkan tanımayan anakartlarda ise, işlemci bilgileri işlemci çekirdeğinden okunmaya devam ediyor. Peki, bu sinyalleri kontrol eden köprüler neden işlemci içerisine değil de, işlemci dışına konuldu? AMD, bu konuda bir açıklama getiriyor ve eğer bu ayaklıkları işlemci çekirdeği içine alırsak, maliyet çok yükseliyor diyor. Ne kadar doğru bilemeyiz elbette.

Soket-A yapıdaki AMD işlemciler ilk çıktıklarında, çarpan kilitsiz olarak geliyordu. Çarpan kilitsiz olarak gelen Soket-A yapıdaki AMD işlemcimizin üzerindeki L1 köprüsüne bakalım:

Şimdi ise, çarpanı kilitli olarak gelen Soket-A yapıdaki AMD işlemcimize bakalım:

L1 köprüsündeki atkılar, sanırım bir laser ile bir birine temas ettirilmesi engellenmiş. Dolayısı ile, kilidi açmak için bu ayakları tekrar birleştirmek yeterli olacak. Ama nasıl?

L1 Ayaklarını Nasıl Birleştiririm?

Bu işin meraklısı, zaten bizden önce yabancı test sitelerine gidip bu konuyla ilgili yazıları okumuşlardır ve nelerin gerektiğini az çok biliyorlardır. Biz bu ayaklıkları birleştirme metodlarını tartışalım.

Ayaklıkları birleştirmek için, 2-3 metod bulunuyor. Bunlar:

- Lehimleme
- İletken Kalem ile birleştirme
- Kurşun Kalem ile birleştirme

Lehimleme metodunu hemen es geçiyorum. Çünkü uygulaması oldukça zor, tehlikeli ve işlemcinizi garanti dışı bırakan bir olay.

Geriye iki yöntem kalıyor. Elektronikçi arkadaşlar bilirler, bir PCB üzerinde iletken yollarda kopukluk olursa, Conductive Pen (Gümüş tabanlı İletken Kalem) ile bu kopuklukları düzeltebiliyorlardı. Her ne kadar telaffuz etmesi kolay olsa da, ülkemizde çok zor bulabileceğiniz aletlerden. Bir kaç arkadaş, bu kalemlerden gördüğünü söylemişti ama ben halen Türkiye'den gümüş tabanlı iletken yol yapıcı kalem alan birisini görmedim.

Bizim üzerinde duracağımız metod, "Kurşun Kalem" metodu. Bu metodun üzerinde durmamızın sebebi, gereken malzemenin bulunabilmesinin oldukça kolay olması, hata olsa bile düzeltilebilir olması.

Kurşun Kalem Metodu için Gerekli Malzemeler

- 0.5 mm HB uca sahip kalem
- Çok yumuşak silgi (Dağılabilen dilgilerden olması lazım) (Hata olursa)
- Selebant

Kalem ile çizme işine başlamadan önce dikkat etmeniz gereken bir kaç şey var. Kurşun Kalem ile L1 ayaklarını çizerken, ayakların birbirine temas etmemesi gerekiyor:


Olması gereken bu.


Yukarıda, L1 köprülerini doğru şekilde nasıl birleştirilmesi gerektiğini, kendi çizdiğim resim ile gösterdim.

Aşağıda ise, yapılacak muhtemel bir hatanın resmini gösteriyorum:


Olmadı!

Evet, olmadı. Silgi, burada işimize yarıyor. Hata yapmam demeyin. Çünkü bu ayaklılar, görüldüğünden çok daha ufak. Kurşun kalem ile "karalama" işlemini yaparken pür dikkat etmek lazım. Aşağıda, "Kurşun Kalem Metoduyla" başarıyla karalanmış L1 köprüsünü görüyorsunuz.

Kurşun kalem nasıl oluyorda iletken oluyor derseniz, içinde grafit olduğunu söylersek sanırım itirazınız kalmaz.

Bu metodun en kötü tarafı, uzun ömürlü olmayışı. Çünkü,bildiğiniz gibi kurşun kalem ile karaladınız yerler kolayca silinebilir. Yaptığımız işlemin uzun ömürlü olması için, ufak ve ince bir selebant parçasını, L1 köprüsünü üzerine yapıştırın. İşlem bitmiştir.

Olay bu kadar. Eliniz kurşun kalem tutmayı biliyorsa, kilidi kırabilirsiniz demektir. Ama biraz dikkatli olmak lazım.

Overclocking Analizleri

Tabii, çarpan kırmayı anlatarak sizleri yarı yolda bırakmak olmaz. Kendi kullandığım Duron 600 ile yaşadığım overclock deneyimlerini, çıktığım maksimum stabil hızları, overclock ile elde ettiğim performans kazancını ve dikkat edilmesi gerek hususları size aktarmaya çalışayım.
Test Sistemi

- Abit KT7A-RAID (BIOS Ver.: WW)
- Duron 600 (AKBA0032XPBW)
- 128 MB Kingston PC133 SDRAM
- Quantum FireBall AS - 20 GB, 7200 rpm
- Leadtek Geforce2MX
- Samsung 8X DVD (SD-608)
- Elan Vital Bakır Alaşımlı Fan


- Windows2000 SP1
- DirectX 8.0
- Detonator 6.18
- VIA AGP 4.04 AGP Sürücüsü
- Quake 3 Arena
- Winbench 99 Ver. 1.0
- Winstone 99 Ver. 1.3

Kendime Duron 600 işlemci aldıktan sonra, bir arkadaşa da Duron 600 işlemci aldık. Benim işlemci biraz voltaj iteklemesi ile 1 GHz'de sorunsuz çalışırken, arkadaşa aldığımız işlemci ile şu anda 850 MHz'in (8.5x100) üzerine çıkamıyoruz. Fakat ben bu hıza, işlemciyi ilk aldığım gün çıkmadım.

İşlemciyi ilk aldığımda, 900 MHz'de bile stabilite sorunları oluyordu. Ben de bu işlemciyi yaklaşık 1 ay boyunca normal kendi hızında çalıştırdım. Daha sonraki denemelerimde, artık 950 MHz'de bile boot etmeyen işlemci, 1 GHz'de sorunsuz çalışıyordu. İşlemciyi kullandıkça açtık mı ne?

Bu konuda başka bir örnek vereyim. Yine bir arkadaşta, Celeron 500 + Asus P3V4X'den oluşan bir sistem var. Sistemi arkadaşa ilk aldığımız ay, FSB hızını 75 MHz'e bile çıkartamıyoruduk. BIOS ekranında kilitleniyordu sistem. Sistemde hiç bir parça değişikliği yapmadan, bu sistem 1 ay süreyle normal hızına kullanıldı. Sonra bir kaç deneme yapalım dediğimizde, işlemci artık 83 MHz'de çok stabil çalışmaya başladı.

Demek istediğim, biraz saçma gelebilir ama, aldığınız işlemci hemen ilk başta tam potansiyeliyle overclock olmayabilir. 1-2 hafta işlemciyi biraz kullandıktan sonra tekrar deneme yapmakta fayda var diye düşünüyorum.

Her neyse, esas konumuza geçelim: Duron ile Overclock işlemleri. Şunu belirtmeliyim ki, alacağınız Duron 600 işlemci ( eğer bulabilirseniz ), 850 MHz'e kadar sorunsuz. Ondan sonrası, işlemcinin overclock potansiyeline bağlı. Unutmayın, her işlemcinin overclock potansiyeli aynı değil. Yani, ben 32. hafta üretimi olan Duron 600 işlemciyi 1 GHz'de sorunsuz çalıştırabiliyorum ama, her 32. hafta üretimi olan Duron 600 işlemciler veya her Duron 600 işlemci, 1 GHz'de çalışacak diye bir kaide yok. Şans, şans, şans.. Tabii ben konuda biraz şanslıyım. İlk başta, sahip olduğum Celeron 300A işlemcim, 512 MHz 'de (112x4.5); Celeron 366 işlemcim 550 MHz'de (100x5.5) çok uzun süreler sorunsuz çalışmıştı. Daha sonra AMD'ye geçtim işte.

Peki, bu saatten sonra Duron 600 işlemci bulabilecek miyiz? Hayır. Çok zor. Biliyorsunuz, sizlere daha önce AMD'nin Türkiyede ki durumundan bahsettim. Duron 700, Duron 750, Duron 800 işlemcilerini ise bulmanız mümkün. Bu işlemcileri nereden alacağınızı bilmiyorsanız, bana mail atın. Size yardımcı olmaya çalışırım. Peki, bu alacağımız 700 - 750 - 800 MHz hızındaki Duron işlemciler tahmini overclock potansiyelleri ne olur? Bir tablo ile bunu gösterelim:

Sorunsuz olarak çıkabileceğiniz tahmini MHz aralığı
Duron 600
800-1000 MHz
Duron 700
850-1000 MHz
Duron 750
850-1000 MHz
Duron 800
950-1100 MHz

Unutmayın, bunlar tahmini değerler. Yukarıda belirttiğimiz en düşük değerlere zaten çıkarsınız, o sorun olmayacaktır. Fakat belirttiğimiz aralıklarda çalışma şansı, işlemcinin hangi haftada üretildiğine, çıktığı fabrikaya bağlı olarak değişiklik gösteriyor.

Overclock Yaparken Dikkat Edilmesi Gerek Noktalar

Overclock olayına biraz yatkın olanlar, overclock işleminin adım adım yapılması gerektiğini bilir. Overclock işleminde, sadece hızı arttırmak yeterli değil. Hız arttıkça, işlemci daha fazla gerilime ihtiyaç duyacağında, işlemci voltajını arttırmak gerekiyor. Aynı şekilde, anakartın giriş/çıkış voltajını da buna bağlı olarak arttırmak gerekiyor. Mesela, Duron 600 işlemcimi, 750 MHz'e kadar voltaj arttırımı gerektirmeden çıkartabiliyorum. 850 MHz'de ise, normalde 1,6V olan işlemci voltajını, 1,75V'a çekerek stabiliteyi sağlıyorum. Aksi takdirde kilitlenmeler, stabilite bozuklukları baş gösteriyor. Ve yine örnek verecek olursam, Duron 600 işlemcimi, 1 GHz'e yükselttiğimde, stabiliteyi sağlamak için işlemci voltajını 1,85V, I/O Voltaj'ını da 3,4'dan 3,6V'a çıkarmam gerekti.

Overclock yapmadan önce belirlemeniz gereken şeyler şunlar:

- Çarpanını kırdığım işlemcinin çarpanını BIOs'dan mı yoksa anakart üzerinde ki Dip_Switchiler mi ayarlanıyor?
- İşlemci voltajı nereden ayarlanıyor?

Bunları belirledikten sonra işimize koyulabiliriz. Ben de Soket-A yapıda iki tane anakart bulunuyor: FIC AZ11E ve Abit KT7A-RAID.

Her iki anakartta, işlemcinin çarpanını kırdığınız takdirde, işlemci çarpanını ve voltaını değiştirmenize olanak tanıyor. FIC AZ11E, bu işlemleri anakart üzerinde bulunan Dip_Switch'ler ile bu işi yaparken, Abit KT7A-RAID ile bu işlemlerin hepsini BIOS'dan yapıyoruz.

Evet, herşey step-by-step. Mesela, Dip_Switch'ler ile yapacaksak, elimize anakart kitapçığını alarak, voltaja hiç elleşmeden, çarpanı değiştiriyorsunuz. Hemen en yüksek değerlere çıkmayın. İşlemcinin sahip olduğu overclock potansiyelini bilmiyoruz çünkü.

Mesela, Duron 600 'ün normalde 6 olan çarpanını ilk olarak 7.5'e getirerek deneme yapın. Dediğim gibi, ilk başta voltaja elleşmeyin. Baktınız sistem 1-2 saat yoğun kullanımdan sonra stabil, bir üst seviyeye geçin. Çarpanı bu sefer 8x yapın. Baktınız sistem voltaj arttırmasız yine oldukça stabil, bir üst seviyeye geçiyoruz. 8.5X çarpanına geçtik. Sistem açıldı. Windows'a girdi. Fakat, oyunlarda kilitlenme oldu. Bu, biraz voltaj iteklemesinin gerektiğinin göstergesi.

Voltaj iteklemesi gerektiği takdirde, işlemci voltajını hemen en üst seviyeye çıkartmayın. Bunu da adım adım yapacaksınız. Dedik ya, 850 MHz'de voltaj iteklemesine ihtiyacınız oldu, normalde 1.6V olan voltajı 1.7V'a çıkarın. Baktınız sistem stabil oldu, bu seviyede kalsın. Ama yine sorun varsa, bu sefer 1.75V yapın. Stabil olduysa, okeydir.

Sanırım mantaliteyi anladınız. Adım adım yapılmalı herşey. Bu sayede çıkabileceğiniz maksimum hızı en sağlıklı bir şekilde tespit edebilmek mümkün.

İşin En Önemli Kısmı: İşlemci Soğutması

Olayın en can alıcı noktasına geldik. Sadece overclock yapıyoruz diye, iyi bir soğutma edinmemiz gerekmiyor. AMD işlemciler, sahip oldukları transistor sayısından dolayı, rakibi olan Intel işlemcilerden çok daha fazla ısınıyorlar. Örneğin, Duron 600 işlemcisinin ısınma oranı, Intel P-III 733 ile aynı seviyede.

Overclock edenlere bir sonraki paragrafta sesleneceğiz ama şimdi efendi kullanıcılara biraz nasihat verelim. AMD tabanlı bir sistem alacaksanız eğer, kesinlikle işlemci soğutucusuna fazladan 10-15$ vermek gerekiyor. Piyasada bulunan 2-3$'lık fanlar ile AMD işlemcileri soğutmanın mümkün OLMADIĞINI bilmelisiniz.

Overclock yapacak arkadaşlara gelelim. Yukarıda söylediklerimizi sizler için de geçerli. Overclock sever arkadaşların, AMD işlemcileri için seçmesi gereken fanlarda dikkat etmesi gereken nokta, o fan'ın yapıldığı iletken maddenin cinsi ve fanın dönüş hızı. Her maddenin ısı emme miktarı aynı değildir. Piyasada bulabileceğiniz bir çok fan Aliminyum alaşımlı. Fakat, AMD için önerilen fanlar bakır alaşımlı olmalı. Bu şekilde, işlemci çekirdeğindeki ısı tam anlamıyla emilebilecek ve sıcaklık tam anlamıyla absorbe edilebilecektir.

Ülkemizde bakır alaşımlı fan olarak, Çizgi Elektronik'in getirdiği Elan Vital fanlar bulunmakta. Bunun haricinde ülkemizde, AMD işlemciler için önerilen fanların azlığını bir yana bırakırsak, Cooler Master'ın AMD Duron-ThunderBird fanları dikkat çekici. CoolerMAster'ın Türkiyede bulabileceğiniz 6H51 modeli, oldukça etkili bir fan. Tavsiye edebilirim. Ama Elan Vital fan'lar, Bakır alaşımlı olmasının verdiği avantaj ile, daha etkili bir soğutma sağlıyor. Bu saydığım fan modellerinin üzerinde yaklaşık 5000-5500 devir dönen fanlar bulunuyor. Bu da önemli.


Elan Vital Bakır Alaşımlı Fan'ın üstten görünüşü


Elan Vital Bakır Alaşımlı Fan'ın yandan görünüşü

AMD işlemcileriniz için güzel fanları, http://www.mavibilgisayar.com/ adresinden bulabilirsiniz. MaviBilgisayar'dan, son zamanlarda oldukça ünlü olan ORB türü fanlardan da bulabilmeniz mümkün. Bu fanın incelemesini yakında siteye koymayı düşünüyoruz.

Chrome ORB

Demek istediğim, overclock işine girişmeden önce, mantıklı bir soğutucu almanız gerekiyor. Ben kendi sistemimde, Çizgi Elektronik tarafından sağlanan Elan Vital Bakır Alaşımlı fan'ıkullanıyorum ve size şiddetle tavsiye ederim.

Olay, iyi bir soğutucu edinmekle de bitmiyor. Aldığımız ısı emici+ fan ikilisinin iyi bir soğutma sağlayabilmesi için, çekirdek üzerindeki ısı tam oalrak emilmeli. Fakat, ısı emicilerin alt yüzeyi, çekirdek üzerine tam temas ediyor gibi gözüksede, arada kala boşluklar sayesinde etkin bir soğutma sağlanmıyor. "Isı İletici pasta", "Thermal Gres" diye ifade ettiğimiz bazı katısıvı kıvamındaki pastalar, ısnın tam emilmesinden yardımcı oluyor. Elektronikçilerde bu dediğim maddeyi bulmanız zor olmaz. Ama bu maddenin hangi maddeden yapıldığı önemli. Bizim işimize yarayan iki madde bulunuyor. Silikon ve Gümüş. Gümüş daha iyi iletkendir. Silikon tabanlı olursa da olur.

Isı iletici Pastayı, işlemci çekirdeği boyutunda ve
ince bir tabaka halinde sürmek gerekir.

Soğutma sorununu da hallettik. Şimdi sıra testlerde!

Performans Sonuçları

AMD Duron 600 MHz işlemcimizi, ilk başta normal hızında test ettik. Daha sonra işlemcimizi 800, 850, 900, 950, 980, 1000 MHz gibi değişik hızlara overclock ederek, darklı test programları ile performanslarını ölçtük.

Sizlere daha önce, KT133 çipsetli anakartlar ile çıkılabilecek maksimum stabil FSB hızının 110 MHz olduğundan bahsetmiştim. Benim elimde, KT133 çipsetini geliştirilmiş versiyonu olan KT133A çipsetli anakart olduğu için, FSB hızını 140 MHz'e kadar sorunsuz arttırabildim. Gerekli yorumları zaten performans sonuçlarının arasında yaptığımdan, bu bölümü uzatmak gereksiz.

Winbench99 benchmark programı içinde entegre olarak gelen bir modül olan CPU Mark testi ile, tam sayı performansı ile veri transfer hızını ölçüyor. Bu test, işlemci FSB hızına genelde daha çok bağlı olduğu için, 7,5x133 çarpanları ile çalışan 1 GHz'lik işlemcimizin CPU Mark 99 puanı, 10x100 çarpanı ile çalışan 1 GHz'lik işlemcimizden daha fazla.

Bu testimiz ile, işlemcilerin matematiksel hesaplamalarının performanslarını ölçüyoruz. FSB hızı önemli değil gördüğünüz üzere. Önemli olan işlemcinin kaç MHz'de çalışıyor olması.

Şimdi ise gerçek hayatta nasıl bir performans artışı elde ettiğimize bakalım:

Business Winstone 99 ile, işlemcilerimizi overclock ettiğimizde, günlük hayatta kullandığımız yazılımlar ile performansı ölçüyor. İşlemcini kaç MHz'de çalıştığının yanı sıra FSB hızı, belleklerin çalışma hızı performansa etki eden önemli faktörlerden. Zaten bu da açık olarak gözüküyor.
Mesaj01.07.2008, 09:21 (UTC)    
Mesaj konusu:

YAZICI ÇEŞİTLERİ

1. Papatya Çarklı Yazıcılar.

Papatya çarklı yazıcılar, mükemmel baskı kalitesi sağlarlar ve karbon kopya çoğaltabilirler. Baskı sırasında kullanılan teknik bakımından daktiloya en çok benzeyen bu yazıcı türünün basabileceği bütün şekiller papatyaya benzeyen bir yazıcı kafa üzerinde yer alır. Baskı çarkı denilen çarkın üzerinde 92 (bazen daha fazla) karakter yerleştirilmiştir. Bir elektro-mıknatıs tarafından hareket ettirilen bir çekiç ile bu kabartma karakterler kağıt üzerine basılır. Arada bulunan mürekkepli şeridin izi kağıda basılmış olur. Bu yazıcılar grafikleri ve farklı yazı tiplerini ancak özel bir grafik baskı çarkıyla basabilirler.

Yeni şekiller için yeni yazma kafaları imal etmek gerekir. Yavaş olarak çalışırlar. Bir karakteri tek bir vuruşta basmalarına rağmen papatya çarkının dönüş hızından dolayı çok yavaş kalır.

Baskı kaliteleri elektrikli bir daktilo kalitesinden farksızdır. Daktilo ile akrabalıklarından ötürü çoğu papatya çarklı yazıcı bilgisayardan bağımsız bir daktilo olarak kullanılabilecek şekilde üretilirler

2. Nokta Vuruşlu Yazıcılar.

Mevcut yazıcı türleri içinde en ucuzu olduklarından en yaygın kullanılan yazıcılardır. Kimi kaynaklarda “iğneli yazıcı” yada “matris yazıcı” (dot matrix printer) diye adlandırılan bu yazıcıların yazma kafası bir matris şeklinde dizilmiş küçük iğneciklerden (yada mikro çekiçlerden) oluşur.

Yazıcı kafası bir adım motoru tarafından bir dişli kayış yada daha farklı bir yöntemle yatay olarak hareket ettirilir. Bu sayede yazıcı kafa yatayda istenilen her konuma getirilebilir. Dikey doğrultuda kafa hareket etmez bunun yerine kağıt dikey doğrultuda hareket eder.

Bilgisayardan gelen sinyale bağlı olarak kafanın içindeki elektro-mıknatıslar yardımıyla bu çekiçlerin bazıları öne çıkar, aynen daktiloda olduğu gibi, mürekkepli bir şerit üzerinde nokta vuruşlarla şekil tanımlanır. Fakat nokta vuruşlu yazıcının daktilodan çok önemli bir farkı var; yazma kafaları basılabilir bir şekil içermediği için istenildiği takdirde programlama yolu ile yeni şekillerin tanımlanması mümkündür. Çünkü kafa üzerindeki çekiçlerden (iğnelerden) hangisinin harekete geçeceği bilgisayarın kontrolündedir. Daktilolardan ikinci farkı ise, yazıcı kafanın her iki yönde yani hem soldan sağa hem de sağdan sola hareket etmesidir.

Bugün 9 ve 18 iğneli yazıcılar kullanılmaktaysa da genellikle 24 iğneli matris yazıcılar tercih edilmektedir. İğne sayısının artışı tekbir karakteri daha fazla nokta vuruşuyla oluşturmayı, dolayısıyla birim alan daha fazla nokta sığdırabilmeyi mümkün kılar. 9 iğneli yazıcılarda ortalama çözünürlük 216 x 240 dpi (Dot Per Inch) civarındadır. 9 iğneli yazıcılar her karakter için dikeyde 9 nokta veya daha çok 7 nokta kullanırlar. Buna karşın 24 iğneli yazıcılarda 21 ya da 20 iğne kullanılır.

Nokta vuruşlu yazıcılar her bir karakteri noktalardan oluşmuş bir matris kullanırlar.

Nokta vuruşlu yazıcıların en büyük dezavantajı, yazı kalitesinin düşük olmasıdır. Bir nokta vuruşlu yazıcıdan çıkan metinlerde karakterlerin çeşitli noktaların yan yana getirilmesinden oluştuğu hemen görülür. Bunu telafi etmek için bazı matris yazıcılar “near letter qality” diye adlandırılan baskı tarzı seçeneğini sunarlar. Bu yöntemde her satır iki kere üst üste yazılır. Ama ikinci yazışta yazıcı kafası biraz kaydırılır ve böylelikle karakteri oluşturan noktalar arasındaki boşluklarda doldurulmaya çalışılır. Bu baskı kalitesini artırır fakat baskı hızını düşürür. Aynı iğnelerin çift vuruş yapmasıyla BOLD karakterler elde edilir. İtalik karakterler içinse farklı iğneler matrisi kullanılır.

Nokta vuruşlu yazıcıların renkli olanları da vardır. Yazma şeritleri birkaç renkten oluşan modeller renk gerektiren grafikler için kullanılır. Genellikle Siyah, Kırmızı, Mavi, Sarı bantlar taşıyan şerit, değişik renkler gerektiğinde aşağı yukarı hareket ettirilir. Renkli Nokta vuruşlu yazıcılar sınırlı sayıda renkleri elde etmek için kullanılır. Nokta vuruşlu yazıcılar kenarlarında delikler bulunan “sürekli form” adı verilen kağıtlara baskı yapabildikleri gibi normal kağıtta kullanabilirler.

3. Mürekkep Püskürtmeli Yazıcılar.

Mürekkep püskürtmeli yazıcılarda nokta matrisli yazıcılardan dır. Ancak bu yazıcılar şerit kullanmazlar. Bunun yerine resmi ve karakterleri oluşturmak için vuruşsuz bir yöntem kullanırlar. Yazıcı kafası kağıda değmez. Bunun yerine kafa kağıda mürekkep damlacıkları püskürtür

Mürekkep püskürtmeli yazıcılarda kullanılan yöntem nokta matrisli yazıcılarda kullanılan yönteme benzer. Kafa bir adım motoru ile sağa sola hareket ettirilirken kağıt merdaneler yardımıyla sağa sola doğru hareket ettirir.

Yazıcı kafası dikey olarak yerleştirilmiş birçok püskürtücü ucundan kağıda minik noktalar halinde özel bir mürekkep püskürtür. Mürekkebi kafadan ileri doğru püskürtmek için iki yöntem kullanılır. Isıl Kabarcık püskürtme (Thermal Buble Jet) yöntemi ve pieozo elektrik yöntemi.

Isıl Kabarcık püskürtme (Thermal Buble Jet) yöntemi; Mürekkebi ani olarak ısıtan, püskürtme ağzının içinde bulunan küçük bir ısıtıcı kullanılır. Mürekkebin bir kısmı buharlaşır ve bu gaz kabarcığı geri kalan mürekkebi ileri doğru dolayısıyla kağıda doğru iter. Bu işlem saniyede birkaç bin defa yapılır.

Pieozo elektrik yöntemi; Mürekkebi püskürtmek için püskürtücü ağzın tümünü ani olarak daraltır. Piezo elektrik nedeniyle bazı kristallere bir elektrik uygulandığında kristal büzülür. Bunu için her püskürtme ağzına elektriğe duyarlı bir mürekkep kullanıldığında mürekkebin püskürtülmesini kolaylıkla kontrol edilmesini sağlayan bir piezoelektrik kristal yerleştirilmiştir. Bu yöntemde saniyede binlerce mürekkep damlasının püskürtülmesine olanak sağladığı için yeteri kadar yüksek baskı hızlarına ulaşılır. Birçok mürekkep püskürtmeli yazıcı bir sayfayı yaklaşık renkli ve siyah/beyaz durumuna göre 10 ile 20 sn arasında basar.



Piezoelektriklik: Mekanik gerilimlerin etkisinde kaldıklarında kütleleri içinde bir elektrik kutuplanması ve yüzeylerinde elektrik yükleri oluşan ve bir elektrik alanı etkisinde kaldıklarında iç kuvvetlerin etkisi ile biçim değiştiren kimi kristallerin ortaya koydukları olaya denir. Doğal piezoelektrik malzemeler; kuvars ve turmalindir. Ferroelektrik malzemeler denen ve kutuplama sonunda piezoelektrik özellik gösteren malzemeler; lityum tantalat ve lityum nitrattır. Bunlar içinde en çok kullanılanlar Kuvars ve Lityum tantalat tır.

Mürekkep püskürtmeli yazıcılar vuruşsuz çalıştıklarından karbon kağıdı ile çoğaltılmış baskılara imkan vermezler. Yani bu yazıcıları fatura kesmek gibi çok kopya gerektiren baskı işlemlerinde kullanamayız.

Mürekkep püskürtmeli yazıcıların ikinci bir dezavantajı ise; gerektirdikleri özel mürekkebin pahalı olmasıdır.

Mürekkep püskürtmeli yazıcılarda renkli baskı kolaydır. Temel üç renk ayrı ayrı aynı noktaya basıldığında diğer renkler elde edilir. Üç rengi karıştırarak elde edilen siyah tam siyah tonunda elde edilmediği ve üç mürekkebi de harcadığı için ek olarak siyah mürekkepte bulunur. Yalnızca siyah rengin yer aldığı baskılarda bu yöntem daha ucuz olur.

4. Lazer Yazıcılar

Lazer yazıcılar vuruşsuz bir yöntem kullanırlar. Lazer yazıcılarda kullanılan baskı yöntemi fotokopi makinesindekine benzer Lazer yazıcılar satır satır yazmak yerine sayfa sayfa yazarlar. Sıklıkla Lazer yazıcı üreticileri Fotokopi makinesi üreticilerinin mekanizmalarını kullanırlar. Örneğin Hewlett Packard lazer yazıcıları Canon Fotokopi makinelerinin baskı mekanizmalarını kullanarak yapılır. Eğer bu yazıcılardan birine sahipseniz tonerini bir Canon fotokopi makinesinin kartuşuyla değiştirebilirsiniz.Lazer yazıcı bütün sayfayı bir kerede basmak için geniş bir bellek kullanır. Lazer yazıcılardaki ROM basılacak dökümanın tam sayfa bir haritasını oluşturur. Bir bit haritası lazer ışını darbeleri ile sonra bu lazer ışını bir sıra aynadan yansıyarak ışığa duyarlı dönen bir silindir üzerine düşürülür. Lazer ışını silindiri tarayarak basılı alanları elektriksel olarak nötr hale getirir. Negatif yüklenmiş toner tozu nötr alanlara yapışır, negatif yüklü alanlara yapışmaz. Merdanenin sıcaklığı karakteri oluşturan noktaların kağıda geçmesini sağlar.

Grafik çıktılar Lazer yazıcıların zayıf taraflarını ortaya çıkarır. Bir lazer çıktısı alabilmek için bütün resmin yazıcıya yüklenmesi gerekir. Yazıcı baskıya geçmeden önce bir boyutta bir verinin tamamını saklamak zorundadır. Buna göre yüksek çözünürlüklü bir sayfa grafik çıktısı için 1MB yazıcı belleği yeterli değildir. Yazıcının da kendi işletim sistemi bir belleğe ihtiyaç duyar. Lazer yazıcılar sürekli form yazıcı kağıdı kullanmazlar.

Lazer Yazıcıda Dikkat Edilecek Ölçütler;

Yazıcının dakikada basabildiği sayfa sayısı (hız), Bir sayfa düzenleme dili ile (PostScript ya da PCL) uyumlu çalışıp çalışmadığı, Baskı yapabileceği kağıt türleri, Kağıt üzerinde maksimum baskı alanı, Basabileceği font saysı, Yazıcının belleğinin büyüklüğü Network ortamında baylaşıma açık olup olmadığı, toner ömrü, fiyatı.

Lazer yazıcıların hızı ppm (page per minute : dakikadaki sayfa sayısı) ile ölçülür. Bir yazıcının hızında iki farklı ölçüt söz konusudur. Bunlardan birinci sayfanın görüntüsünün bellekten hazırlanıp basılması, ikincisi ise aynı sayfanın birkaç dakika içinde arka arkaya kaç kez basılabileceği.

Basılacak sayfanın bir görünümü, basımdan önce yazıcının belleğinde oluşturulduğu için bir lazer yazıcının en azından 4 MB belleğe ihtiyacı vardır. (300 dpi’lik bir sayfa bile 1.5 MB bellek gerektirmektedir)

Bilgisayar ile çalışırken bilgi çıkışı alabileceğiniz bir başka bağlantı noktası da yazıcılardır.

Günümüzde her şeye elektronik ortamda ulaşabilsek de, gerek kullanım kolaylığı, gerek arşiv niteliği sebebiyle halen basılı medyaya ihtiyaç duymaktayız. Elektronik medya ile basılı medya arasındaki bağlantı noktası olan yazıcılar ve yazıcı teknolojileri ise bu yüzden her geçen gün gelişerek büyüyor. Profesyonel anlamda yayıncılık ve baskı ile ilgili şirketlerin vazgeçilmez yardımcıları olan yazıcılar amatör olarak bilgisayardaki resimleri bastırmak isteyen ev kullanıcısından bitirme ve dönem ödevlerini yazan öğrencilere kadar farklı kullanım alanları buluyorlar. Yazıcılar, bilgisayarda hazırlanmış yazı ve grafiklerin; kağıt, asetat, aydınger vb. üzerine dökümünü almak için kullanılır.

Laser yazıcılar teknolojinin ofislerimize ve evlere gerçek bir armağanıdır. Laser yazıcılar sessiz yüksek baskı kalitesine sahip ve mürekkep püskürtmeli yazıcılara göre daha hızlıdırlar. Son zamanlarda tüm bilgisayar ürünlerinde olduğu gibi laser yazıcılarda da büyük bir ucuzlama oldu. Tüm bu özellikler ve fiyat performans oranıyla laser yazıcılar büroların vaz geçilmez baskı makinaları halini aldı. Laser yazıcılar yüksek kapasiteleriyle ağ sistemlerinde tercih edilirler. Grup kullanımında yüksek performans gösterirler.

Laser (lazer) yazıcılar, yazıyı bir ışık kaynağı ve toner kullanarak, kağıt üzerinde oluştururlar. Çalışma şekilleri fotokopi makinelerine benzer. Yazı kalitesi diğer yazıcı türlerine oranla çok üstündür. Laser yazıcıların mürekkep püskürtmeli ve nokta vuruşlu yazıcılara göre en büyük özelliği baskı kalitesinin çok daha yüksek olmasıdır. Bu yüksek kaliteyi sağlayan birim alana düşen nokta sayısıdır.

Nasıl bir yazıcı seçmeliyim?

Yeni bir yazıcı almaya karar verdiğinizde ya da eski yazıcınızı güncellemek istediğinizde öncelikle bu donanımı hangi amaçla kullanacağınıza karar vermeniz yanlış bir seçim yapmanızı engelleyecektir. Laser yazıcı alırken işimizin amaçlarını ve işimizin gerektirdiği baskı yoğunluğunu iyi saptamak gerekmektedir. Örneğin , teknolojiyi her ne kadar yakından takip ediyorsanız olun, işiniz fatura basımı gibi çift kopya baskı ile ilgili ise mecburen nokta vuruşlu bir yazıcı ile çalışmak zorundasınız demektir. Çünkü darbe mantığı ile çalışmayan mürekkep püskürtmeli yazıcılar ve laser yazıcılar çift kopya almak için uygun olmayacaktır. Aynı şekilde renkli çıkışı daha düşük maliyetlerde elde etmek için mürekkep püskürtmeli bir yazıcı doğru tercih olacaktır. Bunun yanında sadece siyah beyaz çıkış sizin için yeterliyse ve yüksek kalite istiyorsanız, orta sınıf bir laser yazıcı alabilirsiniz. Eğer yoğun baskı işlemleriniz, iyi bir baskı kalitesi gerektiren bir işiniz varsa tercihiniz dahili ön bellekli ve grafik işlemcisi güçlü bir laser yazıcı almak olmalı. Eğer bu işe çok fazla para ayırabilecekseniz ve hem kaliteyi hem de renkli çıkışı birarada istiyorsanız renkli bir laser yazıcı alabilirsiniz. Laser yazıcıda dikkat etmemiz gereken yazıcının çözünürlüğü ve baskı hızıdır. Eğer kişisel kullanıcı olarak evimize bir laser yazıcı almak istiyorsak bu durumda yazıcının düşük fiyat ve kaliteli baskı yapmasına dikkat etmelisiniz.

Kullandıkları tekniklere göre yazıcılar çeşitli şekilde gruplanabilir. Bu gruplardan birini de laser yazıcılar oluşturur. Laser yazıcılar da kendi içinde çeşitli kategoriye ayrılırlar. Bu ayırımda boyut ve laser yazıcıların özelliği ön plana çıkar. Bu kategoriler;

· Kişisel laser yazıcılar,

· Offis laser yazıcıları,

· Çalışma grubu laser yazıcıları,

· Üretim laser yazıcıları,

· Renkli laser yazıcılar.

Aşağıda yazıcılar ile ilgili terimler bulunmaktadır:

Cps:(character per second) Saniyede yazılan harf sayısı, nokta vuruşlu ve mürekkep püskürtmeli yazıcıların hızını ifade etmek için kullanılır.

Ppm:(page per minute) Dakikada yazılan sayfa sayısı, lazer yazıcıların hızını ifade etmek için kullanılır.

Cpi:(character per inch) 2.54 cm.'deki harf sayısı. Yazının yatay olarak boyutunu belirtir. Bu rakam büyüdükçe, satıra sığan harf sayısı artar, dolayısıyla harfler küçülür

Lpi:(line per inch) 2.54 cm.'deki satır sayısı, satır sıklığını gösterir. Bu sayı büyüdükçe, sayfaya sığan satır sayısı artar

Yazıcı genişliği:Yazıcının içine alabileceği kağıdın genişliğini gösterir. Nokta vuruşlu, mürekkep püskürtmeli ve çoğu tür yazıcıda kolon cinsinden verilir. Belli bir harf sıklığında, yazıcının bir satıra yazabileceği en çok harf sayısını verir. 10 cpi harf sıklığı esas alındığında 2 temel standart vardır : 80 kolon (dar yazıcı); 136 kolon (geniş yazıcı). Lazer yazıcılar çok özel bazı modeller dışında sadece A4 kağıda (dar) basabilirler

Emülasyon:(Emulation) Uyumluluk, öykünme. Yazıcının piyasada standart olaraka kullanılan komut dillerinden hangileriyle sorunsuz çalıabildiğini gösterir. Bu, nokta vuruşlu yazıcılarda genellikle IBM Proprinter veya Graphics Printer ve Epson FX veya Epson FX veya LQ; lazer yazıcılarda HP LaserJet II III IV veya Postscript; mürekkep püskürtmeli yazıcılarda ise HP Deskjet olur.

İnterface port:Yazıcının hangi standart ile bilgisayara bağlanabileceğini ifade eder.

Paralel:(Parallel):"Centonics parallel" de denir. Kişisel bilgisayarlarda en çok kullanılandır.

Seri (Serial) : RS232C de denir. Bazı yazıcılarda standart çoğunda ise isteğe bağlı olarak bulunur.

Font:Yazı tipi.

Kağıt park etme:Yazıcının sürekli formu yazıcıdan çıkarmadan geriye çekerek tek kağıt kullanımına izin vermesidir

Tampon bellek:(Buffer Memory) Yazıcının içinde, bilgisayardan gelen verileri geçici olarak sakladığı RAM bellektir

Traktör:(Tractor) Sürekli form kağıdın takıldığı, formu deliklerinden tutup ilerleten mekanizma.

Kağıt besleyici:Birçok sayfanın (tek kağıdın) konup, yazıcının gerektiğinde almasını sağlayan mekanizma. Lazer ve bazı mürekkep püskürtmeli yazıcılarda standart olarak bulunur; nokta vuruşlu yazıcılarda ayrıca satılır.
Kopya sayısı:Yazıcının kaç nüsha kağıda basabildiği

MTBF:Ortalama arızasız çalışma süresi.

RS232C:Yazıcılar için ek olarak satılan seri port.

Laser yazıcılar genel olarak aşağıdaki elemanlardan oluşurlar.

1- Laser/scanner ünitesi.

2- Fuser unitesi (fırınlama ünitesi).

3- Power supply ünitesi.

4- I/O board.

5- Controller board.

6- Motor üniteleri.

1- Mekanik kontrol board (main board üzerinde yer alabilir).

2- Transfer corona (eski modellerde) veya transfer merdanesi (yeni modellerde).

3- Kağıt geçiş yolu üniteleri.

4- High voltaj power supply.( yeni modellerin bazılarında main board üzerinde)

5- Toner.

6- Kağıt alma merdaneleri.

Yukarıdaki elemanlar laser yazıcıları oluşturan belli başlı elemanlardır. Bu elemanların fonksiyonları:

LASER SCANNER ÜNİTESİ:


Laser yazıcıların en önemli ünitesidir. Laser ışınını üreten ünitedir. Bilgisayardan gönderilen verilere göre görüntünün oluşturulup drum üzerine aktarıldığı bölümdür.

LASER/SCANNER ÜNİTESİNİN GÖRÜNTÜYÜ OLUŞTURMASI.

Laser /scanner ünitesini oluşturan elemanlar;

· Laser ünitesi.

· Laser drive board.

· Scanner motoru.

· Scanner aynası.

· Fokuslama lensleri.

· Silindir lens.

· Saptırma aynaları.

· Laser kontrol devresi

-Laser kesinlik kontolü,

-Yatay sync kontrolü,

-laser diode emisyon kontrolü

Yazıcının I/O kontrol ünitesine bilgisayardan çıktı alma isteği bildirildiğinde; I/O kontrol ünitesi bu isteği DC kontrol ünitesine iletir. Daha sonra DC kontrol ünitesi yazıcı uygun durumda ise –(baskı işlemi yapmıyor ise) sinyal gönderme işlemine geçer. Eğer yazıcı başka bir dökümanın basımıyla ilgili çalışma yapıyorsa bekletme durumuna alır. Yazıcı ilgili dökümanı basmaya hazır durumda ise, DC kontrol ünitesi laser drıver board’a gerekli sinyalleri yollar. Laser driver board laser drive sinyalinin oluşturulmasına sebep olur. Laser ışının oluşmasının ardından scanner ünitesinde oluşan ışın uygun şekilde dağıtılır. Scanner aynaları laser scanner ünitesinin en kritik ve hassas bölümüdür. Scanner aynası, scanner motoru ile birliktedir. Scanner motoru belirli bir hızla dönmektedir. Scanner aynası, scanner motoru üzerindedir ve köşeli bir şekli vardır. Lazer ışını bu köşegen aynaya çarparak yansıtılır. Görüntü oluşturma işlemi bu ünite tarafından yapılır.

FUSER ÜNİTESİ:

Photosensitive drum üzerinden kağıda aktarılan toner parçacıklarının kağıt üzerinde kalıcı bir şekilde kalmasını sağlayan ünitedir. Sabitleme ünitesi genellikle iki silindir ve bunları 200 C ısıtan bir ampulden oluşur. Mürekkep tozu bu sıcaklıkta eriyip kağıda kalıcı bir şekilde yapışır. Basılmış kağıt ileriye taşınır ve çıktı bölümünün içine düşer. Fuser ünitesi aşağıdaki elemanlardan oluşur;

- Yukarı (upper) fuser merdanesi: Kağıda basınç yapan merdane.

- Aşağı (lower) fuser merdanesi: Kağıda ısıyı aktararak toner partiküllerinin kalıcı bir şekilde kağıda yapışmasını sağlar.

- Thermistör : Sıcaklık kontrolü yapar. Hedef sıcaklığa ulaşılmasını sağlar.

- Fuser lamb: Isıyı meydana getiren ünite.

POWER SUPPLY ÜNİTESİ:

Laser printer’ın beslemesini sağlayan ünitedir.

I/O BOARD:

Bilgisayardan gelen verileri DC kontrol ünitesine aktarır.

MOTOR ÜNİTELERİ:

Çeşitli motor üniteleri bulunur. Bunlar;

1. Pickup Motor:

Kağıt alma bloğu içinde, genelde iki fazlı step motorlardan oluşur ve kaset pickup board tarafından kontrol edilir.

2. Ana Motor:

Mekanik board üzerindeki CPU tarafından kontrol edilir. DC motordur. Aşağıdaki rollerların işlevlerini yerine getirmesini sağlar;

- Fuser ünitesindeki upper ve lower merdaneler.

- Kağıt çıkarma üniteleri çarkları.

- Toner üzerindeki (drum-drum temizleme-deşarj) merdaneler.

3. Toner motoru:

4. Drum motoru:

5. Drum temizleme motoru:

6. Scanner motoru:

KONTROL ÜNİTESİ:

Bu ünite laser yazıcıyı kontrol eder. I/O board’tan print sinyali geldiği zaman mekanik kontrol ünitesine bu sinyali yollar, çeşitli yükleme kontrollarını gerçekleştirir. Aşağıdaki kontrolleri sağlar.

- Laser scanner kontrolü,

- Görüntü stabilizasyon kontrolü,

- Fuser ısı derecesi kontrolü,

- Güç kesim ölçümü,

- Çeşitli fonksiyonlar kontrolu,

- I/O arabirimi kontrolu.

Kağıt Çıkış İşlemi.

MEKANİK KONTROL BOARD:

Kontrol ünitesinden gelen sinyallere göre yükleme yapar. Mekanik kontrol board, işlemler hakkında kontrol ünitesine geri bildirim sinyalleri yollar. Aynı zamanda aşağıdaki kontrol işlemlerini yapar;

- Pickup board kontrolü,

- Yüksek voltaj power supply kontrolü,

- Besleme kontrolü,

- Çeşitli motor sürüm ve fan kontrolü,

- Toner kontrolü,

- Fuser ünitesi kontrolü,

- Transfer drum kontrolü,

- Düşük toner kontrolü, toner kartuş kontrolü,

- Photosensitive drum kontrolü,

- Güç saklama modu kontrolü.

TRANSFER CORONA-TRANSFER MERDANE:

Kağıtın pozitif elektrik yüküyle yüklenmesini sağlar.

KAĞIT GEÇİŞ YOLU ÜNİTELERİ:

Kağıdın kasetten alınıp, dışarıya çıkarılana kadar geçtiği bölümdür.

TONER KARTUŞU:

Kağıda baskı için çok ince ve pas gibi bir toz kullanılır. Mürekkep diye adlandırılan madde bir kartuş içinde bütün bu mekanizmaya bağlı veya bu daha çevreci kendi ayrı kartuşunda bulunur.

Bir karıştırıcı mürekkebi kartuşun içinde hareket halinde tutar ve taşıyıcı rulo ise mürekkebi aktarım rulosuna geçirir.

Üreticiler tozun içindeki maddeleri ve üretim tekniklerini tıpkı bir aile sırı gibi koruyorlar. Analizler sonucunda şu maddeler bulunmuştur: Yapay reçine, kömür, poliproplen, silikon jel ve uygun renklendirici.

Parça büyüklükleri için belirlenen alt sınır genelde 6 mikrometre. Daha ufak parçacıkları soluma tehlikesi yüksek.

Laser / scanner ünitesinde üretilen laser ışını uygun şekilde saptırılarak toner üzerindeki photosensitive drum üzerine aktarılır. Photosensitive drum üzerinde yazıcıya yolladığımız dökümanın görüntüsü oluşturulur ve kağıda aktarılır. Aşağıdaki şekilde toner kartuşu ve bölümleri gösterilmiştir.

Toner Kartuşu ve Kısımları.
Ne Kadar Hızlı RIP, O Kadar Hızlı Baskı:

PC’den gelen veriler Raster Image Processor (RIP) tarafında işlenir. Bu işlemci baskı yazılımının kullandığı dili yorumlar ve gelen verileri baskıya hazırlar. Bunun için işlemci yazılımın komutlarını tanımalı ve çevirebilmelidir. Sayfa formatlarının yanında marj ve diğer ayarların (font ve resimler işlenmesi) düzenlenmesi bu işlemler içindedir.

Baskı çözülürlüğü arttıkça kullanılan veri miktarı da büyümektedir. Bir RIP 600 dpi çözünürlükte basılan A-4 sayfa için 4 MB kadar veri işlemek zorunda kalabilmektedir. RIP bütün bu baskı işlemin kalbinde yatar.

LASER YAZICILARDA GÖRÜNTÜ OLUŞTURMA İŞLEMLERİ:

Bu bölümde laser yazıcılarda baskının oluşturulması nasıl sağlanır, hangi aşamalar izlenir bunları inceleyeceğiz.

LASER YAZICILARDA BASKI AŞAMALARI:

Laser yazıcılar genel olarak baskı işlemlerini 6 aşamada gerçekleştirirler. Bu aşamalar;

1- Drum şarj işlemi,

2- Görüntü oluşturma işlemi,

3- Development işlemi(Banyo etmek),

4- Transfer işlemi,

5- Fusing (Fırınlama) işlemi,

6- Drum temizleme işlemi.

Bu aşamaları inceleyelim.

1- DRUM ŞARJ İŞLEMİ:

Toner kartuş içindeki photosensitive drum işığa maruz bırakılır. Böylece ikinci adım için drum’ın şarja hazır hale gelmesi sağlanır.


Işık toner kartuş üzerindeki ışık şartlandırma kısmından geçer. Bazı laser yazıcılar bu aşamayı gerçekleştirmezler. Şekilde drum şarj işlemi görülmektedir.

Drum şarj işlemi.

2- GÖRÜNTÜ OLUŞTURMA İŞLEMİ:

Sayfanın, şeklin vb. gibi dökümanların birebir görnütüsü 1. Aşamada şarjlı duruma getirilen photosensitive drum ünitesi üzerinde bu aşamada oluşturulur.

Görüntü oluşturma çeşitli aşamaları içerir. Bu aşamalar;

- Drum yüzeyi üzerinde düzgün negatif şarj oluşturmak için, photosensitive drum ilk olarak korona teli ( eski model laser yazıcılarda) veya transfer rollerdan (yeni laser yazıcılarda) geçer.

- İkinci adımda DC kontrol ünitesi,bilgisayardan I/O kartına iletilen baskı komutunu, I/O karttan alır. DC kontrol ünitesi baskı komutunu, laser / scanner ünitesine iletir. Laser scanner ünitesi photosensitive drum üzerine çarpan laser ışınlarını üretir. Laser ünitesi tarafından modüle edilen laser scanner ışınları önce fokuslama lensleri, sonra sabit hızla dönen scanner motoru üzerindeki scanner aynalarına çarpar. Ek olarak konan lenslerin arasından geçtikten sonra photosensitive drum üzerine yansıtılır. Laser scanner ışınları aynı zamanda drum yüzeyindeki şarjı nötralize ederek gözle görünebilen bir görüntü yaratır ( laser yazıcıya baskı yollayıp kağıt tam drum ünitesinin önünden geçerken kapağını açıp, toner üzerindeki drum ünitesine baktığımızda bu oluşumu görebiliriz).

- Laser ışını orijinal pozisyona dönünceye kadar geçen zaman içinde, drum yüzeyi bir sonraki tarama satırını kabul edecek yeterli kaymayı sağlar.

- Laser ışını yeni bir satıra geldiği zaman, fiberoptik kablo ( eski yazıcılarda) üzerinden aynanın ışık sinyali gönderip göndermediği kontrol edilir.

- DC kontrol ünitesine laser ışınının başlangıç durumunda olduğunu belirten uyarı sinyali gönderilir.

- Her ardışıl ışın drum ünitesini tarar. Bu şekilde dataya uygun küçük noktaların görüntüsü yavaş yavaş oluşturulur.

Görüntünün Oluşturma Sistemi.

Şekilde drum ünitesi üzerine görüntünün iletilmesi görülmektedir. Ayrıca laser scanner unit konusunda bu bölüme kısaca girilmiştir.

3- DEVELOPMENT (BANYO ETME) İŞLEMİ:

Photosensitive drum yüzeyi üzerinde toner partikülleri gözle görülebilen bir görüntü oluşturur. Bu işlem negatif yükle yüklenmiş toner tozlarının bulunduğu devolepment silindirini içeren toner kartuşunun içinde başlar.

Toner partikülleri silindirden, yüksek pozitif potansiyele sahip photosensitive drum üzerine atlar. Development silindiri ile photosensitive drum arasındaki potansiyel farkı baskı yoğunluğu ayarı ile kontrol edilir. Bu durum açık veya koyu basma tercihini ortaya koyar.

Development İşlemi.

Şekilde development işlemi sırasında photosensitive drum ünitesinin durumu görülmektedir.

4- TRANSFER İŞLEMİ:

Photosensitive drum üzerinde tonerle oluşturulan görüntü 2 aşamada kağıt üzerine aktarılır.

Kağıt, photosensitive drum ile kağıdın arka yüzünün geçtiği transfer corona veya transfer merdane arasından geçer. Bu şarj negatif yükle yüklü toner partiküllerini kağıda çeker.

Transfer işlemi. Static şarj giderilmesi.

Kağıdı kalınlığı ve statik şarj giderici tarafından üretilen voltaj kağıdın photosensitive drumdan ayrılmasına neden olur. Şarj giderici kağıt ile drum arasındaki çekici kuvveti zayıflatarak kağıdın druma sarılmasını engeller.



5- FUSİNG (FIRINLAMA) İŞLEMİ:


Görüntü tamamen kağıdın üzerine aktarıldıktan sonra bu görüntünün kağıda kalıcı şekilde fix (aktarma-yapıştırma) edilmesi yapılmalıdır. Transferden sonra düzgün fiziksel dağılım ve elektronik çekim nedeniyle sadece toner kağıt üzerinde kalmıştır. Transfer işleminden sonra kağıt, fusing (fırınlama) işlemine girmezse, hafif bir dokunmayla kağıt üzerindeki toner partikülleri hemen dağılır.

Fusing işlemi.

Fusing (fırınlama) ünitesi ısıtma merdaneleri ve baskı merdanelerinden oluşur. Isıtma merdaneleri toner ve kağıdı ısıtan bir lamba içerir. İki merdaneden gelen ısı ve basıçla toner partikülleri, kağıt üzerinde kalıcı bir görüntü oluşturmak üzere kağıt üzerine fix edilir (yapıştırılır). Isıtma merdanesi üzerindeki yapışmayı engelleyici madde kağıdın merdaneye yapışmasını engeller.



6- DRUM TEMİZLEME İŞLEMİ:


Son adımda drum temizlenir. Görüntüden arta kalan toner yeni görüntünün temiz ve pürüzsüz olması için drum bıçağı ile drumdan temizlenir.
kağıdın kasetten alınıp tonerin kağıda aktarılması ve çıkış ünitelerine kadar olan geçişi gösterilmektedir.

RENKLİ LASER YAZICILAR

Renkli laser yazıcılar günümüzde oldukça ilerleme sağlamıştır. Baskı kalitesi iri 300 dpi metin ve puslu renkli görüntüye göre baya ilerlemiştir. Satıcıların sayfa başına maliyet iddiaları da, birbirine yakın toner basım kapsamında, renksiz laser düzeyine indi. Ayrıca birçok renkli laser daha az tüketim malzemesi ile idare ediliyor. Yine de, mürekkep püskürtmelilerdeki gibi, laser piyasasındaki renklilerin egemenliğine daha birkaç yıl var. Bunun bir sebebi renkli laser fiyatlarının aynı hız ve ağ yeteneklerine sahip renksizlerden daha yüksek olmasıdır. Alışkanlıkta diğer bir sebep. Oysa siyah metin ve renk öbeklerinin birleşimi olan veya tamamı renkli dökümlerde renkli laser tercih edilir. Bu durumda renkli laser iyi bir baskı hızı, uygun renk kalitesi ve sayfa başına düşük maliyet vaad ediyor. Bununla birlikte çoğu insan iş kalitelerini renk kullanarak yükseltmeyi düşünmüyor, çünkü şimdiye kadar böyle bir seçenek olmamış.

Artık böyle bir seçeneğimiz var. Çok kişiye gönderilecek bir raporda, metin veya grafik kısımlarına renk eklemek isterseniz, bu işi başka bir yazıcı daha iyi yapamaz. Mürekkep püskürtmelilerde, hız (sayfa başına dakikalar,dakika başına sayfa değil),iş döngüsü ve kaliteli metin bulamazsınız.

Renkli laser yazıcıların çıktı için 10-14ppm (dakika başına sayfa) ve metin çıktısı için 2 ile 6 ppm baskı hızına sahip baskı motorları vardır.

Baskı motoru, motor hızı, temel çözünürlük, kağıt kapasitesi,tüketim malzeme kurulumu gibi laser yazıcının birçok özelliğini belirlerken baskı deneticisi de baskı kalitesi, görüntü işlem hızı ve ağ yeteneğini belirliyor. Bu laserların çoğu laser ışın modülasyonuyla, yuvarlak köşeleri eğriye çevirme ve temel iki katmanın izin verdiği 16 rengi artırma gibi özelliklerle oynarlar.



Örneğin HP, alçak gönüllü ilk renkli laser yazıcısında da 300 dpi konica motoru kullanmıştır. Colorlaserjet 5m de aynı motoru kullanmıştır ancak daha gelişmiş bir denetleyici kullanarak, ilkine göre çarpıcı ilerlemeler göstermiş.HP laser ışınının zamanlama ve pals sürelerini değiştirerek, inç başına düşen inç başına 300 çizgi yazarken 600 dpi metin çözünürlüklü motorlara yaklaşıyor.



Renkli görüntü kalitesinde, renk sayısıda çözünürlük kadar önemlidir. Laser üreticileri renk sayısını görünürdeki 16 adedin üstüne çıkarmak için iki yaklaşımda bulunuyorlar ve bunların her ikisi de çözünürlük pahasına elde edilir. Bunlardan birisi titremedir.600 dpi’da tatmin edici değil, çünkü nokta izleri açık renkli bölgelerde görünür. Öbür yaklaşım ise toner noktasını laser palsına göre değiştirmektir ki zamanla renk oluşumuna yol açabilecek teknik olarak zorlu bir iş. Küçük bir nokta daha açık bir renk olarak görünür. Buna iki katmalıya karşıt olarak, çok katmanlı denir.



Çözünürlüğü düşürerek daha fazla renk elde edebilirsiniz,çünkü daha küçük noktalar gibi daha büyük noktalar elde etme imkanınız da olur.300 dpi’lık motoru göz önüne alırsak, Colorlaserjet 5m inc başına 150 çizgi basarak çarpıcı renkler elde ediyor. Toner nokta büyüklüğünde değişiklikler sayesinde sürekli renklere yaklaşır.1200 dpi çözünürlüğüyle laser yazıcıda fotoğraf görüntüleri için çıplak gözü yanıltan bir titreme kullanır.



RENKLİ LASERDEKİ KARMAŞA VE SIKINTI

Dört toner rengi, developer pudrası,toz biriktirme kutuları,yapıştırma yağı,çeşitli silindirler ve yapıştırma birimi ile kurmanız ve zamanla değiştirmeniz gereken parça sayısı 10’dan fazla olabilir. Bu, ağ yazıcı yönetimini ilginç hale sokuyor. Renkli lazerlar gerektiği kadar renk maddesi kullandığından ve boş bir kağıda baskı yaptıklarından ötürü,renkli bit yazıcı masrafı düşük sayfa maliyeti vardır. Bu katı mürekkep yazıcıları içinde geçerlidir. Yinede sayfa başı maliyet, sayfa başı cent renksiz laserlara göre daha yüksektir.



RENKLİ LASERDEKİ BASKI FARKLILIĞI:

Lazer yazıcılar sadece siyahı kağıt üzerine basmazlar. Bir süredir renkli sayfalar da bastırmak mümkündür. Bunun için üreticiler renkli mürekkep kullanıyorlar. Temel renklerden siyah, sarı, kırmızı ve mavi- renkli sayfalar ortaya çıkartılıyor. Temel renkler bu renklerin karşımı sonucu ortaya çıkmaktadır.



Üreticiler bugüne kadar olan tecrübelerine dayanıp, değişik renkleri farklı kartuşlara koyarak tek bir silindir kullanmaktalar. Bu sistem eski tip revolver tabancalara benzemekte. Gerekli renk için, kartuşların dönmesi sayesinde belirlenmiş noktalarda mürekkep aktarılıyor.

Tıpkı siyah-beyaz baskıda olduğu gibi silindirin bir dönüşünde tek bir renk bırakmaktadır. En son olarak da kağıda aktarım ve sabitleme kalmaktadır. Bir sayfanın basılması için silindirin 4 kez dönmesi gerektiğinden baskı hızı siyah-beyaz baskı hızına göre dörtte bire düşmektedir.

YENİ YÖNTEMLER:

Silindir teknolojisinin yavaşlığı yeni bir prensibi öne çıkardı. 0ff-set baskı benzeri yöntemde, kağıt yürüyen bir bant üzeriden her biri temel bir renk barındıran birbirinden bağımsız dört adet baskı silindirlerinden geçer. Bu ınline-tekniği sayesinde renkli ve siyah-beyaz baskıların hızı aynıdır. Bu sistemi yavaşlatan faktör genellikle RIP hızı olmuştur. Bu yıl içinde piyasaya 16 tane renkli sayfa basabilecek lazer yazıcıların çıkması beklenmektedir.



HP LASERJET 8000/N/DN YAZICISINI İNCELEYELİM:

Çalışma grupları için ekonomik ve rahat yüksek performans sunan yazıcı:
Hewlett-Packard'ın yüksek hacimli ağ yazıcılarının yeni nesli olan LaserJet 8000 yazıcılarında bir dizi yeni HP özellikleri ve geliştirilmiş unsurları bulunuyor.


HP LaserJet 8000, bir ağ yazıcısını paylaşan bireysel kullanıcılar için önemli ölçüde arttırılmış üretkenlik sunar (ve yazıcıya asgari düzeyde müdahale gerektirir); bilgi işlem müdürleri ve ofis yöneticileri için önemli maliyet avantajları sunar.


* Ağ üzerinde yazıcı kullananlar için daha az bekleme süresi
* Geliştirilmiş teknolojiler sayesinde daha kaliteli çıktılar
* Yazıcıya daha az müdahale gereksinimi
* Düşük genel sahip olma maliyeti

YAZICI ÖZELLİKLERİ:

Hız ve çıktı:
- Dakikada 24 sayfalık motor hızı.
- Hızlandırılmış Baskı teknolojileri,133 MHz RISC işlemci. 15 saniyede ilk sayfa çıkışı. RAM temelli MOPyalama ve 'RIP Once' yeteneği standarttır.

Çözünürlük:
Çözünürlük Geliştirme Teknolojisi (REt) ile 600 x 600 dpi. Motor hızında HP FastRes 1200 (1200 dpi kalitesi) (PCL 6 ve PostScript emülasyonu). Üstün yarım tonlama ile en çok 220 gri düzeyi.

Yazı Tipi Yetenekleri:
HP LaserJet 8000, 8000N ve 8000DN yazıcıları: 80 ölçeklendirilebilir dahili TrueType yazı tipi, ayrıca Windows için diskte 65 ek ölçeklendirilebilir yazı tipi. HP FontSmart yazılımı kolay kullanılır yazı tipi yönetimi yetenekleri sağlar. Dahili Intellifont rasterizer. Avrupa için Yunanca, İbranice, Kiril ve Arapça yazı tipleri mevcuttur. Asya için Korece, geleneksel ve Basitleştirilmiş Çince yazı tipleri mevcuttur.

Bellek:
HP LaserJet 8000, 8000N: Bellek Geliştirme teknolojisi (MEt) ile 100 pin DIMM'lerde 16 MB standart RAM. 8000DN'de 24 MB vardır. 8000 ailesinde RAM MOPyalama ve 'RIP Once' için yeterli olacak kadar standart bellek vardır. Belleği 88 MB'a kadar yükseltmek için iki adet 100 pin DIMM yuvası. Formları, yazı tiplerini ve imzaları depolamak için ve ayrıca MOPy ve 'RIP Once' için isteğe bağlı 1,4 GB disk sürücü. İsteğe bağlı 2 ve 4 MB ftash bellek DIMM'leri.




Yönetim:
Geliştirilmiş HP JetAdmin yazıcı yönetim yazılımı standarttır ve kolay kurma, kullanım ve yönetim sunar. HP JetDirect baskı sunucusu, Windows NT dosya sunucusu, Novell NetWare dosya sunucusu veya yerel paralel port aracılığıyla bağlanmış tüm HP LaserJet 8000 yazıcıları için HP JetAdmin yaygın gerçek zamanlı diyagnostik, uzaktan görünürlük ve yazıcı denetimi sunar. Microsoft Windows NT workstation 3.x/4.x, Windows 95/9x, Windows 3.1x, Macintosh, IBM OS/2 Warp ve MS-DOS üzerinde standart yazıcı özellikleri için geliştirilmiş sürücü desteği. Internet Installer yazıcı sürücülerini otomatik olarak güncelleştirir. Tüm yazıcı yazılımları ve sürücü işlevleri tek bir CD-ROM üzerindedir. Novell ve Windows NT için DocWise ve Tool Box işlevleri. Ağ yönetimi uyumu için SNMP ve endüstri standardı yazıcı MIB'i ile uyumlu.

Bağlanabilirlik:
* HP LaserJet 8000 yazıcı:
İki yönlü, IEEE 1284 uyumlu paralel arabirim; isteğe bağlı HP JetDirect ve üçüncü kişi kartları için 3 adet açık EIO genişletme yuvası, EIO format disk sürücü.
* HP LaserJet 8000N ve 8000DN yazıcılan:
Ethernet 10/l00T kartı ve EtherTalk otomatik duyumlama için HP JetDirect kartı; iki yönlü, IEEE 1284 uyumlu paralel arabirim. Her yazıcı diller ve portlar arasında otomatik değiştirme sağlar.
* HP JetSend yetenekli.
Desteklenen standart ağ işletim sistemleri: Novell NetWare v3.11, 3.12, 4.x (IPX/SPX) Novell NDS ve NDPS (IPX/SPX) Novell IntranetWare Microsoft Windows 95 Networking (IPX/SPX), (TCP/IP) Microsoft Windows NT v3.5, 3.51, 4.0 (TCP/IP), (DLC/LLC), (IPX/SPX) Microsoft Windows for Workgroups v3.1, 3.11 (DLC/LLC) Microsoft LAN Manager V2.OC, 2.1, 2.2 (DLC/LLC) IBM OS/2 Warp v1.3, 2.0, 3.0, 4.0 (DLC/LLC) (TCP/IP) HP-UX v9.x,10.x; Solaris v2.3, 2.4, 2.5x; SunOS v4.1.3, 4.1.4; SCOUNIX V/386 v3.2, 42, 5.0; IBM AIX v3.2.5 ve yukarısı; MPE-iX v5.5 (TCP/IP) Line Printer Daemon (Ipd) Apple EtherTalk System 7 Artisoft LANtastic v7.0 ile PowerSuite (DLC/LLC).

Kağıt Kullanımı:
Toplam 3100 yaprağa ve 100 zarfa kadar kapasiteli en fazla beş girdi kaynağı. Standart 100 yapraklık Çok Amaçlı girdi tepsisi. Standart 500 yapraklık girdi tepsisi 2 ve 3. İsteğe bağlı 2000 yapraklık yüksek kapasiteli girdi aygıtı. İsteğe bağlı 2x500 yapraklık girdi aygıtı. Çeşitli çıktı seçenekleri: Standart çıktı kapasitesi 500 yaprak yüzü anağı,100 yaprak yüzü yukarı. İsteğe bağlı 5x250 bölümlü posta kutusu. İsteğe bağlı 5x250 yapraklık posta kutusu ve zımba. İsteğe bağlı 7x125 bölümlü masaüstü Posta Kutusu. İsteğe bağlı 100 zarflık güç besleyici. A3'e kadar yaprak kullanabilen DN paketinde İki taraftı baskı aksesuarı standart.

Yazıcı Dilleri:
HP LaserJet 8000, 8000N ve 8000DN yazıcıları: HP PCL 5e ve PCL 6 PostScript Level 2 emulation. Her yazıcı otomatik dil değiştirme sağlar ve JetSend aracılığıyla iletişim kurar.

Kağıt:
- Kopya, bond, özel uygulama, geri kazanılmış kağıt ve saydamlar: Standart Çok Amaçlı tepsi 60-199 g/m2. Tepsi 2 ve 3-60-105 g/m2.
- İsteğe bağlı 2000 yapraklık tepsi. İsteğe bağlı 2x500 yapraklık girdi aygıtı ve duplexer-60- 105 g/m2. Tepegöz slayt ve etiketleri lazer yazıcılarda Çok Amaçlı tepsi yoluyla kullanılacak Şekilde tasarımlanmıştır.
- Zarflar 60-105 g/m2.




Kağıt Boyutları:
- Çok Amaçlı Tepsi, Asgari boy-98 x 191 mm, Azami boy-297 x 450 mm
- Tepsi 2 A4, Mektup, Legal
- Tepsi 3 A4, Mektup, Legal, A3
- İsteğe Bağlı 2000 yapraklık giriş tepsisi: Mektup, Legal A4, A3
- İsteğe Bağlı 2x500 yapraklık giriş
- Tepsi 4 A4, Mektup, Legal Tepsi 5 A4, Mektup, Legal, A3.

Zarf Tipleri:
No.10 normal -241 x 105 mm (237 x 100 mm baskı alanı) Monarch-191 x 98 mm (186 x 94 mm baskı alanı) DL-220 x 110 mm (216 x 106 mm baskı alanı) C5-229 x 162 mm (225 x 158 mm baskı alanı) B5-250 x 176 mm (246 x 172 mm baskı alanı)

Baskı Yönü:
- Dikey, yatay, ters dikey ve ters yatay.
- Delikli kaşıt yeteneği.

Kontrol Panosu:
2x16 arkadan ışıklandırılmış ekran ve menülerde iled veya geri gitmek için 'rocker' anahtarları. Yazıcıda (Banla) düğmesi ve (İş İptal) özelliği. Yazıcıdan yazı tipi seçimi. Mesajlar 17 dilde gösterilebilir: Danimarkaca, Hollandaca, İngilizce, Fince, Fransızca, Almanca, İtalyanca, Norveççe, Lehçe, Portekizce, İspanyolca, İsveççe, Türkçe, Rusça, Macarca, Çekçe ve Katakana.

Güç İhtiyaçları:
Kaynak:100-127 volt (+/-%10) veya 220 veya 240 volt (+/-%10). Yazıcının voltaj yelpazesi yazıcının satın alındığı ülkeye bağlıdır. Frekans: 50 veya 60 Hz (+/- 2 Hz).

Güç Tüketimi:
Basarken - 285 - 300 watt (ortalama). Beklerken-90 -100 watt (ortalama). Powersave - 35 - 45 watt (EPA Energy Star).

Boyutları (ExYxD):
540x540x520mm

Ağırlık:
45 kg

Görev Devri:
Ayda 130.000 sayfaya kadar.



PC NET DERGİSİNİN TESTLERİ:


PCnet test merkezi piyasada bulunan birbirine benzer tam 10 yazıcıya test labaratuarlarında ter döktürttü. Piyasada yer alan birbirine yakın fiyatlı farklı 10 yazıcının performans ve fiyat / performans kıyaslaması pcnet test merkezinde okuyucuları için yapıldı.

Ucuzlayan yazıcı fiyatları sayesinde yazıcı sahibi olabilmek kolaylaşıyor. Bir sene öncesine kadar 1000 $ civarında bulunan yazıcı fiyatları 500-600 $ civarına düşmüş durumda. Ev ve ofislerde kullanılan yazıcılar iki farklı türde baskı tekniği kullanıyorlar. Bunlardan ilki inkjet adı verilen mürekkep püskürtme tekniği kullanarak basım yapan yazıcılar. Bu yazıcılar lazer yazıcılara göre daha yavaş ve daha kalitesiz çıkış üretiyorlar. Ink-jet yazıcıların en önemli özelliği istenirse renkli istenirse de siyah baskı basabilmesi. Ink-jet yazıcı fiyatları lazer yazıcılara göre daha düşük olarak piyasa da yer alıyor.

Lazer yazıcılarsa dakikada 6 sayfaya ulaşan baskı hızları ve net ve dağılmayan baskı teknikleriyle daha pahalı bir tercih olarak kullanıcıların karşısına çıkıyor. Bu yazıcılar istenirse aydınger adı verilen şeffaf ışık geçirebilen malzemeler üzerine de baskı yapabiliyor. Bu yazıcılar kağıt üzerine püskürttükleri siyah boyayı lazer ışığıyla yakarak baskı elde ediyorlar. Lazer yazıcılar çözünürlük ve hassasiyetlik derecesi olarak ink-jet yazıcılara üstünlük sağlıyorlar.

Nasıl test edildi?
Tüm yazıcılar Corel Draw 8.0 kullanılarak hazırlanan bir grafik kullanılarak test edildi. Grafik dosyası üzerinde yer alan %100'den %10'a kadar yelpazelenen siyah tonlamalar kullanılarak yazıcının tonlama ve çözünürlük kabiliyeti değerlendirildi. Ayrıca grafik üzerinde yer alan dairesel çizgiler kullanılarak yazıcının farklı açılardaki çizgileri nasıl basabildiği değerlendirildi. Tüm değerlendirmeler 5 üzerinden yapıldı. Tüm yazıcılara 10 adet aynı sayfanın basımı yaptırılarak ilk başlama süresi ve 10 sayfanın basım süreleri ölçüldü. Basılan sayfalar arasındaki ton farkları değerlendirilerek yazıcının Dram kalitesi ve leke testi yapıldı. Yazıcıların hafıza miktarları hemen hemen hepsinde aynı olduğundan dolayı dikkate alınmadı. Test edilen tüm yazıcılar Windows 98 üzerinde GDI mod adı verilen ve bilgisayarın kendi Ram'ini kullanan modda test edildiler. Test bilgisayarı olarak Pentium II 266 işlemcili 64 Mb Ram'e sahip PCnet test bilgisayarları kullanıldı.

1 HP 6L
Hewlett Packard'dan masaüstü bilgisayarlar için dört dörtlük bir lazer yazıcı. HP 6L yazıcısı gerçek 600 dpi çözünürlüğü sayesinde hem yazılarda hem de tramlı grafik dosyalarında tatmin edici sonuçlar elde ediyor. Paketinden çıkan Türkçe yazılımı sayesinde oldukça kolay olarak kullanılabiliyor. Yazıcının üzerinde led ve fonksiyon tuşu yer alıyor. İki farklı kağıt girişi sayesinde farklı yuvalardan farklı kağıt türlerini kullanabiliyor. Kağıt çıkışı sayısının iki olması sayesinde basılan kağıt masaüstünde yada yazıcının kağıt biriktirme bölgesine çıkarılabiliyor. Detaylı anlatıma sahip kitapçığı sayesinde her türlü bilgi ve problem çözümüne kolaylıkla ulaşılabiliyor. Basım hızı açısından teste katılan yazıcılar arasında üstlerde yer alıyor. Yazıcının çıkış kalitesi açısından testteki diğer yazıcılar arasında üstlerde yer alıyor. Tonlamalı basım testinde %10'luk siyah tonlamasında en iyi sonucu elde etti. Dairesel çizgi testinde en düzgün çizgileri kırılma yapmadan basabildi. Dram testinde printer basılan 10 ayrı sayfada da tam olarak istenilen baskı kalitesini elde edebildi.

2 Lexmark Optra E+
Lexmark Minolta yazıcılarla aynı dış görünüşe sahip. Yazıcı kağıdı üstten alıp alttaki kağıt çıkışından çıkarıyor. Lexmark tek giriş ve tek çıkışa sahip. Paketinden İngilizce bir kullanım klavuzu çıkıyor. Pakette 3 disket ve bir de CD yer alıyor. CD'de yazıcının sürücüleri yer alıyor. Lexmark yazıcı tonlama testlerinde başarılı olsa da %10 siyah tonlamalı testte baskı kalitesi pek tatmin edici değil. Dairesel çizgi testinde yazıcı teste katılanlar arasında üstlerde yer alıyor. Dram testinde basılan 10 ayrı sayfada da aynı neticeyi elde etti. %100'lük siyah baskıda oldukça doyurucu sonuçlar elde etti. Lexmark tüm sonuçlarda ortalama dereceler elde etti.

3 Minolta PagePro 6
Minolta uygun fiyatlarla tatmin edici sonuçlar üretiyor. Bu yazıcı da dış görünüş açısından Lexmkark ve diğer Minolta yazıcılarla aynı görünüşe sahip. Paketinden kullanım klavuzu ve disketler çıkıyor. Kullanım klavuzunda Türkçe bilgiler de yer alıyor. Sayfa basma hızı olarak teste katılan tüm yazıcılar arasında üstlerde yer alıyor. Tonlama testlerinde pek başarılı olamadı. %100 ve %60 siyah arasında gözle çok az fark edilebilecek bir fark oluşuyor. Sayfada yer alan diğer siyah tonlamalarda da gözükmesi gereken tonlama tam olarak yakalanamıyor. Dairesel çizgi testinde başarılı olabiliyor. Dram testinde basılan tüm sayfalarda %60 siyah tonlamalarda lekeler oluşturuyor. Yazı ve orta miktarda grafik içeren sayfalar basılacaksa tercih edilmesi gereken ideal bir yazıcı. Aydınger gibi kağıttan farklı medyalarda baskı lekeli ve tonlamada hatalı olabilir.

4 Minolta PagePro 6ex
Minolt yazıcı ailesinin en başarılı üyesi. Diğer Minolta'larla aynı görünüşe sahip. Tek farkı kağıt konması için ayrı bir kağıt çekmecesi içeriyor olması. Paketinde Türkçe anlatıma sahip bir kullanım klavuzu ve 8 disket yer alıyor. Bu Minolta'da da tonlamalarda pek başarılı olamadı. Tonlama testinde yer alan %100 siyahla %60 siyah arasında gözle görülebilir çok az fark yer alıyor. %10 tonlamalı siyah testinde teste katılan tüm yazıcılar arasında en iyi iki sonuçtan birini gerçekleştirdi. Dram testinde de diğer Minolta'da olduğu gibi basılan 10 farklı sayfada da lekeli tonlamalar yaptı. Dairesel çizgi testinde çizgilerde çok az da olsa kırılmalar yaşandı. Bu Minolta yazıcı da yazı ve orta miktarda grafik basılacak olan sayfalarda tercih edilerek kullanılmalıdır. Tramlı baskıda tonlamayı tam olarak yapamadığından aydınger gibi kağıttan farklı malzemelere baskı yapılırken tercih edilmemelidir.

5 Minolta PagePro 6L
Minolta'dan ortalama bir ev yazıcısı. Minolta 6L modeli hem ev hem de küçük ofisler için ideal bir çözüm oluşturuyor. Türkçe anlatıma sahip bir kullanım klavuzu bulunuyor. Bu Minolta'da diğer Minolta'larla aynı dış görünüşe sahip. Kağıt girişi üstten yapılıyor. Basılmış kağıt çıkışı ise yazıcının ön kısmında yer alan panel açılarak elde ediliyor. Bu Minolta'da da aynı diğer Minolta'larda olduğu gibi tonlamalarda başarılı olamıyor. Test kağıtlarında %100 ve %60 siyah tonlamalar arasındaki fark gözle zor farkedilebiliyor. Minolta 6L bunun dışında %10 siyah tonlamalı testinde başarılı olabiliyor. Dram testinde diğer Minolta'lar gibi lekeli sonuç elde ediyor. Dairesel çizgi testinde tüm çizgiler hiç kırıksız gayet net olarak görülebiliyor.

6 Canon LBP 660
Canon'dan Windows altında çalışan Windows yazıcısı. Canon üzerinde hiç bir tuş yada led yer almıyor. Yazıcı bilgisayara takıldığında otomatik olarak çalışıyor. Paketinden 3 disket ve Türkiye'de tercüme edilmiş fotokopi bir kitapçık çıkıyor. Yazıcının programı kullanıcıya baskı işleminin ne aşamada olduğunu hem sesle hemde animasyonla belirtiyor. Yazıcının sürücüleri yüklendikten sonra yazıcı belirtilen sürelere göre kendini kapatıp güç koruma moduna giriyor. Yazıcının üzerinde hiç bir tuş ve led yer almaması yazıcının durumu hakkında kullanıcının bilgi sahibi olmasını dışarıdan engelliyor. Canon yazıcı dram testinde oldukça başarılı oldu. Test için basılan 10 sayfada da tam ve lekesiz sonuçlar elde etti. Yazıcının %10 siyah tonlamalı testte kullandığı noktalar rakiplerine göre biraz büyük kalıyor. Dairesel çizgi testinde de elde ettiği sonuçlar oldukça tatmin edici. Canon LBP 660 fiyatı ve özellikleri ile hem grafik hem de yazı basmak için kullanıcılar için ideal.

7 Oki 600ex
Oki'den masaüstünde fazlaca yer kaplayan bir printer. Normalde az yer kaplasada kağıt giriş ve çıkışını düzenleyen paneller açıldığında masaüstünde uzunca bir yer kaplıyor. Oki 600ex teste katılan yazıcılar arasında hız açısından sonlarda yer alıyor. Paketinde 4 disket ve Türkçe bilgiler içeren bir kitapçık yer alıyor. Yazıcının kullanılmasını sağlayan program Türkçe olduğundan kullanımda kolaylık sağlıyor. Üzerinde yer alan led ışığı yazıcının bulunduğu durum hakkında bilgi veriyor. Yazıcı %10'luk siyah testinde teste katılan yazıcılar arasında üstlerde yer alıyor. Dairesel çizgi testinde yer alan çizgilerde yer yer kırılmalar olduğu göze çarpıyor. Dram testinde basılan 10 farklı sayfada ton farklılıkları ve bazı lekeler göze çarpıyor. Tonlama testinde bu yazıcıda da %100 ve %80 siyah tonlamlar arasında hemen hemen hiç bir fark gözükmüyor.

8 Oki 4w Plus
Oki'den masaüstünde oldukça az yer kaplayan bir printer. Teste katılan tüm yazıcılar arasında en az yer kaplayan sempatik görünüme sahip bir yazıcı. Bu Oki yazıcı da baskı hızı açısından teste katılan yazıcılar arasında sonlarda yer alıyor. Paketinde 4 disket ve Türkçe bilgiler içeren bir kitapçık yer alıyor. Bu Oki'de de yazıcının kullanılmasını sağlayan program Türkçe olduğundan kullanımda kolaylık sağlıyor. Üzerinde yer alan led ışığı yazıcının bulunduğu durum hakkında bilgi veriyor. Oki 4w Plus %10'luk siyah testinde teste katılan yazıcılar arasında ortalarda yer alıyor. Dairesel çizgi testinde yer alan çizgilerde fazla kırılma olduğundan dolayı grafik içeren dosya basımlarında başarılı olamıyor. Dram testinde basılan 10 farklı sayfada diğer Oki'de olduğu gibi ton farklılıkları ve bazı lekeler göze çarpıyor. Tonlama testinde bu yazıcıda da %100 ve %80 siyah tonlamalar arasında hemen hemen hiç bir fark gözükmüyor.

9 Panasonic KXP6500
Teste katılan iki Panasonic yazıcıdan birisi. Tüm testlerde en hızlı sonuçları elde etti. En hızlı olmasına karşın test kağıtlarında aynı ölçüde başarılı olamadı. Paketinden Türkçe bir kullanım klavuzu ve 3 disket çıkıyor. Bu yazıcı dik olarak masa üstünde az yer kaplıyor. Yazıcının üzerinde yer alan led ve tuş sayesinde yazıcının bulunduğu durum hakkında bilgi alınabiliyor. Yan kısmında yer alan kağıt giriş paneli açıldığında normal bir lazer yazıcıyla hemen hemen aynı yeri kaplıyor. Tonlama testinde tonlamaları en başarılı yapan yazıcı olarak seçildi. Dram testinde basılan 10 farklı kağıtta lekeler ve farklılaşmalar olduğu gözlendi. Dairesel çizgi testinde testteki en kötü sonuçları elde etti. %10 siyah tonlama testinde testteki diğer yazıcılar arasında ortalarda yer alıyor. Panasonic KXP 6500 ortalama ihtiyaçları karşılamak için düşünülebilecek fazlaca ucuz olmayan bir yazıcı.

10 Panasonic KXP6100
Teste katılan yazıcılar arasında 600 dpi olduğu söylense de 300 dpi gibi çalışan bir yazıcı. Paketinde Türkçe kullanım klavuzu yer alıyor. Ayrıca paket içerisinde yazıcının sürücülerini içeren 3 adet disket yer alıyor. Bu yazıcı da Panasonic KXP6500 gibi masaüstünde dik olarak yer kaplıyor. Baskı hızı açısından da KXP 6500 kadar hızlı baskı yapabiliyor. Panasonic KXP 6100 yazıcı %10 siyah tüm tonlama testlerinde oldukça başarısız oldu. Dram testinde bastığı tüm sayfalar aynı kalitedeydi. Dairesel çizgi testinde basılan tüm çizgilerde kırılar vardı. Bu yazıcıyı sadece yazı ve metin basmak için tasarlanmış. Testte yer alan metin çıkışlarında teste katılan yazıcılarla hemen hemen aynı kaliteyi yakaladı. Bu yazıcı aydınger üzerine baskı sonuçlarında oldukça başarısız oldu.
Mesaj02.07.2008, 13:07 (UTC)    
Mesaj konusu:

TARAYICI

Tarayıcının Çalışma Prensipleri

TARAYICI

Bir tarayıcı fotoğraf gazete kupürü gibi resim veya grafikleri sayısallaştırabilmenizi sağlar. Eldeki resim ışığa duyarlı yarıiletken elemanlar (LDR’ler) tarafından taranır. Bu elemanlardan alınan işaretler RAM’a yazılacak byte dizileri haline getirilir. Dizi buradan ekrana aktarılır veya bir dosyaya saklanır.
Bir tarayıcıyı kurmak

Bir tarayıcıyı kullanmak için tarayıcı tarafından okunan bilgiyi PC’ye aktaracak özel bir arabirim kartına ihtiyaç vardır. Bu da genellikle 8 bitlik bir kart olduğundan bir kısa genişleme yuvası tarayıcı kurmak için yeterli olacaktır. Farklı tarayıcı üreticileri tamamen farklı veri aktarma yöntemleri kullanmaktadırlar. Bu nedenle tarayıcıyı başka bir üreticinin ara birim kartıyla çalıştırmak mümkün değildir. Bu durumda tarayıcının bağlacının (connector) arabirimine uymadığını da gözle görürsünüz.

Bir çok tarayıcı ara birim kartı DMA (Direct Memoıy Access / Doğrudan Bellek Erişimi) sistemini kullanır Bunun anlamı kartın tarayıcının gönderdiği bilgiyi ayrılan bir bellek alanına yerleştirmesidir. Çalışan yazılım daha sonra veriye bu alandan erişir. Bir çok arabirim kartı bir atlama (jumper) ayarlaması ile DMA kanalının seçilmesine izin verse bile genellikle varsayılan (default) ayarın değiştirilmesine gerek kalmaz.

Bir çok kart üreticisi tarafından doğru şekilde ayarlanmıştır. Eğer sisteminiz tarayıcınızı kurduktan sonra DMA çakıştırılmasıyla karşı karşıya kalırsa tarayıcı kartınızdaki ayarlarda bir başka DMA kanalını seçmelisiniz. Ne yazık ki bu işlem tarayıcıya bağlı olarak değişir. Bu nedenle varsayılan konfigürasyonu değiştirmeniz gerekirse tarayıcıyla verilen dokümanı okuyunuz. Eğer kartı hangi konfigürasyonda çalıştırmanız gerektiğinden emin değilseniz çekinmeden değişik ayarları deneyiniz. Ancak bir değişiklik yapmadan önce mevcut ayarları bir kenara yazmayı unutmayınız.

Genellikle ikinci bir anlatma ayarı da tarayıcı kartının bağlantı noktası (port) adresinin seçilmesini sağlar. Yine, varsayılan ayarlar genellikle doğrudur. Sadece eğer sisteminizde bir ağ kartı veya bir modem kartı gibi çakışma yaratabilecek genişleme kartları varsa bu kartlardan birinin bağlantı noktası ayarını değiştirmeniz gerekebilir.

Genellikle eski tarayıcı sistemlerini kullanmak için hazırdaki bir donanım kesmesi (IRQ) gerekir. Bu durumda 8-bitlik bağdaştırıcı kartlarıyla problemler yaşayabilirsiniz. Buradaki Problem ek bağlantı noktalan yerleştirirken karşılaşılanın aynısıdır. 8-bitlik bir yuvada sadece 8 IRQ kullanılabilir ve bunlar genellikle halen kullanılıyordur. Çakışma genellikle ya olması gerektiği gibi IRQ7’yi veya diğer durumlarda IRQ5’i kullanan yazıcı arabirimiyle olur. Öyle ise tarayıcımızı yazıcı arabiriminin kullanmadığı bir kesmeye ayarlamalısınız. Eğer elinizde hangi kesmelerin kullanıldığını gösteren bir test programı yoksa önce IRQ5’i denemenizi öneririz.

Ayrıca tarayıcımız belki ikinci seri bağlantı noktasının (COM2) kullandığı IRQ3 kesmesini paylaşarak da çalışabilir.

Bir kartın bağlantı noktası adresini, DMA kanalını veya bir IRQ değiştirdiyseniz yeni ayarlan aktifleştirebilmek için kullanmakta olduğunuz yazılımın tamamını yeniden yüklemek veya yeniden düzenlemek zorunda kalabilirsiniz. Özellikle ağ kartlarındaki değişiklikler karmaşıktır. Bu durumda bütün ağı yeniden kurmanız gerekebilir. Bunun için ağ kartında bir değişikliği ancak diğer kartların ayarlarıyla oynayarak, ki burada söz konusu tarayıcı kartıdır, problemi çözemiyorsanız yapın.

Kaliteli bir tarayıcı seçmeden önce DPI ve gri seviyesi terimlerini anlamanız gerekir. Bu terimleri aşağıdaki örnekle açıklayanız.

Diyelim ki 10*10 inch (24.5 * 24.5 cm) boyutlarında bir resmi 800 DPI (Dost Per Inch / Inch Başına Düşen Nokta) çözünürlükte ve 256 gri seviyesi ile taramak istiyorsunuz. Bunu yapmak için 64 MB boş belleğe ihtiyacınız olacaktır. 256 gri seviyeli bir görüntü piksel (dot) başına bir bayt gerektirir. Böylece yukarıda bahsedilen resim toplam 64 milyon (8000 * 8000) pikselle taranacaktır.

Eğer bu resmin bu çözünürlükte bir baskısını istiyorsanız yazıcınızın 256 gri seviyeyi gösterebilmesi için her piksel başına 16 * 16’lık bir matrisi basabilmelidir. Bu gereklidir çünkü yazıcılar gri seviyeleri ancak değişen sıklıkta noktalar basarak oluşturabilirler. 300 DPI çözünürlüğü olan bir lazer yazıcı dahi kullanılsa ortaya çıkan baskının eni ve boyu 8000 * 16 /300 veya yaklaşık 430 inch (10 metre) olurdu.

Sonuçta çıktınız 100 metrekare bir alanı kaplardı ve 1970 sayfa tutardı. Dakikada 4 sayfa baskı hızında bütün resmin basılması sekiz saatten fazla sürerdi.

Yukarıdaki örnekle anlatmaya çalıştığımız gibi iyi bir tarayıcı ille de müthiş çözünürlüklerle veya gri seviyelerle karakterize edilmez. Bir tarayıcı bu yeteneklere sahip olsa bile PC sisteminden beklentileri PC’nin boyunu aşar. Bu yetenekler ancak posta pulu büyüklüğünde resimler sayısallaştırıp sonra büyütecekseniz yararlı olabilir. Birçok durumda 300 DPI çözünürlükte ve 16 gri seviyeli bir tarayıcı yeterli olmaktadır. Bu çözünürlükte mümkün olan sonuçlan düşünürseniz hiç gri seviyesi olmayan (siyah beyaz) bir tarayıcıya da karar verebilirsiniz.

İyi bir tarayıcının göstergelerinden biri de tarayıcıyla birlikte gelen yazılımdır. Genellikle bu bir tarayıcının en moral bozucu özelliğidir. Sıklıkla yazılım uzatılmış (extended) bellek kullanamaz, veya taranan resmin belli kısımlarını sabit diskinizde saklayamaz.

Bu programlarla kullanılan alışılmış belleğin sınırlı olması nedeniyle oldukça küçük resim formatları taranabilir. Bunun için tarayıcıyla birlikte gelen yazılımın üreticinin reklamlarında söylediği performansı gösterip göstermediğini her zaman belirlemelisiniz.

Bazı el tarayıcılarının yararlı bir aksesuarı da dokümanları düzgün bir doğru takip ederek taramanızı sağlayan kılavuz cetvelidir. Bu basit alet görüntü kalitesini önemli ölçüde arttırmaktadır.

Yakın bir zamana dek çok fazla kullanılmayan tarayıcılar, özellikle multimedia, yayıncılık ve tasarım gibi uygulamaların gelişmesine paralel olarak hızla yayıldı Klavye, fare vb. veri giriş aygıtlarıyla, metinleri, harfleri ve rakamları bilgisayara aktarmak mümkündür ama, görüntüler söz konusu olduğunda klasik veri giriş yöntemleri işe yaramaz. Giderek görüntülerin de standart veri türleri arasına girmesi ve PC’lerde grafik ortama geçilmesi, tarayıcıları yaygınlaştırdı. Tarayıcıların daha önceden, bugünkü kadar popüler olamayışlarının bir sebebi de, taranmış görüntülerin bellekte çok fazla yer tutmasıydı. Bir kitap dolusu metin, sabit diskinizde (kitabın boyutlarına göre) 100 ya da 300 KB’lık yer kaplarken, taranmış bir görüntü 5-10-20, bazen 50 MB (resmine göre!) yer tutabiliyor.

Tarayıcıların çalışma ilkeleri basittir. Taranacak nesne (kağıt), üst tarafından alta doğru satır satır ışığa duyarlı elektronik elemanlar tarafından taranarak sayısallaştırır. Tarayıcının daha iyi yapılabilmesi için nesne, bir ışık kaynağı ile aydınlatılır. Taranması istenen görüntü, üzerinden ışık kaynağı geçtikten sonra bir mercek aracılığıyla, fotoelektrik hücrelerden oluşmuş bir görüntü algılayıcı (image sensor) üzerine düşürülür. (Yani, ışık değerleri ölçülür, ölçüm değerine göre bir voltaj değeri üretilir.) Değişen voltajlarda elektrik impals üreten bu algılayıcı, daha ışıklı ve daha açık tonlardaki desenleri yüksek voltajla, koyu desenleri ise düşük voltajla gösterir. Analog voltaj sinyali, bir tür modem gibi işleyen analog-sayısal dönüştürücü yongası ile sayısallaştırılarak PC’nin belleğine aktarılır. Sinyaller, görüntü dosyası formatında disk ortamına kaydedilir. Daha sonra bu dosya üzerinde görüntü programları ile işlem yapabilirsiniz...

Tıpkı monitörler ve lazer yazıcılar gibi, tarayıcılarda da görüntüler çok küçücük noktalardan oluşur. Yani aynı şekilde, birim alana düşen nokta sayısı ne kadar yüksekse, elde edilen görüntü o kadar kaliteli olacaktır.

Günümüzde profesyonel yayıncılıkta kullanılacak bir tarayıcının çözünürlüğü en az 2400 dpi olmalıdır. Multimedia gibi uygulamalarda ise, taranan resimler basılmayacağı, sadece ekranda görüneceği için daha düşük çözünürlükle yetinilebilir.

Tarayıcılar, sadece çözünürlüklerine göre değil, algılayabildikleri renk sayısına göre de farklılık gösterirler. Renkli görüntüler bilgisayarda çok daha fazla yer tuttuğu için, genellikle ve sıkıştırma programları da kullanılır.

Profesyonel olmayan uygulamalarda, daha küçük boyutlarda olan el tarayıcıları kullanılabilir. Sayfa üzerinde gezdirilerek kullanıldıkları için el tarayıcılarının küçük bir üstünlükleri vardır: Bir kitaptan bir görüntüyü taramak istediğinizde, sayfayı yırtmak yada kesmek zorunda kalmazsınız... Ayrıca ucuz ve pratiktirler. Masa üstü tarayıcıları ise, tıpkı fotokopi makinesi gibi kullanmak zorundasınız.

0CR (Optical Character Recognition) Optik Karakter tanıma

Tarayıcıların getirdiği yeni bir olanak, görüntüler gibi yazıların da kağıttan bilgisayara aktarılmalarını sağlamalarıdır. Ancak, tarayıcı ile PC’ye aktarılan bir grafik dosyasına yazılan metinler, bilgisayar tarafından resim olarak görülür. Bir fotoğraftan farkı olmayan grafik dosyasının içindeki yazılar, 0CR (Optical Character Recognition; Optik karakter tanıma) adı verilen programlar vasıtasıyla çözümlenip metin dosyalarına çevrilir.

Böylece kağıt ortamındaki bir yazı, insan eliyle herhangi bir müdahaleye ve klavyeden tekrar veri girişine gerek kalmadan bilgisayara aktarılabilir. OCR programıyla ASCII metinlere dönüştürülen yazı üzerinde istenen şekilde işlemde yapılabilir. Üstelik, yazıların görüntü dosyası olarak değil de metin dosyası olarak saklanması çok daha az yer gerektirir.

Bilgisayarın kalıcı bellek kapasiteleri geliştikçe kağıt ortamındaki arşivler, tarayıcılar vasıtasıyla elektronik ortamlara aktarılıp saklanabilecek. Böylece istenen belgelere çok daha hızlı ulaşmak mümkün olabilecek, belgelerin zamanla bozulmasından dolayı oluşacak kayıplar kalkacak, bilgilerin işlenmesi kolaylaşacak, gerekli fiziksel saklama alanı azalacak...

Bunların hepsi iyi güzel de, bütün çabalara rağmen OCR yazılımlarının yüzde yüz hatasız çalışması mümkün değil hala!

OCR yazılımları genellikle karmaşık teknikler algoritmalar kullanır. Eski OCR teknolojisi, üst çizimde görülen matris yöntemine dayanırdı. Bu yöntem, taranan harfi bir matris içine yerleştirerek matrisin hangi hücrelerinin siyah olduğuna bakmaktan ibaretti. Elde edilen matris, harf kütüphanesindeki bir harf ile eşleştirilmeye çalışılıyordu. Fakat bu yöntemde farklı karakter tipleri (fontlar) büyük bir problem teşkil ediyordu; değişik fontlarla yazılmış yanı P harfi, matrisin değişik hücrelerinin siyah olmasına yol açıyor, bu da hatalara sebep oluyordu. Ortadaki çizim ise, “omnifont” adı verilen daha yeni bir teknolojiyi gösteriyor. Bütün fontları algılayabilen bu yöntem, harfleri bileşenlerine ayırıyor, bu bileşenleri içeren karakterleri yakalamaya çalışıyor. Örneğin P harfinin, dikey bir çizgi, bir daire ve bir yatay çizgiden oluştuğu varsayılarak bu karakteristikler taranan metinde yakalandığında P harfine çevriliyor.

Daha yeni bir teknoloji ise, “maksimum entropi” ilkesine göre işliyor: Taranmış metinde varolan lekelere yenilerini ekleyerek eski anlamsız lekelerden kurtulabiliyorsunuz!

Karakter tanıma, tek bir font söz konusu olduğunda çok daha kolay bir işlem. Oysa günümüz teknolojisi, bilgisayarın el yazısı dahil, pek çok değişik fontu da algılayabilmesini sağlamaya çalışıyor: PC’nizin, her bir fontun harflerini belleğinde tutup, “bu acaba Helveticanın a’sı mı, yoksa Times’in b’si mi?” diye tarama yapması hiç de kolay değil... Genelde, bizler, hangi fontla basılırsa basılsın, ne kadar güç okunur bir el yazısıyla yazılmış olursa olsun, harfleri tanırız ve karıştırmayız. Neden, çünkü tek bir harfin “a” mı yoksa “o” mu olduğunu anlayamasak da, cümlenin gelişi, dilimizin kelime haznesi yardımımıza koşar. “Bilgisayar” diye bir sözcük olmadığı için, a harfini 1 diye görsek bile sorun çıkmaz...

Bu durumdan hareketle, tek tek harflerden ziyade bütünden anlam çıkarmaya çalışan yöntemler geliştirildi. El yazısında da başarı sağlamaya çalışan bir yöntem harfleri topolojik özellikleri çözümleyerek belirliyor ve bu öğrendiklerine göre işlem yapıyor...

Karakter tanıma yazılımları, hata ortamını sıfıra indirmek için karmaşıklaştıkça daha fazla güç daha fazla hız gerektiriyorlar. Bu nedenle, yeni kuşak
PC’lerin, OCR uygulamalarında daha başarılı olacağı kesin
Önceki mesajları göster:   


Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group
Türkçe Çeviri: phpBB Türkiye & Erdem Çorapçıoğlu